ENKİ’NİN KAYIP KİTABINDA NELER YAZIYOR? İSİMLER NE ANLAMA GELİYOR?


151
934 shares, 151 points

Enki’nin Kayıp Kitabı

 445.000 yıl kadar önce başka bir gezegenin astronotları altın aramak amacıyla Dünya’ya geldiler. Dünya’nın denizlerinden birine iniş yapıp kıyıya çıktılar ve Eridu’yu, ”Uzaklardaki Yuva” yı kurdular. Zaman içinde, bu ilk yerleşim bir uçuş kontrol merkezi, bir uzay limanı, madencilik operasyonları ve hatta Mars’ta kurulan bir ara istasyon birlikte tam bir Dünya Misyonuna dönüştü.

İş gücü açısından az sayıda olan astronotlar, İlkel İşçiler – Homo Sapiens – oluşturmak için genetik mühendislik uyguladılar. Yeryüzünü devasa bir afetle silip süpüren Tufan taze bir başlangıç yapmayı gerektirdi; astronotlar tanrılara dönüşürken insanoğluna uygarlığı bahşedip ona nasıl tapınacağını öğrettiler.

 Derken, elde edilen her şey Dünya’ya gelen bu ziyaretçilerin kendi aralarındaki rekabet ve savaşlar sebebiyle ortaya çıkan bir nükleer felaket yüzünden yaklaşık dört bin yıl önce darmadağın oldu.

Dünya üzerinden meydana gelenler, özellikle de insanlık tarihi başladığından beri olan olaylar Zecharia Sitchin tarafından Kitabı Mukaddes’ten, kil tabletlerden, kadim mitlerden ve arkeolojik keşiflerden teker teker ayıklanıp yazarın Dünya Tarihçesi adlı dizisinde biraraya getirildi. Ama Dünya’da yaşanan olaylardan önce neler olmuştu? Bu astronotların kendi gezegenleri Nibiru’da neler olmuştu da uzay yolculuklarına, altına duyulan ihtiyaca, İnsanoğlunun oluşturulmasına yol açmıştı?

Gök ve uzay destanlarının baş oyuncularını hangi duygular, rekabetler, inançlar,ahlak kuralları harekete geçirmişti? Nibiru üstünde ve Dünya üstünde gerilimin tırmanmasına sebep olan ilişkiler nelerdi? Yaşlılar ile gençler, Nibiru’dan gelmiş olanlar ile Dünya’da doğmuş olanlar arasındaki gerileme sebep olan neydi? Ve olanların ne dereceye kadarı Kader – geçmişteki olayların kaydının geleceğin anahtarını taşıdığı bir kader – tarafından belirlenmekteydi?

Bilginler de ilayihatçılar da kutsal kitapta gecen Yaratılış, Adem ve Havva, Aden bahçesi, Tufan, Babil Kulesi hikayelerinin aslında binlerce yıl önce Mezopotamya’da, özellikle Sümerler tarafından yazılmış metinlere dayandığını kabul etmekteler. Ve Sümerler de – pek çoğu uygarlıkların başlangıcından önce, hatta insanoğlu ortaya çıkmadan önce yaşanmış – geçmiş olaylara ilişkin bilgilerini Anunnakiler’in ( Gökten Dünya’ya İnmiş Olanlar ) yazılarından elde ettiklerini açıkça belirtmişlerdi.

Kadim uygarlıkların yıkıntıları arasında, özellikle de Yakın Doğu’da yaklaşık yüz elli yıldır sürdürülen arkeolojik keşiflerin bir sonucu olarak çok sayıda bu tür daha eski tarihli metinler bulundu; buluntular ayrıca ya keşfedilen metinlerde sözü edilen kraliyet ya da tapınak kütüphanelerinde kataloglara kaydedildikleri için var oldukları bilinen kayıp metinlerin – sözde kayıp kitapların – ne kadar çok olduğunu da ortaya çıkardı.

 ”Tanrıların Sırları ” bazen destansı hikayelerde kesmen de olsa ortaya serilmekteydi; Gılgamış Destanı tanrıların insanoğlunun tufan sırasında yok olmasına izin veren kararına yol açan aralarındaki tartışmaları açığa çıkartmıştı. Atra Hasis adlı başka bir metin ise altın madenlerinde güç koşullarda çalışan Anunnakiler’in isyanına nasıl olup da İlkel İşçilerin, yani Dünyalıların oluşturulmasına yol açtığı hatırlanmaktaydı.Zaman zaman bu derlemeleri yazanlar astronotların liderlerinin ta kendileriydi; nükleer felakete yol açan iki tanrıdan birinin suçu düşmanına atmaya çalışmasını anlatan Erra Manzumesi adlı metinde olduğu gibi, bazen seçtikleri bir yazıcıya dikte ettiriyorlar; bazen de tanrı, yazıcılığı üstleniyordu, tıpkı tanrının bir yer altı odasına sakladığı ( Mısır’ın bilgi tanrısı ) Tot’un Sırları Kitabı’ nda olduğu gibi.

Mısır kralı Khıfu’nun (Keops) döneminden kalan bir papirüs üstüne kaydedilmiş Tot’un Sırlar Kitabı ile ilgili bir hikaye olmasaydı o kitabın varlığından asla haberdar olamazdık. Kutsal kitabın içinde yer alan Mısır’dan Çıkış ve Yasanın Tekrarı kitaplarında anlatılanlar olmasaydı, ilahi tabletler ve içerikleri   hakkında asla bilgi sahibi olamazdık ve hepsi de var olduklarına dair bilginin bile gün ışığına çıkamadığı o muammalı ‘kayıp kitaplar’ kalabalığının bir parçası haline gelirdi. Bazı durumlarda belirli metinlerin var olduğunu bilmek ama içerikleri hakkında hiçbir şey bulamamak da az acı değildir. Kitabı Mukaddes’de bilhassa sözü edilen Yahve’nin Savaşları Kitabı ve Yaşar Kitabı bunlardandır. En azından şu iki örnek için kutsal kitabı kaleme alanların bildiği daha eski tarihli metinler olan bu eski kitapların var oldukları sonucunu açıklayabiliriz. Yaratılış Kitabının beşinci bölümü ” Bu Adem’in Toledot kitabıdır.” ibaresiyle başlar, Toledot terimi genellikle ‘nesiller’ olarak çevriliyorsa da daha doğru olan anlamına “tarih veya şecere kaydı ‘ şeklindedir.

Diğeri ise Yaratılış Kitabı’nın altıncı bölümünde Nuh ve Tufan ile ilişkili olaylar “Bu Nuh’un Telodot’udur” diyerek anlatılmaya başlanır. Gerçekten de Adem ve Havva Kitabı olarak bilinen bir kitabın bazı parçaları Ermeni, Slav, Süryani ve Habeş dillerinde binlerce yıl boyunca varlığını sürdürebilmiş ve (kutsal kabul edilen Kitap’ı Mukaddes’e dahil edilmeyen, güya uydurulmuş kitaplardan biri olarak görülen) Hanok Kitabı’ndan bilgilerin çok daha eski tarihli Nuh Kitabı’ndan alınmış olduğunu düşündükleri parçalar yer almaktadır.

Kayıp kitapların çokluğuna ilişkin olarak sıkça verilen bir örnek de Mısır’daki ünlü İskenderiye Kütüphanesidir. M.Ö. 323’te ölen İskender’in ardından General Plotemi tarafından kurulan kütüphanede yarım milyondan çok ‘cilt,’ yani (kil,taş,papirüs,parşömen gibi) çeşitli malzemeler üstüne yazılmış kitap bulunduğu söylenmekteydi. Bu bilgi birikimini incelemek üzere bilgilerin toplandıkları bu büyük kütüphane M.Ö. 48’den başlayıp M.S. 642’de Arap istilasına dek uzanan savaşlar sırasında yakılıp yıkıldı. Bu bilgi hazinesinden geriye kalan yalnızca İbranice Kitabı Mukaddes’in ilk beş kitabının Yunanca tercümesi ve kütüphanede sürekli kalan bazı bilginlerin yazılarından küçük kısımlardır.

M.Ö. 270 civarında ikinci Plotemi kralının Yunanlıların Manetho dedikleri bir Mısırlı rahibe Mısır’ın tarihini ve tarih öncesini derleme görevini vermiş olduğunu biliyoruz. Manetho şöyle yazmıştı; ilk başta yalnızca tanrılar hüküm sürdüler, sonra yarı tanrılar ve en sonunda, M.Ö. 3100 civarında firavun hanedanları basladı.Manetho ilahi saltanatların Tufandan on bin yıl önce başlayıp binlerce yıl sonrasına dek sürdüğünü ve tufandan sonraki dönemde tanrılar arasında çarpışmalar ve savaşlara tanık olduğunu yazmıştı.

