Süleyman’ın Anahtarı ve Sihirin 8 Çeşiti


494
873 shares, 494 points

Ruhları ya da tanrıları, iyi ya da kötü amaçla çağıran büyücü, onlarla ilişki kurabilirse, onlara istediğini yaptırabilir, onların sınırsız güçlerinden yararlanabilirdi. Bir an gelirdi ki büyücü onunla özdeşleşirdi, onun ruhunu ve gücünü ödünç alırdı.

Mısır, büyü sanatının eriştiği bu büyü sistematiği, tüm büyücülerin yol ve yöntemidir. Buna “Gizemli söz sayesinde güçle özdeşleşmek” denir. Sırlar kapısını açan bir cins anahtar olan bu gizemli söz fikri, Mısır rahiplerinin büyücülere armağanıdır. Mısır rahiplerinin Gizli kutsal sözcükleri, daha sonra söz edeceğimiz Süleyman’ın Anahtarı ya da Mührü, Tanrı’nın Gizli adı ya da En Büyük adı, büyücülük kuramının temeli olmuştur. Bu ad, söylenemeyecek kadar gizlidir. Tanrı, insan, her şey ad varsa vardır, ad yoksa yoktur.[1]

Yahudilerin bildiği sırlardan bahsedilirken, “Adem’in Sırlar Kitabı” (veya İşaretler Kitabı), “Raziel’in Kitabı”, “Enuş’un Kitabı”, “Süleyman’ın Anahtarı”, “Aziz Abramel’in kitabı” gibi orijinalliği ve varlığı şüphe götüren kitaplardan bahsedilir. Söylencelere göre Yahudilere büyü sanatında yol gösteren kitaplar bu kitaplardır.[2]

“Süleyman’ın Anahtarı” (Goetia/Mefteah Şelamoh) ya da diğer adıyla Kral Süleyman majisi 15. -16. yüzyılda yazılmış ve British Museum’da bulunan birkaç el yazmasına dayanmaktadır. Toplu olarak adı Süleyman’ın Anahtarı, “Clavicula Salomonis” olan bu yazmalar 2 bölümden oluşur. 1. bölüm, Büyük Anahtar Hermetic Order of the Golden Dawn kurucularından S.L. MacGregor Mathers tarafından İngilizceye tercüme edildi ve ilk defa basıldı. Bu kitap, Milattan Önce 10. yüzyılda yaşamış Kral Süleyman tarafından yazıldığı iddia edilmektedir.[3]

Goetia isimli bu kitabın orijinali British Museum’da bulunmaktadır. Kitap, mikrofilmlere çekilerek dışarı çıkarılmıştır. Süleyman’ın Gizli ilimlerinin bir yorumu olan Goetia kitabı 17. yüzyılda İbraniceden Latin diline çevrilmiştir. Fakat 14. yüzyılda Reginald Scott isimli bir maji araştırmacısı bu kitabı o dönemde kendi diline çevirmiştir. Bu kitabın çevirileri “Ars Paulina”, “Ars Almadel” ve “Ars Notoria” isimleri altında Latin dillerinde çeşitli dönemlerde yayınlanmıştır.

Bilindiği gibi Hz. Süleyman, Yahudi tarihinin biricik altın çağında tahta oturuyordu, öldükten kısa bir süre sonra İsrail ikiye bölündü ve uzun sürgün ve dağılma dönemine girdi. Ünlü Süleyman tapınağını inşâ etmişse de, Hz. Süleyman, Yahudiler tarafından bir peygamber olarak değil de, bir kral olarak görülürdü. Bilgeliğiyle ünlü Kral Süleyman’da Hitit kanı vardı, karısı Mısır Firavun’un kızıydı. Güçlü bir majisyen olarak Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman efsanelerine adı geçti. Psişik yetenekleri çok güçlü bir varlık olan Süleyman’ın öte alemlerle görüştüğü ve tüm canlılarla irtibata geçebildiği söylenmekteyse daha sonra onun bu gücü pek çok büyü çalışmalarının da temel noktası haline getirilmeye çalışıldı.[3]

