NUH TUFANI’NIN SIRRI ve HZ NUH’UN GİZEMLİ HAYATI – NEDEN HELAK OLDULAR ?


523
1.2k shares, 523 points

Tüm dünyanın yakından tanıdığı ve merak ettiği ayrıca barındırdığı sırlarla adından çok bahsettiren peygamberlerimizden bir tanesidir Hz Nuh. Peygamberlerimizin hayatını ve sırlarını ve bilinmesi gereken önemli detaylarını sizlerle paylaşmaya devam ediyorum, şimdi sıra geldi Hz Nuh’a. Hz Nuhun hayatı nasıldı, gemi için vahy nasıl geldi, hayvanlar nasıl eşleşip gelmeye başladı, Hz Nuhu öldürmeye çalışan kimdi ve hangi soydan geliyordu, Oğlu neden iman etmedi, hz nuhun inşaa ettiği gemi şimdi nerde ?
Bu videomuzda bu soruların cevaplarına ve çok daha fazlasına ulaşabileceksiniz.
İşte Hz Nuhun hayatı.

Nuh Aleyhisselam, İdris Aleyhisselam’dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine “Ülü’l-Azm” (Azm edilen) denilen 6 peygamberden ikincisidir. Bu 6 büyük peygamber şunlardır: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav).. Bunun nedeni kavminin Nuh tufanı diye adlandırılan gazap ile cezalandırılmalarındandır.
Nûh, Adem’den yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir. Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup, Allah Teâlâ’ya şirk koşmaktan kaçınırlardı. İbn Abbas’danşöyle rivayet edilmektedir: “Adem ile Nûh arasında on asır vardır. Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler.”
İbn Abbas ‘ın hadisinde, İslâm üzere on asırdan bahsedilmektedir. Bu on asırdan sonra, Nûh gönderilinceye kadar, insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir. Ayrıca, İbn Abbas ‘ın bu hadisi, tarihçilerin ve Ehl-i kitab’ın zannettikleri gibi, Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının söz konusu olmadığını da ortaya koymaktadır. Yani, tevhidden ilk sapma, Adem’den en az 1000 sene sonra olmuştur.[6] Yani az önceki hadis bu konuda yanılgıya düşmemize sebep olmaktadır.
Allah Teâlâ’ya şirk koşan bu putperest topluluk, aniden ortaya çıkmadı. İdris’ten sonra insanlar, onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardı. Bir zaman sonra insanların sevip uydukları bu salih kimseler ölüp gittiklerinde, kavimleri onları kaybetmekten dolayı büyük üzüntüye kapıldılar. Şeytan, onların bu hassasiyetlerinden istifade ederek, sevdikleri bu salih kişileri hatırlamak ve böylece onların nasihatlerini zihinlerinde canlı tutmak için onlara, bu kişilerin her zaman bulundukları yerlere, onların birer heykelini, anıtını dikmeyi telkin etti. İlk defa put diken bu nesil onları, kesinlikle tapınmak için dikmemiş ve onlara ibadet edip, şirk koşanlardan olmamışlardı. Ancak bunların peşinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilâh olduğuna inanmaya, hayır ve şerrin sahibi olduklarını vehmetmeye başlamışlardı. Böylece yeryüzünde ilk defa, tevhid akidesinden sapılmış ve insanlar Allah’tan başka ilâhlar edinerek, O’na şirk koşmaya başlamışlardı. Putları diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür. Çünkü onlar, bu putları dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasına sebep olan ve Allah’a şirk koşmayı ilk icat edenlerdir.
Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen “Nuh” denilmiştir. İdris Aleyhisselam insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göğe kaldırıldı. Onun göğe kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yapıp; putperest, tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında ilk puta tapınma meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı. Hz. Nuh, böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allah (cc)’ya ibâdet eden sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan yetiştirmekle, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu. Elli yaşında iken, Allah (cc), onu insanlara peygamber olarak gönderdi. Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara peygamber olarak gönderilen Nuh Aleyhisselam, ömrünü sonuna kadar insanları Allah (cc)’ya iman etmeye, o’nun emirlerine uymaya, dâvet edeceğine söz (misak) verdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene insanlara bildirdi, onları hidâyete çağırdı. Peygamber olarak gönderildiği insanlar Kur’ân-ı Kerîm’de; puta tapan, günahkar, kötü ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen; “Muhakkak ki biz, Nuh’u (Aleyhisselam) kavmine resûl olarak gönderdik” [8] buyrulmaktadır.
Hz. Âdem’den sonra insanlar çoğalmış, birçok yerleri imar etmiş; fakat Allah’ın birliğine dayanan gerçek tevhid dînîni bırakıp putlara tapınmaya başlamışlardı. Fakat kendilerine kırk ya da elli yaşında bulunan Hz. Nuh Aleyhisselam peygâmber gönderildi. Bu muhterem peygâmberin 950 sene süren öğütlerini dinlemediler. Sonunda Hâzreti Nuh, Yüce Allah’ın emri ile gemi yaptı. Bu gemi tamamlandıktan sonra gökten yağmurlar yağmaya, yerden sular fışkırmaya, denizler kaynayıp taşmaya başladı, sular bütün yeryüzünü kapladı. Dağların tepelerini bile aştı. Buna “Tufan” olayı denir ki, rivâyete göre Hz. Âdem’in yaratılışından 2242 sene sonra olmuş, 5 ya da 7 ay devam etmiştir.
Nuh Aleyhisselam, Sâm, Hâm ve Yafes adındaki üç oğlu ile diğer müminleri ve uygun gördüğü hayvanlardan birer çifti gemiye almış, bunun dışında kalanlar suların içinde boğulup gitmişlerdir. Hz. Nuh’un Yam ya da Ken’an adındaki oğlu da kendisine inanmayıp bu günahkâr kavim arasında boğulup gitmiştir. Daha sonra yağmurlar kesilmiş, sular çekilmeye başlamış, Hz. Nuh’un gemisinde, Musul civarında “Cudi” denilen dağın üzerine Muharrem’in onuna rastlayan “Aşûre” gününde oturmuştu. Rivayete göre kırkı erkek kırkı dişi olmak üzere 80 kişiden ibaret bulunan gemi halkı karaya çıkmış, Yüce Allah’ın dinine bağlı kaldıkları için selâmete ermişlerdir. Tabi diğer taraftan Nuhun Gemisinin Ağrı dağı eteklerinde bulunduğu da bilinmektedir.
Hz. Nuh’a ikinci âdem denir. Çünkü yeryüzündeki insanlar Tûfandan sonra bütün onun neslinden türeyip yeryüzünde dağılmış, aralarında başka başka diller meydana gelmiştir. Rivayete göre Hz. Nuh’un oğlu bulunan Sâm, Arapların, Farsların, Rumların, Hâm Sudan kavminin, Yafes de Türklerin ilk babasıdır. Hz. Nuh, Tûfandan altmış sene ya da 350 sene kadar daha yaşamıştır.
Nuh Aleyhisselam ve diğer kimselerin çok uzun seneler yaşamış oldukları çok görülmemeli. Yüce Allah ilk insanları, hikmeti gereği çok yaşatmıştır. Allah’ın kudretine göre güçlük yoktur. Zaten varlığımızın her ânı onun kudreti ile ayaktadır. Yoksa bir an bile yaşamak mümkün değildir.
Tûfan olayına gelince, bu âlimlerin çoğunluğuna göre genel olmuştur. Bütün yeryüzünü kapsamıştır. En yüksek dağların tepelerinde görülen deniz hayvanlarının fosilleri de bunu kuvvetlendiriyor. Bazı âlimlere göre de, özel bir bölgede olmuştur. Yalnız Hz. Nuh’un bulunduğu Bâbil bölgesine ve etrafına aittir. Gerçeğini Allah Tealâ Hazretleri bilir.