İskender’in Asya’daki topraklarında saltanatı General Seleukos ve ardıllarının elindeydi ve Yunanlı alimler için geçmişte yaşanmış olayların kaydının çıkartılması çabası orada da sürmekteydi. Babil tanrısı Marduk’un rahiplerinden biri olan ve çekirdeğini Harran’daki tapınak kütüphanesinin oluşturduğu kil tablet kütüphanelerine kolayca erişebilen Breossus, tufandan 432.000 yıl kadar önce tanrılar gökten Dünya’ya geldiklerinde başlayan tanrılar ve insanlar tarihini üç cilt halinde yazdı. İlk on komutanın adları ve saltanat sürelerini sıralayan Berossus bir balık gibi giyinmiş olan ilk komutanın denizden yüzerek kıyıya çıktığını bildirmişti. İnsanoğluna uygarlığı veren oydu ve Yunancaya çevrilen ismi Oannes’ti.

Pek çok ayrıntıda birbirlerine tam olarak uyan bu iki rahip Dünya’ya inen bu gök tanrılarını, Dünya’da yalnızca tanrıların hüküm sürdüğü bir dönemi ve tufan denilen o büyük afeti anlatmaktaydılar. Bu üç ciltten (çağdaşı olan başka yazılarda) korunabilmiş irili ufaklı parçalarda Berossus, Büyük Tufandan önceye ait yazıların – Kadim tanrılar tarafından kurulan ilk şehirlerden biri olan, Sippar denilen o çok eski şehirde güvenle saklanan taş tabletlerin – varlığını bilhassa belirtmektedir.

Tanrıların tufan öncesinde kurdukları diğer şehirler gibi Sippar da tufan sularının altında kalıp yok olmasına rağmen, tufan öncesi döneme ait yazılara ilişkin bir bahis Asur kralı Asurbanipal’in (M.Ö. 668-633) tarih kayıtlarında su yüzüne çıkıverir. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında arkeologlar – o zamana dek yalnızca Eski Ahit’ten bilinmekte olan – kadim Asur başkenti Nineve’yi bulduklarında Asurpanipal’in sarayındaki kütüphanenin yıkıntılarında üstü yazılarla kaplı yaklaşık 25.000 adet kil tabletin kalıntılarını keşfettiler. “Eski Metinler”in pek hevesli bir koleksiyoncusu olan Asurbanipal, tarih kayıtlarında şöyle övünmekteydi: “Yazıcıların tanrısı bana ilmin bilgisini bahşetti; yazının gizlerine inisiye edildim; Sümer dilinde yazılmış ayrıntılı tabletleri bile okuyabilirim; tufandan önceki günlerden kalan taş yontulardaki muammalı sözleri anlıyorum.”

Sümer uygarlığının günümüzdeki Irak olarak bilinen bölgede, Mısır’daki firavun çağı uygarlığından neredeyse bin yıl önce gelişip büyüdüğü ve daha sonra bunları, Hint altkıtasındaki İndüs Vadisi uygarlığının izlediği artık biliniyor. Ayrıca tanrıların ve insanların tarihlerini ve hikayelerini ilk kez yazıya geçirenlerin Sümer olduğu ve aralarında İbranların da bulunduğu diğer tüm halkların Yaratılış, Adem ve Havva, Kayin ve Habil, Tufan, Babil Kulesi hikayelerini onlardan aldıkları bilinmektedir; bu gerçek Yunanlıların, Hititlerin, Kenanlıların, Perslilerin ve Hint-Avrupalıların yazılarında ve hatıralarındaki tanrıların savaşları ve aşkları hikayelerine de yansır. Tüm bu eski yazıtların iddia ettikleri gibi onların kaynakları da çok daha eski tarihli, bazısı bulunmuş ama çoğu kayıp olan metinlerdi.

 Böyle çok eski tarihli yazıların sayısı akıllara durgunluk verecek kadar çoktur; kadim Yakın Doğu’nun harabelerinde binlerce değil on binlerce kil tablet keşfedilmiştir. Pek çoğu ticaret, işçi ücretleri ve evlilik sözleşmeleri gibi günlük yaşamın çeşitli yanlarıyla ilgili kayıtlarıdır. Çoğunlukla Saray kütüphanelerinde bulunan diğerleri ise kraliyet tarihi kayıtlarını oluşturmaktadır; tapınak kütüphanelerinin veya yazıcılık okullarının harabelerinde keşfedilen diğerleri ise mukaddes kabul edilen veya Sümer dilinde yazılıp sonra (ilk Sami Dili olan) Akkadça’ya, ardından diğer kadim dillere çevrilmiş bir kutsal literatürü oluşturmaktaydı. Neredeyse altı bin yıl öncesinden kalan bu ilk yazılarda bile kayıp kitaplardan (taş tabletler üstüne yazılmış metinlerden) bahsedilmekteydi.

Kadim şehirlerin ve kütüphanelerinin yıkıntılarındaki inanılmaz – bu mucizeye anlatmak için şans kelimesi az gelir – buluntular arasında kil prizmalar vardı ve bunların üstüne, Berossus’un bahsetmiş olduğu, tufandan önce 432.000 yıl hükümdarlık yapmış şu on idareciye dair bilgiler yazılmıştı. Sümer Kral Listeleri olarak bilinen (ve İngiltere’nin Oxford kentindeki Ashmolean Müzesinde sergilenen) bu metinlerin çeşitli versiyonları mukaddes ilan edilmiş metin malzemesinden yararlanabildiklerine dair hiçbir kuşku bırakmamaktadır. Bir o kadar eski olup çeşitli yıpranma düzeylerindeki başka metinlerle bir araya getirildiklerinde bu metinler, Geliş’i olduğu kadar bunun öncesindekilerin yanı sıra elbette sonrasındaki olayları da kayda ilk geçiren kişinin baş aktörlerden, olaylara birinci elden tanık olan bu liderlerden biri olduğunu düşünmektedirler.

 Tüm bu olaylar tanıklarından biri olan ve gerçekten olaylardan başrolü oynayanlardan biri ilk astronot grubuyla birlikte suya iniş yapan liderdi. O sıralarda unvanı E.A., yani “Evi Su Olan” idi. Dünya Görevinin komutasının üvey kardeşi ve rakibi olan EN.LİL’e (Emirler Efendisi) verilmesiyle hayal kırıklığına uğradığında ona EN.Kİ, (Yerin Efendisi) unvanı verilip yaşadığı utanç biraz hafifletilmişti. Tanrıların şehirlerinden ve onların E.DİN (Aden) ‘deki uzay limanından uzaklaştırılıp kendisine AB.ZU’daki (güneydogu Afrika’daki) altın madenlerini denetleme görevi verilen kişi, büyük bir bilim adamı olan Ea/Enki’ydi ve orada, o bölgede yasayan insansı yaratıklara rast geldi. Altın madenlerinde çok güç şartlarda çalışan Anunnakiler isyan edip “Bizden bu kadar!” dediklerinde, gereken işgücünün genetik mühendislik sayesinde evrimi zamanından önce hızlandırarak elde edilebileceğini fark eden oydu; böylece Adem (‘Arz’dan olan’, Dünyalı) ortaya çıktı. Bir melez olan Adem üreyemiyordu; Aden Bahçesindeki Adem ve Havva’nın kutsal kitapta yansıyan hikayesi Enki tarafından yapılan ikinci genetik müdahaleyi ve böylece cinsel yolla üreme için gereken ekstra genlerin eklenmesini anlatmaktadır. Ve giderek çoğalan insanoğlunun hayal edilen tarza uymadığı ortaya çıktığında, erkek kardeşi Enlil’in yaptığı ve insanoğlunun tufan sırasında ortadan kalkmasına izin verecek olan plana – o sırada yaşananların kahramanı Kitabı Mukaddes’te Nuh ve çok daha eski tarihli orijinal Sümerce metinde ise Ziusudra olarak anılır – karşı çıkan yine Enki’ydi.

Nibiru’nun hükümdarı Anu’nun ilk erkek çocuğu olan Ea/Enki kendi gezegeni (Nibiru) ve sakinlerinin geçmişi hakkında çok bilgi sahibiydi. Başarılı bir bilim adamı olan Ea/Enki Anunnakiler’in ileri bilgisinin en önemli kısımlarını (sırasıyla, Mısır tanrıları Ra ve Tot olarak bilinen) Marduk ve Ningişzidda adlı oğullarına miras bırakmıştı. Ama seçilmiş bireylere ‘tanrıların sırları’ nı öğreterek bu ileri bilginin belirli kısımlarının insanoğluyla paylaşılmasına da aracı oldu. En azından iki örnekte, bu inisiyeler söz konusu ilahi öğretileri insanoğlunun mirası olarak (onlara söylendiği gibi) yazıya geçirdiler. Bunlardan biri, Enki’nin muhtemelen bir dünyalı kadından olan oğlu Adapa’ydı; onun Zamana İlişkin Yazılar başlıklı bir kitap yazdığı bilinir ve bu, kayıp kitapların en eskilerinden biridir. Enmeduranki adındaki diğeri ise büyük olasılıkla, kutsal kitapta ilahi sırları içeren kitabı oğullarına emanet ettikten sonra göğe alındığı anlatılan Hanok’un esas örneğiydi; bu kitabın bir versiyonunun kutsal kitap dışında bırakılan Hanok Kitabı’nda günümüze dek gelmiş olması büyük bir olasılıktır.