Ortaçağ Avrupa’sında “grimoire” denilen birçok büyü reçete kitapları satılıyordu. Bunlar çoğu para, şan, şöhret, mevki, aşk, şehvet, düşmana zarar vermek gibi abes konularda başarı vaat eden siyah büyü kitaplarıydı. Bir yandan büyücünün oruçlar ve riyazetler uygulamaları, İsa, Meryem Anaya, Azizlere, Tanrı’ya uzun dualar, haykırışlar sunmaları ön görürken diğer yandan çelişkili olarak Şeytan, ifritler ve cinler ordusu çağrılıp büyücünün en nefsi isteklerini yerine getirmek üzerine celp ve çağrılar uygulanıyordu. Grimoire’ler satmak üzere düzenlenmişti ve oradan buradan alıntılar yapılır tahrifatlar uygulanıp çarpıtılıyordu.

Yazarları tanınmış kişilere, Papalara, peygamberlere addediliyordu. Fakat her ne kadar grimoire’ler zaman zaman Süleyman’ın Anahtarından alıntılar yapmışsalar, Süleyman’ın Anahtarı bu sınıflandırmaya girmiyor. Menşei ne olursa olsun, kutsal metinleri andıran yetkin ve zengin bir dilde yazılmış ve Yahudi kökenlidir. Hıristiyan unsuru yoktur. M.S. 1. yüzyıl Yahudi tarihi yazarı Josephus, Süleyman’ın yazdığı ve çeşitli varlıkları çağırmak için reçeteler içeren bir kitaptan söz eder. Fakat “Süleyman’ın Anahtarı”, daha yakın bir tarihte yazıldığı inanılmaktadır.[4]

Clavicula Salomonis’e karşı çıkanların en büyük dayanağı Ortaçağ’da yapılmış bir sahtecilik eseri olduğu iddiası. Buna karşılık hermetikler arasında ateşli savunucuları da var. Hermetic Order of the Golden Dawn’ın kurucusu ve Mason olan Samuel Liddell “MacGregor” Mathers, ilk kez İngilizceye 1900’ün başlarında çevirdiğinden beri yazmalar tam bir fenomene dönüştü.

Clavicula Salomonis, sıradan ve satılması için Papalara, Azizlere aitmiş gibi gösterilen sahte Grimoire’lardan çok daha farklıdır. Kaldı ki Hıristiyanlıkla alakası yoktur, İncil’le bir bağı bulunmaz. Fakat içerdiği bilgiler Vatikan için sakıncalıdır.

Kaynaklar
[1] Evin Esmen Kısakürek-Arda Kısakürek, “Bizimkiler-Devletler”, s.60.
[2] Evin Esmen Kısakürek-Arda Kısakürek, “Bizimkiler-Hıristiyanlık”, s.56.
[3] astroset.com/bireysel_gelisim/ezoterizm/ezoterizm22. htm
[4] Mustafa Karnas, “Goetia: Hz. Süleyman’ın Tılsımlar Kitabı”, Crea Kitap, ھubat 2012.
[5] definesohbeti.com/showthread.php/8967- Hz. Sأ¼leyman-ؤ±n-Anahtarؤ±
[6] aksiyon.com.tr/kapak/buyu-kara-sektor_502978

SİHİRİN 8 ÇEŞİDİ

Sihir çeşitlerini belirlemek kolay değildir. Bununla beraber Fahreddin Râzî tefsirinde sihrin sekiz çeşidini saymıştır. Bazı açıklamalar ile oradaki bilgilerin özeti şöyledir:

The Oracle; Camillo Miola (Biacca) (Italian (Neapolitan), 1840 – 1919); 1880; Oil on canvas; 108 x 142.9 cm (42 1/2 x 56 1/4 in.); 72.PA.32
  1. “Gildânî Sihri” ki, semavî kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımı yoluyla meydana getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Gildânîler eski bir kavim olup, yıldızlara taparlar ve bu yıldızların kâinattaki olayları yönetip yönlendirdiğine, hayır ile şerrin, mutluluk ile bedbahtlığın bunlardan kaynaklandığına inanırlardı. Bunların tılsım adı verilen bazı acayip şeyler yaptıkları söylenmektedir. İbrahim Peygamber, bunların bu batıl inançlarını düzeltmek için gönderilmişti ki, bunlar başlıca üç fırka idiler: Bir kısmı kâinatın ve yıldızların kadîm (öncesiz) olduğuna ve kendiliğinden var olmuş bulunduğuna kanî idiler ki, bunlar bilhassa “sâbie” adıyla tanınmış idiler. Zamanımızın deyimiyle kâinatın ezelî olduğuna inanan bir çeşit materyalistler demektir. Anlaşıldığına göre gök ve tabiat bilimlerinde bir hayli ileri gitmişler ve bazı sanayi gariplikleri meydana getirebilmişlerdi. Diğer bir kısmı, feleklerin ulûhiyetine kâil olmuşlar ve her bir felek için bir heykel yapmışlar ve bunlara tapmışlardı. 3. bir kısmı da feleklerin ve yıldızların üstünde ve ötesinde her şeyi yaratan fail-i muhtar (istediğini yapabilen) bir yüce yaratıcının varlığını kabul ederler, fakat o yüce yaratıcının, o yıldızlara bu âlemde etkileyici bir kuvvet bahşetmiş ve kâinatın yönetimi için onları görevlendirmiş bulunduğuna inanırlardı. Bu inanç şekli de çoğunlukla tabîiyyûn mezhebine (rabîiyyeciler = naturalizme) benzemektedir. Bize kalırsa, bu sihirde tabîiyyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.
  2. Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin sihirleridir. Bunlar öyle sanırlar ki, insanın ruhu terbiye ve tasfiye ile kuvvetlenir ve tesir gücünü arttırır. İdraki, gizli kapalı şeyleri algılayacak derecede gelişir, iradesi de kendi dışında birtakım olayları etkileyecek derecede güçlenir. O zaman istediği birçok şeyleri yapar, eşyada, canlılarda ve diğer insanlarda kendi bedenindeki gibi tasarruf eder. Hatta o dereceye varır ki, bir irade ile bünye ve şekilleri değiştirebilir: İsterse öldürür ve yeniden diriltir, varı yok, yoku var edebilir. Gerçekten de beden terbiyesi gibi ruh terbiyesinin de birçok faydası olduğu inkâr edilemez. Fakat ruhun bu derece güç kazanması, bir ilâhî ihsan olmadan, yalnızca çalışmayla elde edile bilir bir şey olduğunu farz etmek evhamdan öte bir şey değildir. Birtakım kimseler, riyazat, havas, rukye, muska, uzlet ve benzeri bazı yollara başvurarak, ruh ilminin bazı garip olayları ile uğraşırlar ki, manyetizma, hipnotizma, fakirizm ve diğerleri bu cümleden şeylerdir. Sihrin en aldatıcı ve en tehlikelisi de budur.
  3. Ervah-ı ardıye (cinler)den yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki, azâim ve cincilik dedikleri şey budur. Mutezile ve son devir filozoflarından bazıları cinleri inkâr etmişlerse de bunlar kısa görüşlü ve inkârda aceleci kimselerdir. Sanki kâinatta ruhanî ve cismanî hiçbir gizli kuvvet kalmamış da hepsi keşfedilmiş ve sınırları belirlenmiş gibi “cinlerin aslı yoktur” diye inkârı bastırmak, ilmî bir davranış olamaz. Bu inkârcıların bir kısmına “dünyada daha bilmediğimiz gizli kapaklı nice tabiat kuvveti vardır” deseniz, bunlar “evet” demekte tereddüt etmezler de aynı mânâda olmak üzere “cin vardır” deseniz, hemen inkâr ederler. Bunun için filozofların büyükleri cinleri inkâr etmemiş ve “ervah-ı ardıye” adıyla anmışlardır. Fakat bunlarla belli sebepler altında insanların ilişki ve bağlantı sağlayıp sağlayamayacakları ilmî bir şekilde tetkik edilip ortaya konmadan buna henüz hüküm verilemez. Fakat bundan dolayı bu yolla yapılan ve yapılacak sihirlerin varlığını inkâr değil, kabul etmek gerekir. Hatta bu günün ispirtizmacılarını bu cinlerden sayabiliriz. İşte sihrin en meşhurları buraya kadar saydığımız bu üç kısımdır.
  4. Tahayyülât, yani gözü yanıltmak ve el çabukluğu denilen sihirlerdir ki, bunlara sihirden çok hokkabazlık ve şa’beze adı verilir. Bunun esası duyuları aldatmadır. Bu tıpkı vapurda ve trende giderken sahili hareket ediyor gibi görmeye benzer. Buna Arapça “ahız bil’uyûn”, bizim dilimizde de “göz bağcılık” denilir. Bununla beraber göz bağcılığın daha gizli birtakım ruhî etkiler ile de ilişkisi olabilir.
  5. Hiyel-i sanâyi ile yapılan, aletlerden istifade ederek acaip şeyler göstermek sûretiyle ortaya konan sihirdir ki, Firavun’un sihirbazları böyle yapmışlardı. Rivayet olunduğuna göre, bunların ipleri, değnekleri civa ile doldurulmuş, altlarından ısı verilince ya da güneşin etkisiyle ısınmaya başlayınca ısınan ipler ve değnekler hemen harekete geçip kaymaya ve yürümeye başlarmış.

