İLK VAHY NASIL GELDİ ? HZ MUHAMMED NEDEN TİTRİYORDU ?


507
993 shares, 507 points

Hiç düşündünüz mü ilk vahy nasıl geldi, geldikten sonra neler oldu, neden Hz. Muhammet efendimiz sürekli örtünüyor ve titriyordu ?
Bilinmesi gereken bu konuları Bu videomuzda ele alacağız.
Ben Volkan Çelik Başlıyoruz.


İLK VAHY NASIL GELDİ

Resulullah (s.a.) kırk yaşını doldurmuştu. Aydınlık belirtileri ve mutluluğun işaretleri görünüp peygamberlikle görevlendirilme zamanı gelmişti. Karanlığın yoğunlaşıp kötülüğün artmasından sonra bunun böyle olması Yaratan’ın bir kanunudur.

Kararsızlık zirveye ulaşmıştı. Sanki O bir deve sürücüsü gibiydi. Kendisine yalnızlık sevdirildi. Bu sebeple O’nun için, yalnız kalmaktan daha sevgili bir şey yoktu. Mekke’den çıkıp, evlerden uzaklaştıktan sonra Mekke dağlarının vadilerine ve ıssız bölgelerine çekiliyordu. Yanından geçtiği her taş O’na; Esselâmu Aleyke Ya Resulullah (Selam sana ey Allah’ın Resulü) diyordu. Resulullah (s.a.) başını çevirip sağına, soluna, arkasına, çevresine bakıyor; fakat ağaç ve taşlardan başka bir şey göremiyordu. Resulullah’ın (s.a.) gördüğü sadık rüyalar bu işin başlangıcıydı. O’nun gördüğü her rüya sabah aydınlığı gibi ortaya çıkar ve gerçekleşirdi.

Hira Mağarası’nda

O, Hira mağarasında sık sık uzlete çekiliyordu. Günlerce orada kaldığı için yanında yiyecek getiriyordu. Hz. İbrahim’in (a.s.) Hanif dinine uyarak Yaratan’a yönelen temiz fıtrat üzere kulluk edip dua ediyordu.

İlk Vahiy ve Peygamberlik

Bir defasında yine bu haldeyken peygamberliği için beklenilen gün gelmişti. Bu Ramazanın 17. günü, doğumunun 41. senesi olup tarih 6 Ağustos 610’u gösteriyordu. Yine bir gün Hira’da bulunurken Cebrail O’nun yanına gelip: “İkra (Oku)!” dedi.

Resulullah (s.a.):
“Ben okuma bilmem!” diye cevap verdi.
Resulullah (s.a.) olayı şöyle anlatır:
“Beni tutup takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve: “Oku!” dedi. Ben yine: “Okuma bilmem!” dedim. O beni tekrar tutup iki defa takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve tekrar: “Oku!” dedi.

Ben:
“Okuma bilmem!” dedim. Üçüncü defa beni tutup sıktı. Sonra bıraktı ve: “Oku! Her şeyi yaratan Rabbinin adıyla. Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan yarattı. Oku! Ki Senin Rabbin kalemle yazı yazmayı ve insana bilmediğini öğreten, bol kerem ve ihsan sahibidir.” (Alak, 1-5) dedi. Bu, nübüvvetin ilk günü olup Kur’an vahyinin başlangıcıydı.

Kısa bir süre sonra Hz. Hatice’nin Evinde

Resulullah (s.a.) korkmuştu. Çünkü bu, bilip işitmediği bir şeydi. Fetret devri uzayınca Araplar da peygamberler ve peygamberlikten uzaklaşmıştı. Resulullah (s.a.) kendisinden korkup yüreği titreyerek evine döndü. Ve:
“Beni örtünüz! Beni örtünüz! Muhakkak ki ben kendimden korkuyorum.” dedi. Hz. Hatice O’nun niçin bu durumda olduğunu sorunca, ona başından geçenleri anlattı.