 Anu’nun ilk erkek evladı olmasına rağmen Enki’nin kaderinde, babasının ardından Nibiru’da tahta çıkmak yoktu. Nibiruluların çapraşık tarihinden yansıyan karmaşık ardıllık kuralları bu ayrıcalığı Enki’nin üvey kardeşi Enlil’e vermekteydi. Bu acı çatışmaya çözüm aranırken Enki ve Enlil kendilerini, Nibiru’nun giderek incelen atmosferini korumak amacıyla bir kalkan oluşturmak için altınına ihtiyaç duyulan yabancı bir gezegene gitme görevinde buldular. Anunnakilerin Baş Tıp Subayı olan üvey kız kardeşleri Ninharsag’ın da Dünya’ya gelişi ile daha karmaşıklaşan bu geçmiş nedeniyledir ki Enki, tufan bahane ederek insanoğlunun yok olmasına izin vermek isteyen Enlil’in planını bozmaya karar vermişti. Çatışma bu iki üvey kardeşin oğulları arasında, hatta torunları arasında da sürdü; aslına bakarsanız bunların hepsi, özellikle de Dünya üstünde doğanlar çok uzun yörüngesi sayesinde Nibiru’nun sağladığı uzun yaşam sürelerini kaybetmekle karsı karşıyaydılar ve bu durum da onların kişisel ıstıraplarına eklenip hırslarını körüklemekteydi. Tüm bunlar M.Ö. üçüncü binyılın son asrında, Enki’nin resmi eşinden olan oğlu Marduk, Dünya’yı miras alacak olanın Enlil’in ilk erkek evladı Ninurta değil de kendisi olduğunu iddia ettiğinde zirveye ulaştı. Bu şiddetli çekişme sırasında yaşanan bir dizi savaş, en sonunda nükleer silahların kullanılmasına yol açtı; sonrasında ise hiç istenmeyen sonuç, Sümer uygarlığının yok oluşu oldu.

Seçilen bireylerin tanrıların sırlarına inisiye edilmesine Rahiplik kurumunun, İlahi Sözleri ölümlü Dünyalılara aktaranların, tanrılar ve insanlar arasındaki aracılar silsilesinin başlangıcını belirledi. İlahi sözlerin yorumlanışları olan kehanetler, işaretler görmek amacıyla göklerin gözlemlenmesiyle birleşti. İnsanoğlu tanrısal çatışmalarda giderek daha çok taraf tutar hale geldikçe Kehanet büyük bir rol oynar oldu. Aslında, gelecekte yaşanacakları açıklayan tanrıların bu gibi sözcüklerini anlatmak için kullanılmaya başlanan Nebi kelimesi, Marduk’un ilk erkek evladı olan ve sürgün edilmiş babasının adına insanoğlunu, gökteki işaretlerin Marduk’un hükümdarlığının geldiğine ikna etmeye çalışan Nabu’nun unvanıydı. Bu gelişmeler, Kısmet ile Kader arasında bir fark gözetilmesi gerektiğini iyice netleştirmişti. Enlil’in, hatta bazen Anu’nun eskiden hiç sorgulanmayan bildikleri artık NAM, yani rotaları belirlenmiş ve değişmez olan gezegen yörüngeleri gibi olan Kader ile NAM.TAR, yani bozulabilen, değiştirilebilen bir kader olan kısmet arasındaki farkın irdelenmesine tabi tutulmaktaydı. Olayları gözden geçirip oluş sıralarını hatırladıklarında ve Nibiru’da olanlar ile Dünya‘da meydana gelmiş olanlar arasındaki bariz koşutluğu gören Enki ve Enlil aslında neyin mukadder olup kaçınılmaz olabileceği, iyi ve kötü kararların ve hür iradenin sonucunda kısmete neyin düştüğü konusunda derinden düşünmeye başladılar. İkincisi önceden tahmin edilemezdi; birincisi ise, olmuş olan tekrar olacaksa, başlar ayrıca son da olacaksa önceden görülebilirdi.

Nükleer yıkımla gelen o en kritik devre Anunnaki liderleri arasındaki içsel sorgulamayı yoğunlaştırdı ve felakete uğramış insan kalabalıklarına olayların niçin böyle geliştiğini açıklama ihtiyacını güçlendirdi. Olanlar mukadder miydi yoksa Anunnaki eliyle oluşan kısmetin sonucu muydu yalnızca? Sorumlu tutulabilecek birileri var mıydı?

Felaketin arifesinde toplanan Anunnaki meclislerinde, yasaklanmış silahların kullanılmasına tek basına muhalefet eden kişi Enki’ydi. Dolayısıyla, geriye kalan ıstırap içindeki insanların aslında iyi niyetli olan uzaylı varlıkların destanındaki bu dönüm noktasında onların nasıl olup da yıkıcılar haline geldiklerini açıklamak Enki için çok önemliydi. Kim buraya ilk gelen ve her şeye tanık olan Ea/Enki’den daha uygun olabilirdi ki; Gelecek önceden görülebilsin, diye geçmişi anlatmaya? Ve her şeyi anlatmanın en iyi yolu Enki tarafından, ilk ağızdan verilmiş bir rapor olurdu.

Onun özyaşanan öyküsünü kayda geçirdiği kesindir çünkü Nippur kütüphanesinde (en azından on iki tablet kaplayan) uzun bir metin keşfedilmiştir ve Enki’den şunu nakleder:

Dünya’ya yaklaştığımda,

Çok fazla sel vardı.

Onun yeşil çayırlarına yaklaştığımda,

Tepecikler ve tümsekler birikip yığıldı emrimle.

Evimi saf bir yerde kurdum.

Evime uygun bir ad verdim.

Bu uzun metin Ea/Enki’nin görevleri subaylarına paylaştırıp Dünya Görevi operasyonuna nasıl başladığını tarif ederek devam etmektedir. Sonraki gelişmelerde Enki’nin oynadığı rolün çeşitli özelliklerini ele alan pek çok başka metin Enki’nin hikayesini tamamlamaya hizmet etmektedir; bunlar, çekirdeğini Enki’nin kendi metninin oluşturduğu bir Yaratılış Destanı, bilgilerin Eridu Yaratılış Kitabı dedikleri bir kozmogoniyi içermektedir. Adem’in oluşturulmasının ayrıntılı bir tarifi vardır. Metinler, erkek ve dişi Anunnakilerin Enki’den ME’ler, yani içinde uygarlığın tüm unsurlarının şifrelendiği bir tür veri disklerinin almak üzere Eridu’ya nasıl geldiklerini anlatırlar ve elbette, üvey kız kardeşi Ninharsag’dan bir oğul edinme çabalarının, hem tanrıçalarla hem de insan kızlarıyla giriştiği rastgele ilişkilerin ve bunların beklenmedik sonuçlarının hikayeleri gibi Enki’nin özel hayatı ve kişisel sorunlarıyla ilgili metinleri de içerirler. Atra Hasis metni, Anu’nun Dünya’yı oğulları arasında paylastırarak Enki-Enlil rekabetinin şiddetlenmesini önleme çabasına ışık tutar; metinlerde Tufan öncesinde insanoğlunun kaderi hakkında Tanrılar Meclisinde yapılan görüşmelerin neredeyse tüm tutanakları kaydedilmiştir; Gılgamış Destanı tabletlerinde orijinal Mezopotamya versiyonu bulunana dek yalnızca Kitabı Mukaddes’te olduğu düşünülen bir hikayenin, yani Enki’nin kullandığı ve Nuh ile onun gemisinin hikayesi olarak bilinen bahane de bunlarda yer alır.

Sümerce ve Akadça tabletler; Babil ve Asur tapınak kütüphaneleri; Mısır, Hitit ve Kenan ‘mitleri ‘ ve de kutsal kitapla anlatılanlar tanrıların ve insanların maceralarının özyaşam öyküsünün anılar ve öngörüyle dolu kehanetleri yeniden oluşturmak amacıyla Zecharia Sitchin tarafından tarihte ilk kez bir araya getirilip kullanıldı. Enki tarafından seçilmiş bir yazıcıya dikte ettirilen bir metin, mührü zaman uygun olduğunda kırılıp açılacak bir Tanıklık Kitabı olarak sunulan tüm malzeme akla Yahve’nin Yeşeya peygambere (M.Ö. yedinci yüzyıl) verdiği talimatı getirmektedir: Şimdi git Söylediğimi onların önünde Bir levhaya yazıp kitaba geçir ki Gelecekte kalıcı bir tanık olsun.