Zamanımızda fen ve tekniğin gelişmesi, gerek mekanik, gerek elektronik açıdan bunlara birçok misaller vermeye elverişlidir.

Sinemalar bunun çok canlı bir misalidir. Bunların halk üzerindeki hayalî olan etkileri bir sihir tesirinden daha az değildir. Hele işin aslını bilmeyenler için.

  1. Ecsam (cisimler) ve edviyenin, yani birtakım kimyasal maddelerin ve ilaçların kimyevî özelliklerinden yararlanarak yapılan sihirlerdir.
  2. Ta’lik-i kalp (kalbi çelme) suretiyle yapılan sihirdir. Sihirbaz şarlatanlık yaparak, türlü türlü övünme ile kendini satarak, muhatabını kendine çeker, bir ümit ya da korku altında onun kalbini çeler, kendine bağımlı kılar, duygu ve düşüncelerine etki ederek, telkin altına alır ve yapacağını yapar. “İsm-i azam duasını bilirim” der, “cin çağırırım” der, “kimya bilirim, simya bilirim” der, icabında hünerden, sanattan, paradan, kudretten, nüfuzdan, kerametten, ticaretten ve menfaatten bahseder, karşısındakini dolandırır. Telkin yoluyla kalpleri çelmenin işleri yürütmede, sırları gizlemede çok büyük tesiri vardır. En adisinden en maharetlisine kadar çeşitli dolandırıcılıklar hep buna bağlıdır. Sihrin öteki türlerinin etkili olması da aşağı yukarı sihirbazın bu
    konudaki becerisine bağlıdır denilebilir.
  3. Nemmamlık (koğuculuk), gammazlık (fitnecilik) gibi el altından yürütülen gizli fitne ve tezvirat; akla, hayale gelmez bozgunculuk, vasıtalı ya da doğrudan tahrikler ve aldatmalar ile yapılan sihirdir ki, halk arasında en bol ve en yaygın kısmı da
    budur.
    Buraya kadar saydığımız sekiz kısım sihir, dönüp dolaşır iki esasta toplanır: Birincisi sırf yalan, dolan ve sadece saçmalama ve iğfal olan söz ya da fiil ile etki yapan sihir, diğeri de az çok bir gerçeğin sû-i istimal edilmesiyle ortaya konan sihirdir.

Eski Topluluklarda Büyü
Büyü, çeşitli kavimlerde mevcuttu. Keldânîler’de, Keldânî büyüsü, her yere dağılmış olan perilerin tabiat hadiselerini vücuda getirdikleri itikadına dayanıyordu. Bazı yaratıklar şeytanî bir kuvvetle mücehhezdiler. Bununla beraber, bu kuvvet erkekten çok kadında bulunuyordu. Cadılar ve şeytanlar insanların bedenine girmek gücüne sahip idiler.