Mûcizeleri
Hz. Nuh’un kavminden bir fırka gelip, oturdukları beldedeki büyük taşları toprak yapmasını istemişlerdi. Allah (cc) Cebrâil Aleyhisselâm’ı gönderip, “Resûlüme söyle, o taşlara eliyle işâret etsin.” buyurdu. Nuh Aleyhisselam da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince, o beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular. Bunun üzerine on iki kişi imân etti.
Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek şeyleri görüp haber verirdi.
Susuz yerlerden su çıkarırdı.
İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka yere geçerdi.
Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi.
Duâsıyla bulutsuz olarak yağmur yağardı.
Kum, toprak, kil gibi şeyler, onun duâsıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi. Gemisi Cudi Dağının üzerine oturunca, insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek isteklerinde duâ edince bir miktar toprak ve kum yitecek hâline geldi ve bunu yediler.
İmân ederek gemisine girip tufandan kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen, onun duâsıyla çok kısa zamanda çoğalarak arttılar.
Eliyle yere diktiği bir ağaç fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi.

Hz. Nuh’un Oğlu, Niçin İman Etmedi?
Allah insana hidayet ve dalalet olmak üzere iki yol göstermiştir. İnsanlar bizzat kendi iradelerini kullanarak imana talip olmadıkça, Allah kimsenin kalbine imanı zorla koymaz. Allah’ın insana imanı nasip etmesi, yine insanın bu hususta göstereceği gayrete bağlıdır. Nitekim İmam-ı Sadeddin Teftazani, imanı, “Kulun irade-i cüz’iyesini (cüz’i iradesini) sarf ettikten sonra, onun kalbine Allah tarafından ilka edilen (konulan) bir nurdur” diye tarif ederek bu hakikate işaret etmiştir.
İman gibi, küfür de böyledir. Kul kendi iradesini kullanarak küfür ve dalalet yolunda gider, hal ve hareketleriyle bunu açıkça gösterirse, Allah ona iman nurunu nasip etmez, gitmekte olduğu küfür yolunda bırakır.
İşte Hz. Nuh’un hanımının ve oğlunun; Hz. Lut’un hanımının, Peygamber Efendimizin amcası Ebû Talib’in iman etmeyişlerinin sebeplerini bu bilgiler ışığında değerlendirmek gerekir. Bunlar bir peygamber hanımı, peygamber oğlu, peygamber amcası olmakla birlikte, kendi iradelerini yerinde kullanamamışlardır. İnatlarında ısrar ederek peygamberlerin davetlerine kulak tıkamışlardır. Böylece de iman nimetinden mahrum kalmışlardır.
Demek ki, bir insanın gerçek kurtuluşa ve saadete erebilmesi, bizzat kendi iradesini iyiye kullanarak hidayet yolunu tercih etmesine bağlıdır. Aksi takdirde peygamber oğlu olsa dahi bunun kendisine hiçbir faydası olamaz.
Diğer taraftan, Hz. Nuh kendi görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu biliyordu. Netice ise Allah’a aitti. Bunun için gerek babalık, gerekse peygamberlik şefkatiyle son ana kadar oğlu Kenan’ı imana ve Hakka davet etmekten geri durmadı. Belki imana gelir düşüncesiyle son anda ona şöyle seslendi:
“Ey oğulcağızım! Gel bizimle gemiye bin ve imana gel. Kafirlerle beraber olma! İşte görüyorsun sular yükselmeye başladı.” Fakat bütün telkinlere rağmen, Kenan inadında ısrar etti. Babasını dinlemedi. Kendi gücüyle kurtulacağını sanıyordu. Şöyle dedi: “Hayır, binmem! Senin gemine bineceğime bir dağa iltica ederim. O dağ beni boğulmaktan kurtarır” dedi.
Hz. Nuh, oğlunun kafir olarak ölmesine razı olamıyordu. Oğluna son sözleri şu oldu: “Oğlum! Bugün iman ve itaatleriyle Allah’ın rahmet ve merhametine mazhar olanlardan başkası için kurtuluş yoktur. İnat etmenin manası yok. Bak, işte sular etrafımızı sardı bile.”
Hz. Nuh, daha sözlerini bitirmeden oğlu ile kendisinin arasına büyükçe bir dalga girdi ve Kenan’ı alıp götürdü. Böylece nefis ve şeytana uyarak, inat ve inançsızlığının cezasını peşin olarak bu dünyada da görmüş oldu.