Yeşeya 30:8

Geçmişi ele alan Enki bizzat geleceği algılamıştı. Hür iradelerin kullanan Anunnakilerin kendi kaderlerinin (yanısıra insanoğlunun kaderinin) efendisi olduklarına ilişkin fikir en sonda, olayların gidişatını belirleyenin aslında Kader olduğunun, dolayısıyla – İbran peygamberleri tarafından bildirildiği gibi – başların son olacağının anlaşılmasıyla yer değiştirir. Enki tarafından yazdırılan olayların kaydı işte böylece Kehanetin temeli olur ve Geçmiş, Gelecek haline gelir.

YEMİN

Büyük tanrının, efendi Enki’nin kulu; Eridu kentinin oğlu, usta yazıcı Endubsar’ın sözleridir.

Büyük Afetten sonraki yedinci yılın ikinci ayının on yedinci gününde büyük tanrı, insanoğlunun hayırlı biçimlendiricisi, her şeye gücü yeten ve iyiliksever efendim Enki tarafından çağırıldım. Kötülük Rüzgarı şehre doğru yaklaşırken Eridu’dan çorak steplere kaçabilmiş olan az sayıda insanın arasındaydım. Ateş yakmak için çalı çırpı toplamak üzere kıra doğru uzaklaştığım bir sırada başımı kaldırıp baktım ki ne göreyim, güneyden bir Kasırga çıkageldi.

Çevresinde kırmızımsı bir parlaklık vardı ve hiç ses çıkartmıyordu. Yere eriştiğinde karnından dört tane dik ayak çıktı ve parlaklık kayboldu. Kendimi yere atıp yüz üstü kapaklandım çünkü bunun bir ilahi görüm olduğunu biliyordum. Başımı kaldırıp bakınca yanı başımda iki ilahi içlinin durmakta olduğunu gördüm. Yüzleri insan yüzüydü ve giysileri cilalı tunç gibi parlamaktaydı. Bana adımla seslenip şöyle dediler; Büyük tanrı, efendi Enki tarafından çağırılıyorsun. Korkma çünkü kutsandın. Seni alıp göğe çıkartmaya ve onun Magan Ülkesinde, Magan Nehrinin ortasında adanın üstünde, savakların olduğu yerdeki meskenine götürmeye geldik. Ve onlar konuşurken, Kasırga ateşten bir atlı arabaymışçasına kendini yükseltip gitti. Her biri bir elimden tutup beni kaldırdılar, beni Yer ve Gök arasında kartalların süzüldükleri gibi hızla taşıdılar.

 Toprağı ve suları, ovaları ve dalgaları görebiliyordum. Beni, büyük tanrının meskeninin girişindeki adanın üstünde yere indirdiler. Ellerimi bıraktıkları anda daha önce eşini benzerini görmediğim bir parlaklık beni sarıp yere çaldı; yaşam nefesim boşalmışçasına yere yığıldım. Adımı çağıran bir sesle, sanki en deri uykudan uyanırmışçasına kendime gelmeye başladım. Kapalı bir mekanın içindeydim. Karanlıkta ama bir ışıltı da vardı. Sonra adım, sesleri en derin tarafından bir kez daha söylendi. Sesi duyabiliyor olmama rağmen ne nereden geldiğini görebildim ne de konuşanın kim olduğunu. Buradayım, dedim. Derken bu ses bana şöyle dedi: Adapa’nın evladı Enduupsar, yazıcım olasın, sözlerimi tabletlere yazasın, diye seni seçtim.

Aniden, bu mekanın bir kısmında bir parlaklık peydah oldu. Yazıcılara has bir çalışma yeri gördüm: Bir yazıcı masası ve iskemlesi; ayrıca güzelce biçimlendirilmiş taş tabletler vardı. Ama ne kil tablet ne de yaş kil kabı gördüm. Masanın üstünde sadece bir yazı kalemi duruyordu; parlaklığın içinde hiçbir kamış yazı kalemine benzemeyen şekilde duruyordu. Ve o ses tekrar konuşup şöyle dedi: Eridu kentinin oğlu, sadık kulum Endubsar. Ben, efendin Enki’yim. Sözlerimi yazıya dökmen için seni çağırttım çünkü Büyük Afetten dolayı insanoğlunun başına gelenlerden dolayı çok üzgünüm. Olayların doğru sırasını kayda geçirmek isterim ki tanrılar da insanlar da ellerimin temiz olduğunu bilsinler. Büyük Tufandan beridir Dünya’nın, tanrıların ve dünyalıların başına böyle bela gelmedi. Ama Büyük Tufan mukadderdi. Ancak büyük afet mukadder değildi.

Yedi yıl önce olan bu afet olmak zorunda değildi. Önlenebilirdi ve ben, Enki bunu önlemek için elimden gelen her şeyi yaptım heyhat, başaramadım. Kısmet miydi yoksa kader mi? Kararı gelecekte verile çünkü günlerin sonunda bir Yargılanma Günü olacaktır. O gün Dünya sarsılacak ve nehirler yatak değiştirecek; öğle vakti karanlık çökecek, geceyse göklerde bir ateş olacak; geri dönen göksel tanrının günü olacak o gün. Ve ister tanrılardan ister insanlardan olsun kimin hayatta kalıp kimin yok olacağı; mukadder olan şey bir devrenin içinde tekrarlanacaktır ve kısmet olan şey ve de yalnızca kalbin niyetinin iyiye mi kötüye mi yol açtığı yargılanacaktır. Ses sessizleşti sonra büyük tanrı tekrar konuşup şöyle dedi: İşte bu nedenle ki sana Başlangıçların ve Önceki Zamanların gerçek hikayesini anlatacağım çünkü gelecek, geçmişte yatmaktadır. Kırk gün kırk gece ne bir şey yiyecek ne de içeceksin; yalnızca bir kereliğine su ve ekmek göreceksin ve bu seni görevin bitene dek idare edecek. Ses durakladı ve birdenbire, mekanın başka bir yerinde bir ışıltı ortaya cıktı. Bir masa gördüm; üstünde bir tabak ve kupa vardı. Kalkıp oraya gittim; tabakta ekmek ve kupada su olduğunu gördüm. Büyük tanrı Enki’nin sesi yine konuşup şöyle dedi: Endubsar, ekmekten ye ve sudan iç; kırk gün kırk gece tok kal. Söylendiği gibi yaptım.

Sonrasında o ses bana yazıcı masasına oturmamı söyledi; oradaki ışıltı çoğaldı. Olduğum yerde ne bir kapı nede bir gedik vardı ama yinede ortalık gün ortası gibi pırıl pırıldı. Ve ses şöyle dedi: Yazıcı Endubsar, ne görüyorsun ? Başımı kaldırıp bakınca ışıltının huzmelerinin masaya, taslara ve yazı kalemine döküldüğünü görüp şöyle dedim: Taş tabletler görüyorum ve renkleri gök yüzü gibi duru. Daha önce hiç görmediğim bir yazı kalemi görüyorum; sapı hiç de kamışa benzemiyor ve ucu ise bir kartalın pençesini andırıyor. Ve ses şöyle dedi: Bunlar, üstüne sözlerimi yazacağın tabletlerdir. İsteğim üzerine en iyi lacivert taşından iki pürüzsüz yüzü olacak şekilde kesildiler. Gördüğün yazı kalemi ise bir tanrının eseridir; sapı altın gümüş alaşımından ve ucu ise ilahi kristalden yapılmıştır. Sağlamca eline oturacak ve tabletin üstünü sanki ıslak kili işaretliyormuşçasına kolayca kazıyacaksın. Ön yüze iki sütun halinde yazacaksın, her bir taş tabletin arka yüzüne iki sütun halinde yazacaksın. Sözlerimden ve cümlelerimden sapmayacaksın! Bir duraklama olduğunda taşlardan birine dokundum; yüzeyi pürüzsüz cilt gibiydi, yumuşacık geldi elime. Kutsal yazı kalemini elime aldım, tüy gidi hafifti. Sonra büyük tanrı Enki konuşmaya başladı ve ben onun sözlerini, tam söylediği gibi yazmaya başladım. Sesi bazen gürdü, bazende neredeyse fısıltı. Bazen sesinde neşe veya gurur vardı, bazense acı ve ıstırap. Ve bir tabletin iki yüzü de yazıyla dolunca, devam etmek için diğerini aldım. Son sözleri söyledikten sonra büyük tanrı durakladı ve derin bir iç çekiş sesi duydum. Ve şöyle dedi: Kulum Endubsar, kırk gün kırk gece boyunca sözlerimi sadakatle kayda geçirdin. Görevin burada tamamlandı. Şimdi bir başka tablet al eline; üstüne kendi yeminini yazacak ve sonuna ise mührünle tanıklık ettiğini gösteren işareti basacaksın, tableti alıp diğer tabletlerle birlikte ilahi sandığa koy çünkü belirlenmiş bir zamanda, seçilmiş olanlar gelip sandığı ve tabletleri bulacak ve sana yazdırdığım her şeyi öğrenecekler; Başlangıçların, Önceki Zamanların ve Eski Zamanların ve Büyük Afetin gerçek hikayesi bundan böyle Efendi Enki’nin Sözleri olarak bilinecek. Ve bu geçmişe Tanıklık Kitabı ve geleceğin Kehanet Kitabı olacak çünkü gelecek, geçmişte yatmaktadır ve başlar da son olacaktır.

