Dünya’nın İçindeki Dünya: Agarta / 4. Bölüm


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
d- Shasta Dağı ve Esrarengiz Kızılderiler :

Belirli dağlarda yaşamakta olan üstün varlıklara ait hikâyeler çok yaygındır. Kuzey-batı Pasafiğin Amerikan Kızılderili mitolojilerinde Kaliforniya’ daki Sahsta Dağı önemli bir yer tutar. Efsanelerden biri, Tufan’ dan söz etmektedir. Eski kahramanlardan Çakal’ ın (Coyote) kendini kurtarmak için nasıl Shasta Dağı’ nın tepesine kaçtığı anlatılır. Arkasından yükselen su, zirveye ulaşmaz. Çakal, kuru kalan tek yer olan tepelerde bir ateş yakar. Tufan yatışınca da afetten sağ çıkan birkaç kişiye ateşi getirir ve onların kürtürel kahramanı olur
Bu efsanelerde ayrıca, Uzay-Ruhları’ nın Şefi ‘nin (Chief of the Sky-Spirits) ailesi ile birlikte Shasta Dağı üzerine indirdiği, eski zamanlardan bahsedilir. Dünyalı insanların, Uzaylılar’ ın yaşam yerlerine yaptıkları ziyaretlerden de söz edilmektedir.
Shasta Dağı efsaneleri Büyük Tufan, astronotlar ya da havacıların dünyaya inişi ve dağın içinde yeraltı sığınaklarının tesisi gibi geçmişteki gerçek olaylara dayanıyor olabilir. Dahası, bu koloni halâ yaşıyor olabilir. Bu varsayımı destekleyen kanıtlar mevcuttur.
Geçen yüzyılın ortasında, Kaliforniya’ daki Altına Hücum günlerinden sonra, maden araştırmacıları, Shasta Dağı’ nın üzerinde görülen gizemli parıltılardan söz ettiler. Bunlar bazen açık havada oluştuklarından, yıldırımla bir ilişkileri olamazdı. O zamanlar henüz ülkede elekrtik bulunmadığından, bu parıltıların elektrikle açıklanması da düşünülemezdi. Daha yakın zamanlarda ise, Shasta Dağı üzerinde, arabaların ateşleme tertibatlarında, görünürde bir neden olmadan ortaya çıkan arızaların söz konusu olduğunu görüyoruz.


1931′ de Shasta Dağı’ nda bir orman yangını çıktığı sırada, gizemli bir sis belirmiş ve yangının yayılmasına engel olmuştu. Yangının yarattığı zararın sınır çizgisi yıllar boyunca izlenebildi. Merkezi bölge çevresinde tam bir eğri çiziyordu. 1932′ de Los Angeles Times tarafından tuhaf bir makale yayımlandı. Yazarı Edward Lanser’ in iddasına göre, Shasta Dağı çevresinde yaşayanlarla yaptığı görüşmelerin sonucunda, dağın üzerinde ya da içinde acayip bir topluluğun mevcut olduğunun yıllardır bilindiği gerçeği ortaya çıkmıştı. Hayalet kasabada yaşayanlar, kısa kesilmiş saçları ve alınlarını çevreleyen bantları ile beyaz tenli, uzun boyunlu, asil görünüşte kimselerdi. Uzun, beyaz elbiseler giymişlerdi. Tüccarların dediğine göre, bu adamlar nadiren dükkânlarına gelirler, aldıklarının karşılığını her zaman malların değerini bol bol geçen altın külçeleri ile öderlerdi. Shastalılar, ormanda gördüklerinde ya kaçarak ya da birden ortadan kaybolarak temas kurmaktan kaçınmışlardır. Dağın eteklerinde Shastalılar’ a ait acayip sığırlar belirmiştir. Amerika’ da bilinen hayvanların hiçbirine benzemiyorlardı. Shasta Dağı bölgesinin üzerinde, rokete benzer hava gemilerinin gözlenmiş olması muammayı daha da arttırmaktadır. Bunlar kanatsız ve gürültüsüzdüler. Bazen, Pasifik Okyanusu’ na dalarak gemi ya da denizaltı gibi denizde yollarına devam ettikleri de oluyordu.
Eski Kızılderili efsanelerinin bahsettiği gibi dağın göbeğinde, Uzaylılar’ a ait bir sığınak var mıdır? Bunlar, gerçekten, tüm gezegeni kaplayan bir tufandan, uçan araçlarıyla mı kaçmışlardır?
Buna benzer gizli toplulukların Meksika’ da da bulunması muhtemeldir. Harold T. Wilkins “Mysteries of Ancient South America” (“Kadim Güney Amerika’ nın Gizemleri”) adlı kitabında, Kızılderililer’ le mal değiş tokuşu yapan, bilinmeyen bir Meksika halkından bahseder. Bunların, kaybolmuş bir orman kentinden geldikleri sanılmaktadır.