Nuh suresi
Nuh sûresi, Mekke’de nazil olup 28 ayettir. Hatt-i Osman’a göre 71. suredir. Nuh Aleyhisselam’ın kavmine gönderilişini ve Nuh tufanını anlattığı için sureye bu ad verilmiştir. Peygamberimiz (sav) de Hz. Nuh hakkında: “Nuh (Aleyhisselam) ‘Bismillah’ ve ‘Elhamdülillah’ demeden büyük olsun, küçük olsun herhangi bir is yapmazdı. Bu sebeple Allah onu ‘Çok şükredici bir kul’ olarak isimlendirdi” (Taberani; İbn-i Cebir) buyurdu.

Kaynaklar ve Dipnotlar
[1] Kurân-ı Kerîm ve Açıklamalı Türkçe Meali, Kral Fahd Matbaası, Medine-Münevvere, 1992
[2] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Sözler yayınevi, İstanbul, 1993

[3] Medineli H.H.M. Osman Akfırat, İlahi emirler, İstanbul, tarihsiz
[4] www.enfal.de/nuh.htm
[5] İbn Sa’d et-Tabakâtû’l-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 42
[6] Ömer Telli Oğlu, “Hz. Nuh”, www.dostyurdu.com/peygamberlerimiz/Hz. Nuh.htm
[7] Buhârî, Libâs, 89, 97
[8] Kurân-ı Kerîm, A’râf sûresi:59
[9] www.islamisohbet.net/nebi/nuh_Aleyhisselam.htm
[10] www.dinibilgiler.gen.tr/index.php?s=sayfa&id=115
[11] Kurân-ı Kerîm, Nûh, 71/5-11, 21-24, 26-27
[12] Taberî, a.g.e., I, 182
[13] Kurân-ı Kerîm, Hûd, 11 /40
[14] Taberî, a.g.e., I, 187-189
[15] Kurân-ı Kerîm, Hûd, 11/42-43
[16] Kurân-ı Kerîm, el-Kamer, 54/11-12
[17] Kurân-ı Kerîm, Hûd, 11 /44
[18] Taberî, a.g.e., I, 190
[19] Taberî, a.g.e., I, 185
[20] Kurân-ı Kerîm, Hûd, 11/48
[21] Taberî, a.g.e., 189
[22] M.Ali Sabûni, en-Nübüvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 154
[23] Kurân-ı Kerîm, el-Kamer, 54/ 15
[24] Kurân-ı Kerîm, es-Saffât, 37/77
[25] Taberî, a.g.e., I, 192
[26] İbnul-Esîr, el-Kâmü fi’t-Tarih, Beyrut 1979, I, 78
[27] Kurân-ı Kerîm, el-Ankebut, 29/14
[28] Sabûnî, a.g.e., 154
[29] Kurân-ı Kerîm, es-Sâffât, 37/81-82
[30] Kurân-ı Kerîm, es-Sâffât, 37/83
[31] Kurân-ı Kerîm, el-Ahkaf, 46/35
[32] Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi
[33] İşaretü’l-İ’caz, s. 44.
[34] www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2380
[35] Kurân-ı Kerîm, Hud Sûresi, 42-43.


Like it? Share with your friends!

523
1.2k shares, 523 points
Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Ranked List
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF
Gif
GIF format