Durakladı ve ben tabletleri alıp onları doğru sırasıyla birer sandığa yerleştirdim. Sandık akasya ağacından yapılmıştı ve dışı altın kaplamaydı. Bir duraklama oldu ve sonra efendim Enki şöyle dedi: Sana gelince Endubsar, büyük bir tanrıyla konuştun ve beni görmesen de huzurumda kaldın. Böylece kutsanmış oldun, bundan böyle benim halka seslenen sözcüm olacaksın. Onlara doğru hayat sürmelerini tembihle çünkü iyi ve uzun bir hayatın temelidir bu. Onları teselli de edeceksin çünkü yetmiş yıl içinde şehirler yeniden kurulup ürünler yeniden filizlenecek. Esenlik olacak ama savaş da olacak. Yeni uluslar kudretli hale gelecek, krallıklar kurulup yıkılacak. Eski tanrılar bir kenara çekilecek ve kısmetleri yeni tanrılar belirleyecek. Ama günlerin sonuna geldiğine hakim olacak olan kaderdir ve gelecekle ilgili olanlar, benim geçmişle ilgili sözlerimin içinde önceden bildirilmiştir. Bunların hepsini, Endubsar, halka sen anlatacaksın.

Sonra bir duraklama ve ardından sessizlik geldi. Ve ben, Endubsar yere kapaklanıp sordum: Peki ama ne söyleyeceğimi nasıl bileceğim? Ve efendi Enki’nin sesi şöyle dedi: Gökte işaretler olacak ve söylenecek sözler sana rüyalarda ve görümlerde gelecek. Senden sonra başka seçilmiş peygamberler (insanlar anlamında) de olacak. Ve en sonunda bir Yeni Yer ve bir Yeni Gök olacak ve de peygamberlere artık ihtiyaç kalmayacak.

Sonra sessizlik çöktü ve ışıltılar söndü ve ruh beni terk etti. Tekrar kendime geldiğimde, Eridu’nun dışındaki tarlalardaydım. Usta Yazıcı Endubsar’ın Mührü

TANRILARIN İSİM VE ANLAMLARI VE SÜMER TABLETLERİ İLE İLGİLİ SÖZLÜK

Abael: Kutsal kitaplarda erkek kardeşi Kayin tarafından öldürüldüğü anlatılan Habil.

Abgal: Uzay aracı kılavuzu; İniş Yerinin ilk komutanı.

Abzu: Enki’nin güneydoğu Afrika’da altın madenciliği yapılan hakimiyet bölgesi.

Adab: Ninharsag’ın Sümer’de tufan sonrasında kurulan şehri.

Adad: Enlil’in en küçük oğlu İşkur’un Akkad dilindeki adı.

Adamu: Genetik mühendislikle oluşturulmuş ilk başarılı İlkel İşçi, Adam.

Adapa: Dünyalı bir kadından doğan Enki’nin oğlu, İlk Uygar İnsan; kutsal kitaplarda geçen

Adem.

Agade: Nibiru’nun savaş sonrasında kurulan ilk başkenti; Sümer ve Akkad’ın birleşik

başkenti.

Ak Diyar: Antarktika.

Akkad: I. Sargon’ın idaresindeki Sümer’e eklenen kuzey toprakları.

Akkadca: Tüm Sami dillerinin anası olan dil.

Alalgar: Uzay aracı kılavuzu; Eridu’nun ikinci komutanı.

Alalu: Tahttan indirildikten sonra Dünya’ya kaçan ve altını keşfeden Nibiru kralı; Mars’ta öldü; sureti, mezarı olan büyük kayanın üstüne oyuldu.

Alam: Anşargal’in bir cariyeden doğan oğlu.

Amun: Sürgün edilen tanrı Ra için Mısır’da kullanılan isim.

An: Nibiru’nun ilk birleştirici kralı; Uranüs dediğimiz gezegenin adı.

Anak: Kalay metali.

Anib: Nibiru tahtına çıkan ardıllardan biri olan İb’in krallık unvanı.

Anki: An’ın Nibiru’da doğan ilk oğlu.

Annu: Mısır’daki kutsal şehir, kutsal kitaplarda On, Yunancada Heliopolis olarak geçer.

Anşar: Nibiru’daki birleşik hanedanın beşinci hükümdarı; Satürn dediğimiz gezegenin adı.

Anşargal: Nibiru’daki birleşik hanedanın dördüncü hükümdarı.

Antu: An’ın eşi; Anu’nun eşi; Neptün dediğimiz gezegenin ilk adı.

Anu: Anunnakiler Dünya’ya geldikleri sırada Nibiru’nun hükümdarı; ayrıca, Uranüs dediğimiz gezegen.

Anunitu: Tanrıça İnanna için kullanılan sevgi dolu sözcükler.

Anunnakiler: ‘’ Gökten Yere İnenler ‘’ (Nibiru’dan Dünya’ya.)

Anu Yolu: Göksel çemberin burçlar kuşağındaki takımyıldızları içeren orta şeridi; Dünya’da, kuzeydeki Enlil Yolu ile güneydeki Enlil Yolunun ortasındaki kuşak.

Anzu: Uzay aracı kılavuzu; Mars’taki ara istasyonun ilk komutanı.

Apsu: Güneş sisteminin ilksel atası, Güneş.

Arabalar yeri: Uzay limanı.

Aratta: İnanna’ya bahşedilen hakimiyet bölgesi, Üçüncü Bölgenin bir kısmı.

Asar: Osiris denilen Mısır tanrısı.

Asta: İsis denilen Mısır tanrıçası, Asar’ın kız kardeşi ve eşi.

Aşağı Abzu: Afrkika’nın güney ucu; Nergal ve Ereşkigal’in hakimiyet bölgesi.

Aşağı Deniz: Basra Körfezi dediğimiz su kitlesi.

Aşağı Dünya: Güney Afrika ve Antartrika’yı da içeren güney yarımküre.

Awan: Ka-in’in (kutsal kitaplarda Kayin) kız kardeşi ve eşi.

Ata: Utu’nun eşi (Akkad dilinde Şamaş denilen tanrı).

Azura: Sati’nin eşi, Enşi’nin (kutsal kitaplarda Enoş) annesi.

Bab-İli: ‘’ Tanrıların Kapısı ‘’ , Babil, Marduk’un Mezopotamya’daki şehri.

Bad-Tibira: Ninurta’nın altın eritilip arıtılan şehri.

Banda: Uruk’un (kutsal kitaplarda Erek) kahraman hükümdarı, Gılgamış’ın babası.

Baraka: İrid’in (kutsal kitaplarda Yared) eşi.

Batanaş: Lu-Mah’ın (kutsal kitapta Lamek) eşi, Tufan kahramanının annesi.

Batı Rüzgarı: Nibiru’nun yedi uydu ayından biri.

Bau: Ninurta’nun eşi, bir şifacı.

Ben-Ben: Ra’nın göksel sandalının koni biçimli üst kısmı.

Biçimlendirme Evi: Tahıllar ve çiftlik hayvanları için sedir ormanında kurulan genetik laboratuar.

Birinci Bölge: İnsanoğluna bahşedilen ilk uygarlık bölgesi, Sümer.

Burannu: Fırat Nehri.

Büyük Aşağı: Antartrika kıtası.

Büyük Afet: M.Ö. 2024’teki nükleer felaketin sonrasındaki yıkım.

Büyük Derin: Antartrik Okyanusu.

Büyük Deniz: Akdeniz; ayrıca Yukarı Deniz denilir.

Damkina: Enki’nin eşi, Ninki adını aldı; Alalu’nun kızı.

Dauru: Nibiru kralı Du-Uru’nun eşi.

Denizlerin Ötesindeki Diyar: Amerika kıtası; Ka-in’in soyunun yerleştiği ve Ninurta tarafından denetlenen yer.

Dehşet Silahları: İlk olarak Nibiru’da ve son olarak Dünya’da kullanılan nükleer silahlar.

Doğu Rüzgarı: Nibiru’nun bir uydusu (ayı).

Dördüncü Bölge: Sina yarımadası, Tufandan sonraki uzay limanının yeri.

Dövülmüş Bilezik: Asteroit Kuşağı, Sema olarak da bilinir.

Duat: Sina’daki uzay limanının girişe yasak bölgesine Mısırlıların verdikleri ad.

Dudu: Tanrı Adad (İşkur), Enlil’in en genç oğlu, İnanna’nın amcası için kullanılan sevecen lakap.

Dumuzi: Enki’nin Mısır’daki hakimiyet bölgesinde çobanlıktan sorumlu olan en küçük oğlu.

Dunna: Malalu’nun eşi, İrid’in annesi (kutsal kitaplarda Mahalalel ve Yared).

Duttur: Enki’nin cariyesi, Dumuzi’nin annesi.