Roerich’ in kayıtlarında, dağlardan gelip Sinkiang’ da alış veriş yapan ve karşılığını eski altın paralarla ödeyen gizemli adam ve kadınların bahsi geçer. Kaliforniya, Meksika ve Türkistan, birbirinden oldukça uzak yerler, ama yine de acayip kişiler hakkındaki hikâyelerin birçok ortak noktaları var gibi.
L. Taylor Hansen, “He Walked the Americas” (“Amerika Kıtalarının Yürüyerek Geçti”) adlı kitabında, yıllar önce özel uçaklarıyla Yıkatan Cangılı üzerinde uçmakta olan Amerikalı bir çiftten söz eder. Yakıtları tükenince mecburen inişe geçerler, havadan gözlenmeye karşı kamufle edilmiş gizli bir Maya kentine rastlarlar.


Mayalar, kökeni hiç şüphesiz Atlantis’ e dayanan saygıdeğer kültürlerini korumak üzere, dış dünyadan tamamiyle tecrit edilmiş bir halde, geçmişin ihtişamı içinde yaşamaktadır. Amerikalı çift, kentlerinin yerini açıklamayacaklarına dair Mayalara söz verirler; uzun bir süre Yutakan’ da kaldıktan sonra, Meksika’ nın gizli halkının ahlâkî ve entelektüel düzeyi üzerine oldukça övücü izlenimlerle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ ne dönerler.


Tanınmış Amerikalı arkeolog J. L. Stephens “Incidents of Travel in Central America, Chiapas and Yucatan” (“orta Amerika, Çiapalar ve Yukatan Gezilerinden Olaylar”) adlı kitabında, bir İspanyol rahibin 1838-9′ da Cordillera Dağları’ nda gördüklerinin hikâyesini aktarır :
“Büyük bir kent geniş bir mekana yayılıyor, içindeki beyaz kuleler güneşte parıldıyordu. Geleneklere göre, beyaz tenli insanlar arasında bu kente ulaşan hiç olmadığı gibi, yerliler Maya diliyle konuşmakta, tüm topraklarının yabancıların eline geçtiğini bilmekte ve arazilerine girmeye kalkan beyaz adamları öldürmektedirler. Paraları, atlar, sığırları, katırları ya da evcil hayvanları yoktur.”
İspanyol işgalciler, içlerinde muazzam hazine ve malzeme depolarının bulunduğu cangılda saklı olan ileri sınır üslerine ait Aztek tradisyonunu kayıtlara geçirmişlerdi. İşgalciler Meksika’ ya ayak bastıkları zaman, bu yedek üsler hakkındaki bilgi, hemen hemen tamamiyle unutulmuş bulunuyordu. Verrill’ in yazdığına göre, “Bu ‘kaybolmuş kentler’ den herhangi bir tanesini keşfeden birinin bulunmaması, bunların mevcut olmadığı ya da zamanımızda var olmayacakları anlamına gelmez.” Peru ve Bolivya’ nın Quecua Kızılderilileri, And Dağları’ nın içindeki yaygın bir yeraltı tünel şebekesinden bahsederler. İnka öncesi üstad inşaatçıların, mühendislik alanındaki olağandışı başarılarını düşünürsek, bu hikâyeler gerçek olabilir. Albay P.H. Fawcett, Atlantis gerçeğini ispat edebileceğine inandığı kaybolmuş bir kent ararken hayatını feda etmişti. Güney Amerika’ daki bu çeşit bir kentin yıkıntılarını gördüğünü söylüyordu.
Bu geleneksel inançlardan bazıları, bizi Atlantisliler’ in ve Hattâ belki de daha önceki ırkların neslinden gelenlerin kolonilerine ulaştırabileceğinden; kaybolmuş kentler, kutsal dağlar, saklı vadiler ve tünellere ait efsaneler hiçbir önyargı olmadan incelenmelidir.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
2. Bölüm – Atlantis’ in Tünel Sistemleri