Hz. Hatice, peygamberlik, peygamber ve melekleri işitmiş, akıllı ve faziletli bir kadındı. Tevrat ve İncil saliklerinden birçok şeyler duyup çeşitli kitaplar okumuş ve cahiliye devrinde Hristiyanlığı kabul etmiş, amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’i ziyaret ediyordu. Mekkelilerden doğru düşünen ve temiz fıtrat sahibi kimselerin reddettiği şeyleri o da kabul etmiyordu.
Resulullah (s.a.) yanında ayrı bir yeri olup kendisi ile bir arada bulunması, O’nun gizli ve açık şeylerini bilmesi sebebiyle Resulullah’ın (s.a.) ahlâkını en iyi o biliyordu. O, Resulullah’ın (s.a.) ahlâkını ve çeşitli özelliklerini yakından görmüştü. Bu özellikler O’nun Yaratan tarafından desteklenip muvaffak kılındığını, insanlar arasından seçilip davranış ve hareketlerinden razı olunduğunu açıkça gösteriyordu. Böyle bir insandan, ‘şeytan vesvese veriyor veya cin çarpmıştır’ diye asla korkulmazdı. Şayet böyle olsaydı Yaratan’ın hikmeti, yaratıkları üzerindeki kanunu ve merhameti ile onun bildikleri arasında bir çelişki olurdu. Bunun için o, bütün inanç ve güveni ile kuvvet ve desteği ile Peygamberimize (s.a) şöyle dedi:

“Hiç korkma! Allah Seni hiçbir zaman utandırmaz, üzüntüye uğratmaz. Çünkü Sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların yüklerini taşırsın, yoksula kimsenin vermediğini verir, kazandıramadığını kazandırırsın. Misafirleri ağırlarsın. Uğradıkları musibet ve felaketlerde halka yardım edersin.”

Varaka b. Nevfel

Varaka b. Nevfel’in Yanında

Hz. Hatice bu konuda amcasının oğlu, âlim Varaka b. Nevfel’e danışmayı uygun görüp, Resulullah ile beraber ona gitti. Resulullah (s.a.) gördüğü olayı Varaka b. Nevfel’e anlattı.

Varaka:
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Sen bu ümmetin peygamberisin! Sana, Musa’ya gelen Namus-u Ekber(4) gelmiştir. Seni yurdundan çıkarıp seninle savaşacaklardır.” dedi.
Resulullah (s.a.) Varaka’nın: “Onlar seni yurdundan çıkaracaklar!” sözünü işitince şaşırmıştı. Çünkü O, Kureyş’in yanındaki değerini biliyordu. Kureyşliler O’na “Sadık” (doğru kişi) ve “Emin” (güvenilir kişi) diye hitap edip O’nun doğru bir kimse olduğuna inanıyorlardı.

Resulullah (s.a.) hayretle:
“Onlar beni gerçekten yurdumdan çıkaracaklar mı?” diye sordu.
“Evet. Çünkü, Senin getirdiğin gibi bir şey getirip de düşmanlığa uğramamış ve kendisine harp açılmamış hiçbir kimse yoktur. Eğer, Senin bu günlerine ulaşsaydım ve ömrüm erişseydi, Sana olanca gücümle yardım ederdim.” dedi.
Vahiy bir müddet kesildi. Sonra peşpeşe gelmeye ve Kur’an inmeye başladı.