Du-Uru (Duru):Nibiru’nun yedinci hükümdarı.

Dünya’nun Göbeği: Uçuş Kontrol Merkezinin yeri için kullanılan lakap.

Dünya Yılları Hesabı: Anu’nun Dünya’yı ziyaret edişinden beri sayılan yıllar, Nippur takvimi M.Ö. 3760’da başladı.

E-A: ‘’Evi Su Olan ‘’ ; Kova burcunun ilk örneği; Anu’nun ilk oğlu; Enlil’in üvey kardeşi; Dünya’ya varan ilk Anunnaki grubunun önderi; İnsanoğlunun biçimlendiren ve Tufandan kurtaran tanrı; Marduk’un babası; ona Nudimmud (‘’Biçimlendirici’’), Ptah (Mısır’da,

‘’Geliştirici’’), Enki (‘’Efendi Yeri’’) unvanları verildi.

Eanna: Anu’nun Uruk’taki yedi basamaklı tapınağı, onun tarafından İnanna’ya armağan edildi.

Edin: Anunnakilerin ilk yerleşimlerinin mekanı, kutsal kitaptaki Aden, güney Mezopotamya; sonraları Sümer bölgesi.

Edinni: Enkime’nin eşi, Mutuşal’ın annesi (kutsal kitaplarda Hanok ve Metuselah).

Ednat: Matuşal’ın eşi, Lumak’ın annesi (kutsal kitaplarda Lamek).

Ekur: Tufan öncesinde Uçuş Kontrol Merkezindeki uzun yapı; Tufandan sonra Büyük Piramit

(Gize).

Emuş: Dumuzi’nin kaçıp saklandığı yılanlarla dolu çöl.

Emzara: Ziusudra’nın (kutsal kitaplarda Nuh) eşi ve onun üç oğlunun annesi.

Enbilulu: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Endubsar: Enki’nin anılarını yazdırdığı yazıcı katip.

Engur: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subay.

Enki: Üvey kardeşi ve rakibi Enlil ile aralarında görevlerin ve gücün paylaşılmasından sonra

Ea’nın aldıgı unvan; eşi Damkina’dan doğan Marduk’un babası; üvey kız kardeşi Ninmah’tan

bir oğul sahibi olamadı ama cariyelerden beş oğlu daha ve Dünyalı kadınlardan çocukları

oldu.

Enkidu: Gılgamış’ın yapay olarak yaratılan yoldaşı.

Enkimdu:Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Enkime: Göğe alınan ve çok bilgi bahsedilen kişi; kutsal kitaplarda Hanok; Marduk’un eşi

olan Sarpanit’in babası.

Enki Yolu: 30. güney paralelin altında kalan gök çemberi.

Eninnu: Ninurta’nın Lagaş’taki kutsal semtte yer alan tapınak meskeni.

Enlil: Anu’nun ve onun üvey kız kardeşi Antu’nun oğlu, dolayısıyla da Nibiru tahtına, ilk

oğul olan Ea’dan önce çıkma hakkını edinen Önde Gelen Oğul; askeri komutan örgütlemesi

için Dünya’ya yollandı; üvey kız kardeşi Ninmah’tan doğan Ninurta’nın ve eşi Ninlik’den

doğan insanoğullarının yok olmasını planladı; Marduk’a karşı nükleer silahların

kullanılmasına yetki verdi.

Enlik Yolu: 30. kuzey paralelin üstünde kalan gök çemberi.

Enmerkar: Unug-ki’nin (Uruk) kahraman hükümdarı, Gılgamış’ın dedesi.

Ennugi: Anunnakilerin Abzu’daki altın madenlerine atanan komutanı.

Enşar: Nibiru hanedanının altıncı hükümdarı; Nibiru’nun yörüngesinin kucakladığı

gezegenlere isim veren.

Enşi: Kutsal kitaplardaki Enoş, törenlerin ve tapınmanın ilk öğretildiği insan.

Enursag: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Enuru: An ve Antu’nun üçüncü oğlu ve Nibiru’nun hükümdarı Anu’nun babası.

Ereşkigal: Enlil’in kız torunu, Aşağı Dünya’nın (Güney Afrika) hanımı, Nergal’in eşi,

İnanna’nın kız kardeşi.

Eridu: Dünya’da Ea tarafından kurulan ilk yerleşim; Sümer’deki edebi merkezi ve meskeni.

Erra: Nükleer soykırım sonrasında Nergal’in Yok Edici anlamına gelen unvanı.

Esagil: Marduk’un Babil’deki tapınağı.

Eski Zamanlar: İlk inişle başlayıp Tufanla sona eren dönem.

Etana: Göğe alınan ama devam edemeyecek kadar korkuya kapılan bir Uruk kralı.

Fırtına Kuşu: Ninurta’nın uçan savaş aracı.

Gaga: Anşar’ın (Satürn) Nibiru’nun geçişinden sonra Plüton gezegenine dönüşen ayı.

Gaida: Enkime’nin (kutsal kitaplarda Hanok) en küçük oğlu.

Galzu: Mesajlarını rüyalarda ve görümlerde aktaran gizemli bir ilahi elçi.

Gençlik Suyu: Ra’nın ölümünden sonrasında takipçilerine vaat ettiği iksir.

Geştinanna: Dumuzi’nin ona ihanet eden kız kardeşi.

Gılgamış: Uruk kralı; bir tanrıçanın oğlu olduğu için ölümsüzlük peşine düştü.

Gibil: Enki’nin oğullarından biri; metalürjiden, sihirli araç gereç yapımından sorumluydu.

Ginunu: İnanna’nın Gece Zevkleri Evi.

Girsu: Ninurta’nın Lagaş’taki kutsal semti.

Gök Boğa: Enlil’in İniş Yerini koruyan muhafızı, onun takımyıldızının sembolü.

Gökkuşakları: Anunnakilerin Dünya semalarında kullandıkları uçuş arabaları.

Gök Sandalı: Çeşitli tanrı ve tanrıçaların hava araçları.

Göksel Arabalar: Gezegenler arası yolculuk amacıyla uzay araçları.

Göksel Arabalar Yeri: Anunnakilerin uzay limanı.

Göksel Hisse: Presesyona bağlı olarak burçlar kuşağında oluşan ve 72 yıl süren 1 derecelik

kayma.

Göksel Duraklar: Burçlar kuşağının on iki evi.

Göksel Kayık: Bir tanrının uzay aracı ile Mısırlıların kullandıkları terim.

Göksel Parlak Nesne: Krallığın kurulduğu yerde kutsal bir mekan içine alınan gizli bir ilahi

aygıt.

Göksel Savaş: Nibiru ile Tiamat arasındaki ilksel çarpışma.

Göksel Zaman: Burçlar kuşağındaki takımyıldızların presesyona bağlı kaymalarına göre

ölçülen zaman.

Gug Taşı: Işın saçan kristal; Büyük Piramitten Maşu Dağına aktarıldı.

Guru: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Güney Rüzgarı: Nibiru’nun uydusu olan ay.

Ham: Tufan kahramanının ikinci oğlu, Şem ve Yafet’in erkek kardeşi.

Hapi: Nil Nehri’nin Mısır dilindeki kadim adı.

Harran: Ur’un ikiz şehri olarak iş gören güneybatı Mezopotamya’daki (Türkiye sınırları

içindedir) şehir; İbrahim’in uzun yıllar kaldığı yer; Marduk’un Dünya üstünde hakimiyeti ele

geçirmeyi planladığı yer.

Hem-Ta: Kadim Mısır’a Mısırlıların verdiği ad.

Her Şeyi Başlatan Baba: Her Şeyi Yaratıcı olarak evrensel, kozmik Tanrı.

Her Şeyin Yaratıcısı: Evrensel, kozmik Tanrı.

Horon: Artık Horus denilen Mısır tanrısı.

Hurum: Kahraman Banda’nın öldüğü ve tekrar hayata döndüğü bir dağ.

Işıltı: İnanna’nın diriltilmesinde Nabız ile birlikte kullanılan aygıt.

İb: Nibiru hanedanının üçüncü kralı, ona An-İb kraliyeti unvanı verildi.

İbru: Arkabad’ın torunu, kutsal kitaplardaki Eber (İbrahim’in atası).

İbru-um (İbruum): Nippur ve Ur’dan cıkmıs rahip/kraliyet ailesinin oğlu, kutsal kitaplardaki

İbrahim.

İgigiler: Mekik araçlarında ve Mars’taki ara istasyonda görevlendirilen üç yüz Anunnaki;

Dünyalı kadınları kaçırıp eş aldılar; sık sık isyan çıkardılar.

İki Darlık Diyarı: Nil Nehri boyunca uzanan ülkeler.

İkinci Bölge: Uygarlık bahşedildiğinde Mısır ve Nübye.

İlkel İşçi: Genetik Mühendislikle oluşturulan ilk Dünyalı.

İlksel Vücuda Getirici: Yaratılış kozmogonisinde güneş; ‘’ Apsu ‘’.