Dünyanın çeşitli yerlerinde Atlantisliler’ ce dikilen devasa yapılar insanı hayrete düşürmektedir. Örneğin, Tiahuanako’ nun ilginç bir yanı, bu kentin olağandışı bir biçimde inşa edilerek depremlere karşı kesinlikle dayanıklı bir hale getirilmesidir.
Geçmişin o günlerinde, dünya, fiziksel olarak gayet dengesizdi. İşte bu nedenden dolayı Atlantisliler, gerektiğinde hem doğal afetlerden, hem de uzaydan gelen saldırılardan kaçarak, sığınabilmek için, fantastik tünel sistemleri inşa ettiler.
a- Uzaylıların Sığınak Mağara Sistemleri :
Erich Von Daniken “The Gold of the Gods” (“Tanrılar’ ın Altını”) adlı harikulâde kitabında, Ekvator ve Peru’ nun altında uzanan “binlerce mil uzunluğunda devasa bir tüneller sistemi” nden sözeder. Birbirleriyle irtibatlı mağaralar ile tünellerin oluşturduğu bu sistem, 1965′ de Juan Moricz tarafından keşfedilmişti. Von Daniken’ nin anlattığına göre tünellerden biri, içinde som altından yapılma çeşitli türden hayvan heykellerinin yanısıra taş ve metal nesnelerin de bulunduğu muazzam bir hole uzanıyordu.Dahası, üzerinden bilinmeyen bir lisanda yazılımış yazılar bulunan metal plakalar (yapraklar) dan teşekkül etmiş, metal bir kütüphane de mevcuttu. Moricz’ e göre bu yazılar, insanlığn tarihi ile kaybolmuş bir medeniyet hakkındaki ayrıntıları içeriyor olabilir. Von Daniken, Ekvator ve Peru altındaki tünellerin “çoğunlukla cilâlanmış gibi görünen” ve pürüzsüz duvarları olduğunu belirtmektedir. Bu tünellerin baltalarla çentilerek değil de çok daha gelişmiş yöntemlerle insa edildiklerini farkına varılmıştı.
Kitabında, tünelleri yapanların ısı (thermal) matkapları ile birlikte elektron ışın tabancaları da kullandıklarını ileri süren Daniken şöyle diyor :
“… Matkap olağanüstü sertlikteki bazı jeolojik katmanlara gelip dayandığında bunlar, iyice nişan alınarak birkaç kez ateşlenen tabancayla parçalanabiliyorlardı. Sonra, zırhlı ısı matkabı, ortaya çıkan blokların üzerine yöneltiliyor ve yıkıntı yığını ısıtılarak sıvı hale dönüştürülüyordu. Sıvı halindeki hava soğur soğumaz elmas sertliğinde bir sır tabakası oluşturuyordu. Bu tünel sistemi su sızmasına karşı emniyetli olacak ve bölmeleri desteklemeye gerek kalmayacaktı.” Von Daniken kitabın sonuna doğru, tünellerinn inşa edilmelerinin özel nedeni ile ilgili olarak, çok ilginç bir kuram ileri sürmektedir. Bu, Brinsley Le Poer Trench’ in sözünü ettiği ve gerçek bir tehdit teşkil etmiş olan, sismik faaliyetlerin tehlikelerinden çok daha farklı bir nedendir.