Devam edelim

  • İlk vahiy olayından sonra bir zaman vahiy kesilmişti. Rasulullah artık kendine görünen varlığın melek olduğu kanaatine varmış olmalıdır. Ve onu yeniden görmek istemektedir. Nihayet bir gün Hıra dağından evine gelirken semadan bir ses işitmiş, gözünü kaldırınca, ona Hırada gelen meleğin sema ile arz arasında bir kürsüde oturduğunu görüp ve yine ondan korkmuş ve evine dönmüştür.
    Cabir b. Abdullah’ın rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah’ın bu hatırasından söz edilmektedir. Melek evinde bir kez daha karşısına çıkmış ve ona,
    “Ey bürünüp örtünen, kalk ve (insanları) uyar…” (Müddessir, 1- 5)
    ayetlerini getirince artık Rasulullah bu yaşadıklarının bir vahiy hali olduğuna iyice kanaat getirmiş ve insanları uyarma ve onlara Allah’ın emrini tebliğ vazifesi ile mükellef olduğunu bilmiştir.
  • Rasulullah’ın ilk kez Hira’da ve daha sonrasında duyduğu korku ve endişesinin bir sebebi de aslında, kendisinin ilk kez mahiyetini bilmediği bir olay yaşamasıdır.
    Diğer yandan, acaba kendisine bir cin mi musallat olmuştur? Yoksa gördükleri bir kâhinlik başlangıcı mıdır? (İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamber’in Evrensel Mesajı, DİB. Yayınları, Ankara, 2004, s. 84)
  • O, Peygamberlik öncesinde peygamberliği ile ilgili bir kısım tahmin ve yorumlar alsa, bunları bilse ve dinlese bile; bir şeyi bilmekle yaşamak arasında fark vardır.
    Mesela bir insanın savaşa gireceğini bilmesi ile onu bizzat yaşaması bir değildir. Savaşı yaşayan onda büyük heyecanlar, korkular ve endişeler duyar. “Bu zaten savaşacağını biliyordu neden heyecanlanıyor, korkuyor ve endişeleniyor” denilebilir mi?
    Bu durun tabiidir.
    Bir kaza yapabileceğini bilmekle bir kazayı yaşamak bir olmaz. Elbette kaza yapan, büyük korku, endişe ve heyecan duyar.
    Bir devlet başkanı olacağını bilen de, devlet başkanı olunca bir yandan korku ve endişesi artarken, bir yandan büyük bir heyecan yaşar.
    Hz. Peygamber (asm)’in ilk vahiy sırasında yaşadığı endişe, korku ve heyecana bir de bu açıdan bakmak gerekir.
  • Konuya bir de teselli, itminan ve teyit açısından bakmak gerekir.
    Mesela; Enfal suresi onuncu ayetinde, “Allah bunu (Bedir’de meleklerle yardımı), sadece (size) bir müjde olsun ve kalbiniz itminân bulsun (güven, emniyet ve huzura kavuşsun) diye yapmıştı.” buyrulur.
    Orada olan herkes Allah’a inanmaktadır. Allah için savaştıklarını bilmektedir. Şu kadar var ki, Allah kalpleri yatışsın, emniyet, huzur ve güven için de olsun için meleklerle onları desteklemiştir.
    Aynen böyle de, Rasulullah da, Peygamber olmadan önceki işaret ve alâmetlerle peygamber olabileceğini bilse bile, hanımından ve Varaka b. Nevfel’den, gönlü güven ve huzur bulsun, itminan duysun ve teselli bulsun için, ilk vahiy sonrası destek ve teyit istemektedir.
    Yine Cenâb-ı Hak bedir savaşı öncesi geceleyin, “katından bir güven (emeneh) olmak üzere, onları hafif bir uykuya daldırmıştı.” (bk. Enfal, 8/11)

Hira Mağarası

Nur Dağı’nın (Cebel-i Nur) zirvesinde yer alan Hira Mağarası, ancak bir kişinin ayakta durabileceği ve yere uzanabileceği boyutta.
Hazreti Muhammed’in inzivaya çekildiği bu mekan, ilk vahyin geldiği ve Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı yer olma özelliği taşıyor.
İslam kaynaklarına göre Hazreti Muhammed, 40 yaşına yaklaştığında Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda inzivaya çekilmeyi ve burada vakit geçirmeyi adet edindi ve bu durum birkaç yıl devam etti. 40 yaşındayken, Kadir Gecesi, kendisine ilk vahiy geldi.
Hazreti Muhammed, Hira’da tefekkürle meşgulken Hazreti Cebrail aracılığıyla Alak Suresi’nin şu ilk beş ayeti kendisine vahyedildi:
“Yaratan Rabb’inin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabb’in sonsuz kerem sahibidir. O Rabb ki kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediği şeyleri öğretendir.”

Vahyin Geliş Şekilleri

Vahyin geliş şekilleri hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de açık bilgiler yoktur. Vahyin geliş şekilleriyle ilgili bilgileri Muhammed (s.a.s)’in hadislerinden ve sahabelerin şehadetlerinden öğreniyoruz. Vahyin geliş şekilleriyle ilgili şöyle bir sıralama yapılabilir:

  1. Vahyin ilk şekli Rasûlûllah (s.a.s)’in uykuda iken gördüğü sadık rüyalardır. Bu rüyalarda “sadık rüya” (Rüya-yı Sadıka)* adı da verilmektedir. Peygamber (s.a.s)’in gördüğü bu rüyalar daha sonraları kendisine zahir olurdu. Hz. Aişe, “Peygamber, hiçbir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi apaçık zuhur etmesin.” (Buhari, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İman 252) diyerek bu rüyalara ışık tutmaktadır.
  2. Rasûlüllah (s.a.s)’in uyanık halde iken vahiy meleğinin onun gönlüne vahyi ilka etmesidir. Vahyin bu şekli şu hadis-i şerifte bildirilmektedir:
    “Ruhu’l-Kudüs kalbime, ‘Hiç bir nefis rızkını tüketmeden ölmeyecektir.’ diye üfledi. O halde Allah’tan korkun ve rızkınızı meşru yoldan arayınız.” (Münziri, et-Tergib ve’t-terhib, 4/12)
    Ruhu’l-Kudüs, Cebrail’dir. Cebrail(as)’in göründüğü hakkında bir delil yoktur. Hadisten de, meleğin görünmeden vahyi ilka ettiği anlaşılmaktadır.
  3. Cebrail (as), bir delikanlı veya bir insan şekline bürünerek Peygamber (s.a.s)’e vahiy getirmiştir. Cebrail’in bu yolla ashabtan Dıhıye’nin suretine bürünerek vahiy getirdiğini bir çok sahabî nakletmektedir. Vahyin en kolay ve en meşakkatsiz şekli budur. (Neseî, İman, 6)
  4. Meleğin görünmeden Peygamber (s.a.s)’e vahiy getirmesidir. Peygamberimiz çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere özgüdür. Bu şekildeki vahyi Rasûlüllah (s.a.s) şöyle anlatıyor:
    “Bazan çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır.” (Bu­hâ­rî, Bed’ü’l-Vahy, 1/2; Müs­lim, Fe­dâ­il, 87)
    Böyle bir vahyin geliş anında Peygamber (s.a.s) titrer, terler ve rahatsız olurdu. İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste Rasûlüllah (s.a.s)’in âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği, dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine
    “Vahyi çabucak alması için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatını sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur’ân okununca sen onun kıraatına uy.” (Kıyame, 76/16-18)
    uyarısında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasûlüllah (s.a.s) Cebrail (as)’i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.
  5. Meleğin asli sûretinde görünerek Allah’ın emrini Peygamber (s.a.s)’e getirmesi ve okumasıdır. (Buhari, Kitabu’t-Tefsir, 53; Müslim, İman, 280-287)
    Cebrail (as), bu şekliyle iki kez vahiy getirmiştir. Birincisi nübüvvetin başlangıcındâ olmuştur. Peygamber (s.a.s) baygınlık geçirmiştir. İkincisi ise Miraç olayının gerçekleşmesinde olmuştur. Bu olaya delil olarak,
    “Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidretü’l-Münteha’nın yanında gördü.” (Necm, 53/12)
    âyeti zikredilebilir.
  6. Rasûlüllah (s.a.s)’in uyanık halde iken Allah Teâlâ ile konuşmasıdır. Böyle bir konuşmada arada hiç bir vasıta yoktur. Namazın farz oluşu bu yolladır. (bk. Müslim, İman, 279) Vahyin bu yoluyla ilgili olarak aşağıdaki âyeti zikredilebilir:
    “Allah Musa ya da hitab ile konuştu.” (Nisa, 4/164).
  7. Cebrail’in Peygamber (s.a.s)’e uyku halinde iken vahy getirmesidir. Kevser Sûresi’nin bu şekilde nâzil olduğu rivayet edilmiştir.
    Vahy-i Metlüv- Vahyi Gayrı Metlüv (Okunan vahiy ve okunmayan vahiy)
    Hz. Peygamber (s.a.s)’in yukarıda belirtilen vahy şekillerinden almış bulunduğu vahiylerden ekserisi âyetler, bir kısmı ise kudsî hadisler ve hadis-i şeriflerdir. Necm sûresi 4. âyette:
    “O, kendi arzusu ile söylemez, o (söylediği), kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.”
    buyurulmuştur. Mıkdam b. Ma’dî-Kerib’in rivâyetine göre Hz. Peygamber (s.a.s) de:

Gördüğünüz gibi değerli arkadaşlar, vahy konusu ve ilk aşamada peygamber efendimiz hz muhammedin yaşadığı psşkolojik durumlar tamamiyle doğal ve üst aşamalardadır.
İnsanlara müjdelenen vahyleri alırken birde bunların ve bu yolun gerçek olup olmadığı Allah tarafından olup olmadığını düşünmektedir. Ve aldığı destek ve kalbine verilen ilham ile gönlü yatışır ve müjdeleri almaya devam eder.
Ne güzel bir insandır.

Volkan Çelik


Like it? Share with your friends!

507
993 shares, 507 points

What's Your Reaction?

hate hate
95
hate
confused confused
667
confused
fail fail
381
fail
fun fun
286
fun
geeky geeky
190
geeky
love love
858
love
lol lol
953
lol
omg omg
667
omg
win win
381
win
Editor

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Ranked List
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF
Gif
GIF format