İnanna: Nannar ve Ningal’in kızı, Utu’nun ikiz kardeşi; Dumuzi ile nişanlandı; Uruk’un ve

Üçüncü Bölgenin acımasız ve şehvetli hanımı; Akkad dilinde İştar olarak bilinir; Venüs

dediğimiz gezegenle ilişkilendirilir.

İnbu: Nibiru’dan Dünya’ya getirilen bir meyve, Anunnakilerin iksirinin kaynağı.

İniş Yeri: Gökgemileri ve roketgemiler için Sedir Dağlarında kurulan platform.

İrid: Kutsal kitaplardaki Yared; Enkime’nin (kutsal kitaplarda Hanok) babası.

İsimud: Enki’nin kahyası ve veziri.

İşaret Zirveleri: Gize’deki iki büyük piramit; sonrasında, Sina tanrısı Maşu Dağı.

İşkur: Tanrıça İnanna’ya Akkad dilinde verilen isim.

İşum: Nükleer felaketten sonra Ninurta’ya verilen ve ‘’ Kavuran’’ anlamına gelen unvan.

Kader: (Olayların, yörüngelerin) önceden belirlenmiş, değiştirilemez gidişi.

Kader Tabletleri: Uçuş Kontrol Merkezinde yörüngeleri ve uçuş rotalarını izlemek ve kontrol

etmek için kullanılan aygıtlar; sonraları, değiştirilemez kararların kaydına dönüştü.

Ka-in: Kutsal kitaplarda, erkek kardeşi Abael’i (Habil) öldürdüğü ve sürgün edildiği anlatılan

Kayin.

Kalkal: Enlil’in Abzu’daki meskeninde kapı bekçisi.

Kanatlı Yılan: Ningişzidda’nın Amerika kıtasındaki unvan.

Kara başlı halk: Sümer halkı.

Kara Diyar: Tanrı Dumuzi’nin Afrika’daki hakimiyet bölgesi.

Kar Renkli Diyar: Antartrika.

Kasırga: Nibiru’nun yedi uydu ayından biri.

Kasırgalar: Anunnakilerin helikoptere benzeyen hava araçları.

Kavurucu: Nükleer silahların kullanılması sırasındaki rolü nedeniyle Ninurta’ya takılan lakap.

Kısmet: Olayların özgür seçimlere tabi olan ve değiştirilebilen gidişi.

Ki: ‘’Sağlam Zemin’’, Dünya gezegeni.

Ki-Engi: Şumer ( ‘’Yüce Bekçiler Diyarı’’ ), Birinci Bölge uygarlığı.

Kingu: Tiamat’ın baş uydusu; Göksel Savaş sonrasında Dünya’nın Ay’ı.

Kişar: Nibiru’nun dördüncü hükümdarının eşi; Jüpiter dediğimiz gezegen.

Kişargal: Nibiru’nun dördüncü hükümdarının eşi.

Kişi: Sümer’de krallığın başladığı ilk İnsan Şehri.

Koyu Renkli Diyar: Afrika.

Kötü Yılan: Düşmanlarının Marduk’a taktıkları aşağılayıcı lakap.

Kötülük Rüzgarı: Doğu’ya, Sümer’e doğru sürüklenen ve ölüm taşıyan nükleer bulut.

Kulla: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Kunin: Kutsal kitaplarda Kenan, Enşi ve Noan’nın oğlu.

Kurtuluş Dağı: Tufandan sonra geminin karaya oturduğu Ağrı Dağının Zirvesi.

Kuzey Zirvesi: Enlil’in Sedir Dağlarındaki meskeni.

Laarsa: Anunnakilerin Tufan öncesine ait şehirlerinden biri; Tufandan sonra tekrar kuruldu.

Lagaş: Yönlendirme Şehirleri olmaları için Laarsa ile aynı dönemde kuruldu; Tufandan

sonrasında Ninurta’nın baş şehri olarak yeniden kuruldu.

Lahama: Lahma’nın eşi.

Lahamu: Venüs dediğimiz gezegen.

Lahma: Nibiru hanedanının sekizinci kralı.

Lahmu: Mars gezegeni.

Lugal: ‘’Büyük Adam’’ ; seçilen krallara verilen unvan.

Lulu: Genetik mühendislik ürünü melez; İlkel İşçi.

Lu-Mah: Matuşal ve Ednat’ın oğlu, kutsal kitaplarda Lamek.

Magan: Kadim Mısır.

Malalu: Kunin ve Mualit’in oğlu; kutsal kitaplarda Mahalalel.

Marduk: Enki ve Damkina’nın ilk oğlu ve yasal varisi; Mısır’da RA olarak tapınılan tanrı;

erkek kardeşlerini kıskanıp yalnızca Mısır’ı hakimiyet bölgesi edinmekle tatmin olmayan,

sürgünler ve savaşlar sonrasında şehri Babil’den Dünya üstündeki hakimiyetini ilan eden

tanrı.

Maşu Dağı: Tufan sonrasında Sina’daki uzay limanında aygıtlarla donatılan dağ.

Matuşal: Enkime ve Edinni’nin oğlu, kutsal kitaplarda Metuşelah.

ME: Bilim ve uygarlığın her türlü unsuru için formüllerle şifrelenmiş küçük nesneler.

Meluhha: Kadim Nübye.

Mena: Tahta çıkışıyla Mısır firavunlarının ilk hanedanını başlatan kral.

Mena- Nefer: Mısır’ın ilk başkenti, Memfis.

Mualit: Kunin’in eşi, Malalu’nun annesi.

Musardu: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Muşdammu: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Nabız: Ölüleri canlandırmak için Işıltı ile birlikte kullanılan takipçilerini örgütledi.

Nabu: Marduk ve Sarpantin’in oğlu; Marduk’un insan Ereşkigal’in veziri.

Nannar: Enlil ve Ninlil’in oğlu; Dünya’da doğan ilk Anunnaki önder; Urim (Ur) ve Harran’ın

hami tanrısı; Ay ile ilişkili; Akkad dilinde Sin olarak bilinir; Utu ve İnanna’nın babası.

Naram-Sin: Sargon’un torunu ve Sümer ve Akkad kralı olarak onun ardılı.

Nebat: Mısır tanrısı Satu’nun kızkardeşi-eşi, Neftis olarak biliyoruz.

Nergal: Enki’nin oğullarından biri, eşi Ereşkigal ile birlikte Aşağı Abzu’nun idarecisi; Ninurta

ile birlikte nükleer silahları kullandı.

Nibiru: Anunnakilerin ana yurdu; yörünge süresi olan bir turr 3.600 Dünya yılına denktir;

Göksel Savaş sonrasında güneş sisteminin on ikinci üyesi haline geldi.

Nibru-ki: İlk Uçuş Kontrol Merkezi; Enlil’in Şumer’deki şehri, Akkad dilinde Nippur.

Nimug: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Nimul: Anu’dan Ea/Enki’yi doğuran anne; resmi eş ve üvey kız kardeş olmadığı için, ilk

doğan olmasına karşın oğlu ardıllık sırasını, annesi Antu olan Enlil’e kaptırdı.

Ninagal: Enki’nin oğullarından biri, Tufan kahramanının teknesine kılavuzluk etmesi için

babası tarafından

görevlendirildi.

Ninbara: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Ningal: Nannar’ın (Sin) eşi, İnanna ve Utu’nun annesi.

Ningirsig: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subay.

Ningişzidda: Enki’nin oğlu, genetik ve diğer bilimlerin ustası; kadim Mısır’da Tehuti (Tot)

olarak adlandırıldı; erkek kardeşi Marduk tarafından tahttan indirildikten sonra takipçileriyle

birlikte Amerika kıtasına gitti.

Ninguanna: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Ninharsag: Sina yarımadasındaki meskeninde Ninmah’a verilmesinden sonra aldığı unvan.

Ninkaşi: Bira yapımında sorumlu kadın Anunnaki.

Ninki: Ea’nın Enki unvanını almasıyla eşi Damkina’ya verilen unvan.

Ninib: Nibiru hanedanının üçüncü kralı İb’in eşi.

Ninimma: İlk Dünyalılar doğuran yedi anneden biri.

Ninlil: Kendisine zorla sahip olan Enlil’i affetmesinin ardından eşi oldu; Nannar ve İşkur’un

annesi.

Ninmada: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Ninmah: Enki ve Enlil’in üvey kız kardeşi, Enlil’in oğlu Ninurta’nın annesi; Anunnakilerin

baş tıp subayı; İlkel İşçiyi oluşturması için Enki’nin genetik mühendislik işlemlerine yardımcı

oldu; rakip ve savaşan Anunnaki klanları arasında uzlaşma sağlayıcı; Ninharsag adını aldı.

Ninmug: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Ninşubur: İnanna’nın hizmetçisi.

Ninsun: Gılgamış’ın Anunnaki annesi.