Daniken, çok eski zamanlarda bizlere çok benzeyen insanlar arasında bir kozmik savaş olduğunu iddia etmektedir. Görünüşe göre, kaybedenler bir uzay gemisi ile kaçmışlardır. Brinsley Le Poer Trench ise, gemi adedinin birden fazla olması gerektiğini söylüyor.
Sonra, kaybedenlerin, onlara değişik gelen atmosferimiz içinde taktıkları “gaz maskeleri” nden bahsederek dikkatimizi mağaralarda görülen çeşitli miğferler ile solunnun aygıtlarına çekmekedir, Daniken. Von Daniken iddiasını sürdürerek, zafer kazananlar – bunlar bu gezegende kalanlardır – “oyarak yerin derinliklerine doğru uzandılar ve her çeşit teknik gereçle donatılmış bulunan takipçilerinin korkusundan tünel sistemlerini geliştirdiler.”, demektedir.
Sonra, düşmanlarının iyice şaşırtmak için, o zamanlar Mars ile Jüpiter arasında yer alan Güneş sistemimizin beşinci gezegeni üzerinde yayın istasyonları kurtular. Bu istasyonlar sürekli olarak şifreli mesajlar yayınlıyorlardı. Von Daniken’ in dediğine göre, bu aldatmacaya kanan düşman, beşinci gezegeni dehşetli bir infilâk ile imha etti. İnfilâk eden gezegenin döküntüsü şimdi “Asteroid Kuşağı” dediğimiz alana yayıldı. Bu alan binlerce asteroidden ve ufak taş parçalarıdan oluşmaktadır. Von Daniken’ in belirttiği gibi, “…Gezegenler kendilerince infilâk etmezler. Onları biri infilâk ettirir.” Bu, çok çekici ve geçerli olabilecek bir fikirdir. Ayrıca, görülüyor ki çok eski zamanlarda kullanılan silahlar günümüzde ve bu çağda kullanılandan daha da öldürücüydüler. Bu açıdan bakılırsa, Zeus ve diğer tanrıların atıp durdukları “yıldırımlar” ın gerçekte ne oldukları konusu da önem kazanır.
“Timeles Earth” (“Zamansız Dünya”) adlı kitabında, Lima’yı Cuzco’ya bağlayan ve oradan da Bolivya sınırına kadar uzanan bir tünel sisteminden söz eden Peter Kolosimo şöyle yazıyor :
“Kazanç peşinde koşanlara çekici gelebilecek tüneller, büyüleyici bir arkeoloji sorunu olarak da gözükürler. Araştırmacılar, tünellerin, bunları kullanan fakat kökeni hakkında bilgileri olmayan İnkalar tarafından yapılmadığı üzerinde hemfikirdirler. Aslında, bu tüneller insanı öylesine etki altında bırakırlar ki, bazı bilim adamlarının yaptığı gibi, bunların bilinmeyen bir devler ırkının elinden çıkmış olduklarını düşünmek pek de tuhaf kaçmaz.”