Mısır’da: Musa (as)’dan evvel Mısırlılar, kanunen caiz olan bir büyü kabul ediyorlardı. Ancak kanunen yasak olan büyünün her türlü icra usullerini daha az bilmez değillerdi. Sihirbazların hayata ve ölüme tasarruf ettiklerine, iyi ya da kötü cinleri yardım için çağırma gücüne sahip olduklarına ve tabiat kuvvetlerini diledikleri gibi kullanabileceklerine inanıyorlardı.

Uzak Şark’ta: Çinliler büyünün her türlüsüne karşı derin bir alâka besliyorlardı. Konfüçyüs’ten önceki dönemlerde Wu denilen bir tür cadı, devletin sosyal yapısında resmi bir mevki sahibi idi. Büyü usulleri arasında geleceği bilerek geleceğe ait konuları söylemeye, cinleri uzaklaştırmaya alışıyorlardı.

Yunan-Roma’da: Görünmez kuvvetleri beşerin iradesine mahkûm kılmak sanatı, Yunan-Roma medeniyetinde Şark’ta olduğundan daha az rağbet bulmuş değildi. Yunan sihirbazları daha çok kendilerine hizmet edebilecekleri ümidiyle yabancı ilâhlara müracaat ediyorlardı. Tesalya kıtası gizli sanatlara mensup en meşhur adamları yetiştirmekle meşhurdu. Büyü, imparator Ogüstüs zamanında, büyük bir ehemmiyet kazanmıştı.

Yahudilik’te: Sihre itikat pek revaçtaydı. Perileri davet etmek, şeytanları insanın iradesine mahkûm kılmak, her türlü harikalar, hulâsa medeniyette şöhret bulmuş itikatların bütünü Yahudilik’te mevcuttu. Yahudiler büyü formüllerinde, eski zamanlardaki geleneklerden ya da yabancı dinlerden gelen cin ve peri isimlerini almışlardır.

İslâm toplumlarında: Müslümanlardan bazıları büyüde Yahudilerden, Suriyeliler’den, İranlılar’dan, Keldânîler’den ve Yunanlılar’dan ders almışlardır. Tütsü, tılsım, muska, cadılık, fala bakmak vs. Hep oralardan gelmiştir. Müslümanlar cinlere inandıkları için bu inanç sihre inanmaya da yolaçabiliyordu. Resulullah (sav) “isabet-i ayn’a, yılan sokması ve genellikle hastalıklara karşı rukyayı yani duayı caiz görmüştür. Fakat büyü ile Hz. Muhammed’in (sav) duası arasında hiçbir ilişki yoktur. Bir takım fal kitapları vardır ki kelime ve harflerin suretiyle geleceği bilmeye çalışırlar.

Batı dünyasında: Bütün milletlerin arşivleri tetkik olununca, büyüye müteallik bu türlü inançlara rastlanır. Keltler, Tötonlar, İskandinavlar, Finler, Doğu milletleriyle bu konuda bir çok esaslı benzerlikler göstermektedirler. Bugün akıl ve mantığın ilerlemesiyle büyünün ortadan kalktığına inanmak pek cesur bir davranıştır.[1]

Evet değerli arkadaşlar 3. videonun sonuna geldik, 4. videoda Büyücünün yaptığı büyünün tutması ve varlıkların kullanabilmesi için yaptığı şirk görevleri öğreneceksiniz.

Kaynaklar
[1] Şamil İslam Ansiklopedisi

https://www.gizliilimler.org/


Like it? Share with your friends!

494
873 shares, 494 points

What's Your Reaction?

hate hate
476
hate
confused confused
95
confused
fail fail
762
fail
fun fun
667
fun
geeky geeky
572
geeky
love love
286
love
lol lol
381
lol
omg omg
95
omg
win win
762
win
Editor

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Ranked List
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF
Gif
GIF format