Ninurta: Enlil’in önde gelen oğlu; Enlil’in üvey kız kardeşi Ninmah’ın oğlu olduğu için

Enlil’in yasal varisi; Kaderler Tabletlerini ele geçiren Anzu ile ve Marduk ile çarpıştı; altın

çıkartmak için diğer seçenekleri keşfetti ve Amerika kıtasında başka uzay tesisleri kurdu;

Lagaş’ın hami tanrısı.

Nippur: Dünya yılları takviminin M.Ö. 3760’ta başlatıldığı yer olan Nibiru-Ki’nin Akkad

dilindeki adı; İbru-Um’un (İbrahim) doğum yeri.

Nisaba: Yazı ve ölçüm tanrıçası.

Noam: Enşi’nin eşi-kız kardeşi, Kunin’in annesi.

Nudimmud: Ea için kullanılan ve Şeyleri Biçimlendiren anlamındaki unvan; Neptün gezegeni.

Nungal: Uzay aracı kılavuzu.

Nusku: Enlil’in veziri ve elçisi.

Önceki Zamanlar: Dünya’ya uçuş görevleri başlamadan önce Nibiru’da yaşanan olayların

dönemi.

Önde Gelen Oğul: Bir hükümdarın üvey kız kardeşinden doğan, dolayısıyla yasal varis olan

oğul.

Ptah: Enki’nin Mısır’da ‘’ Geliştirici ‘’ anlamına gelen adı; Sel suları altından toprakları

yükseltişiyle ilgili işlerini anan bir ad.

Ra: Marduk’un Mısır’da ‘’ Parlak Olan ‘’ anlamına gelen adı.

Sarpanit: Bir Dünyalı, Marduk’un eşi, Nabu’nun annesi.

Sati: Adapa ve Titi’nin üçüncü oğlu, kutsal kitaplarda Şit.

Satu: Marduk ve Sarpanit’in oğlu; Set olarak bilinen Mısır tanrısı.

Sedir Dağı: Enlil’in sedir ormanındaki meskeninin yeri.

Sedir ormanı: İniş Yerinin mekanı (günümüzde Lübnan).

Sema: Asteroit Kuşağı, Tiamat’ın kopup parçalara ayrılan kalıntısı.

Sin: Akkad öncesi Nannar için kullanılan ad.

Sippar: Tufan öncesi dönemde Utu’nun komutasındaki uzay limanının şehri; Tufan

sonrasında onun kült merkezi.

Siyah Gök Kuşu: Ninurta’nın hava aracı.

Söndürülemez Yıldız: Dünya’ya inen Ra’nın gezegenine Mısırlıların verdiği isim.

Sud: Bir hemşire; ayrıca, Enlil’in eşi olmadan önce Ninlil’in kullandığı lakap.

Suzianna: İlk Dünyalıları doğuran yedi anneden biri.

Şafak ve Akşam: Enki’den gebe kalan Dünyalı kadınlar, Adapa ve Titi’nin anneleri.

Şamaş: Akkad dilinde Utu için kullanılan ad.

Şamgaz: İgigilerin önderi ve Dünyalı kadınları kaçırmaları için İgigileri kışkırtan kişi.

Şar: Nibiru’nun Güneş çevresindeki bir turluk yörünge dönemi, 3600 Dünya yılına denktir.

Şarru-kin: Birleşen Şumer ve Akkad’ın ilk kralı, I. Sargon olarak biliriz

Şem: Tufan kahramanının en büyük oğlu.

Şifa Evi: Ninmah’ın Şurubak’taki biyolojik tıp tesisi.

Şumer: Bekçiler Diyarı, Tufan sonrasında kurulan uygarlığın Birinci Bölgesi; Sümer.

Şurubak: Ninmah’ın Tufan öncesinde ve sonrasında kurulan şifa merkezi.

Tanrıların Kapısı: Marduk tarafından Babil’de inşa edilen fırlatma kulesinin amacı.

Tehuti: ‘’Tot’’ olan Ningişzidda’nın Mısır dilindeki adı; bilim ve bilgi tanrısı.

Tekrar Genç Olma Bitkisi: Gılgamış tarafından bulunan gizli gençleştirme bitkisi.

Tiamat: Göksel Savaş sırasında ikiye ayrılarak Asteroit Kuşağını ve Dünya’yı ortaya çıkaran

ilksel gezegen.

Ti-Amat: Adamu’nun eşi; üreyebilen ilk Dünyalı kadın.

Tilmun: ‘’Füzeler Diyarı’’, Sina yarımadasındaki Dördüncü Bölge.

Tirhu: Nippur, Ur ve Harran’da görev yapan kehanet rahibi (kutsal kitaplarda Terah,

İbrahim’in babası).

Titi: İlk Uygar İnsan olan Adapa’nın eşi, Ka-in ve Abael’in annesi.

Tohumun Kanunu: Tahta çıkış sırasını, üvey kız kardeşten doğan oğula veren kural.

Tufan: Büyük Sel Baskını.

Tur: Bir gezegenin Güneş etrafındaki yörüngesi.

Uçuş Kontrol Merkezi: Tufandan önce Nibru-ki’de (Nippur), Tufan sonrasında Morya

Dağındaydı.

Udbar: Yazıcı Endubsar’ın babası.

Ulmaş: Ea’nın inen ilk grupta bulunan bir subayı.

Unug-ki: Anu’nun ziyareti için kurulan şehir, bunu İnanna’ya hediye etti; sonraları Uruk

(kutsal kitaplarda Erek) denildi; Gılgamış’ın ve diğer yarı tanrıların taht şehri.

Ur: Akkad dilinde Urim için kullanılan ad; nükleer felaket meydana geldiği sırada Şumer ve

Akkad’ın hükümdarları Üçüncü Ur Hanedanı kralları olarak bilinmekteydi; Harran’a göçen

İbrahim’in içlerindençıktığı ve kutsal kitaplarda ‘’ Kildanilerin Ur’u ‘’ olarak geçen yer.

Urim: Nannar’ın Şumer’deki şehri ve ülkenin (Büyük Bela sırasında da olmak üzere) üç kez

başkenti olan yer; başarılı bir kültür, sanayi ve uluslar arası ticaret merkezi.

Ur-Nammu: Üçüncü Ur Hanedanının ilk kralı.

Uruk: Akkad dilinde Unug-ki (kutsal kitaplarda Erek) için kullanılan isim.

Utu: Akkad dilinde ‘’ Şamaş ‘’; İnanna’nın ikiz kardeşi; Tufan öncesinde Sippar’daki ve

sonrasında Sina’da kurulan uzay limanının komutanı; Tufan sonrasında Sippar’daki kült

merkezinden yasalar yayınlayan tanrı; Gılgamış’ın vaftiz babası.

Uygar İnsan: Homo sapines-sapiens, Adapa bunların ilkiydi.

Üçüncü Bölge: İnanna’nın payına düşen hakimiyet bölgesi; İndüs Vadisi uygarlığı.

Yaşam Bitkisi: Enki’nin robotsu elçilerinin İnanna’yı canlandırmak için kullandıkları bitki.

Yaşam Evi: Enki’nin Abzu’daki biyogenetik tesisi.

Yaşam Özü: Genetik açıdan şifrelenmiş DNA.

Yaşam Özünün Dalı: DNA taşıyan kromozom.

Yaşam Suyu: İnanna’yı canlandırıp ölümden döndürmek için kullanıldı.

Yaşam Tohumu: Spermden çıkartılan DNA ve tüm yaşam biçimlerinin şifreli genetik

malzemesi olan DNA.

Yaratılış Odası: Sedir Dağlarındaki genetik mühendislik ve ehlileştirilme tesisi.

Yer-Gök Bağı: Uçuş Kontrol Merkezindeki Karmaşık aygıtlar.

Yolu gösteren Dağ: Morya Dağı, Tufandan sonra Uçuş Kontrol Merkezinin yeri.

Yukarı Deniz: Akdeniz.

Yukarı Ova: Kuzey Mezopotamya’da Arkapad’ın soyundan gelenlerin yaşadıkları yer.

Zamuş: Değerli taşlar diyarı, İnanna’nın Üçüncü Bölgesinin bir bölümü.

Ziusudra: Tufan kahramanı, Enki’nin bir Dünyalıdan doğan oğlu (kutsal kitaplarda Nuh).

Zumul: Anu’nun ziyareti sırasında Uruk’ta görevli gök bilimci rahip.

Volkan Çelik

Kaynak: file:///C:/Users/basdas%20market/Desktop/EMK%C4%B0N%C4%B0N%20KAYIP%20K%C4%B0TABI/ENK%C4%B0N%C4%B0N%20KAYIK%20K%C4%B0TABI.pdf


Like it? Share with your friends!

151
934 shares, 151 points

What's Your Reaction?

hate hate
610
hate
confused confused
1526
confused
fail fail
1068
fail
fun fun
916
fun
geeky geeky
763
geeky
love love
305
love
lol lol
458
lol
omg omg
1526
omg
win win
1068
win
Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Ranked List
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF
Gif
GIF format