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
b- Eski Güney Amerika’ nın Esrarı :

Harold T. Wilkins de “Mysteries of Ancient South America” (“Kadim Güney Amerika’ nın Gizmeleri” adlı kitabında, muhtemelen aynı tünel sistemini anlatırken şunları yazıyordu :
“Büyük tünellere yaklaşım yollarından biri de eski Cuzco’ nun yakınlarında bulunuyordu ve halâ daha bulunmaktadır. Ancak, keşfedilmeyecek bir şekilde kamufle edilmiştir. Bu saklı yaklaşım yolu, doğudan, 380 millik bir mesafe boyunca Cuzco’ dan Lima’ ya uzanan muazzam bir ‘ yeraltı dünyası’ na ulaşır! Bu büyük tünel sonra güneye döner ve 9000 millik bir mesafeyi aşarak 1868 yılına kadar Bolivya olagelen toprakların içlerine doğru uzanır! …”
Wilkins, ayrıca, Batı Hind Adaları’ ndaki bazı tünellerden de söz eder :
“Martinik’i ziyaret ettiği zaman Kristof Kolomb’un dikkatini, inanılmayacak kadar eski bir tarihten kalmış olan ve kökeni bilinmeyen, Batı Hind Adaları’ ndaki garip tünellere çekilmişlerdi. Şüphesiz, Atlantis’ li beyaz ırk, şimdi Batı Hind Adaları olan, fakat çok eski tarihlerde, adının ‘Antiller’ kelimesiyle hatırlantığı batık bir orta Amerika kıtasının bir parçasını teşkil etmiş olabilecek yerde, muhteşem şehirler inşa etmişti. Asya’ nın kadim dünyasının ilginç bir geleneği de, batık ülke ile bir yandan Afrika, diğer yandan da kadim Brezilya arasındn geçişin mevcut olduğu günlerde eski Atlantis’ in her yönde uzanan bir tüneller, ve geçitler labirenti şebekesine sahip olmasıydı. Atlantis’ te tüneller, ölülerle ilgili kültler ve kara maji klütleri için kullanılırlardı…”
Kolosimo, tünel sistemlerinin dünyanın her yerinde bulunduklarını ileri sürüyordu. Listesine, Güney Amerika’ nın ışında Kaliforniya, Virginia, Hawai, Okyanusya ve Asya’ yı da katmışştır. Avrupa’ da, isveç ile Çekoslavakya’ da ve Akdeniz bölgesinde ise Balear Adaları ile Malta’ da tüneller mevcuttur .
“İspanya ile Fas arasında, otuz millik bir bölümü incelenmiş olan, muazzam bir tünel uzanmaktadır. Birçok kişi, Avrupa’ da bu bölge dışında bulunmayan ‘Berberistan Maymunları’ nın, Cebelitarık’ a bu yoldan geçmiş olabileceklerine inanmaktadır.” Kolosimo şöyle devam ediyor:
“Bu devasa (Cyclopean) galerilerin, gezegenimizin en uzak bölgelerrini birbirine bağlayan bir şebeke oluşturduğu düşüncesi bile ileri sürülmüştür.”


Denizin altında uzanan bu tünelleri kimler ve hangi nedenden dolayı inşa etmişlerdir? Kadim tünel sistemleri üzerinde Wilkins’ in, bize söyleyeceği bazı şeyler daha var : “İç Moğolistan’ ın Moğol kabileleri arasında, bugün dahi, tüneller ve yeraltı dünyaları hakkında, kulağa modern romanlardaki kadar fantastik gelen gelenekler mevcuttur. Efsanelerden – eğer böyle denebilirse! – birinin dediğine göre bu tüneller, Afganistan içlerinde bir yerde, ya da Hindu Kuş bölgesinde bulunan ve tufan öncesi nesilden gelen bir yeraltı dünyasına uzanırlar…
Burasının bir ismi de vardır – Agharti. Efsanenin devamı, Agharti’ yi benzeri diğer bütün yeraltı dünyaları ile bağlayan bir bağlantılar silsilesi içinde bir tüneller ve yeraltı geçitleri labirentinin uzandığını anlatır – … Söylendiğine göre yeraltı dünyası, tahıların büyümesini sağlayan ve hayatın uzunluğu ile sağlığa yararlı olan acayip bir yeşil parlaklıkta aydınlatılmaktadır.”
Kolosimo, dünyanın bir diğer yerinde de bu yeşil floresanın görüldüğüne dikkati çektiğinden dolayı bu son konu özel bir anlam taşımaktadır. Kolosimo “Timeless Earth” de, Azerbaycan’ daki acayip bir ” dipsiz kuyu” dan bahseder. Görünüşe göre, kuyunun duvarlarından mavimsi bir ışık çıkmakta ve tuhaf sesler işitilmektedir. Yapılan incelemeler ve keşiflerden sonra bilim adamları en nihayet, tüm Kafkasya ve gürcistan’ daki diğer tünellerle birleşen tam bir tüneller sistemi buldular. Belirli bir düzene göre biçimlenmiş olan bu tünelleri tanımladıktan sonra ve bunların Orta Amerika’ daki benzerleri ile hemen hemen aynı olduklarını belirledikten sonra Kolosimo, bu tünellerin İran’ la ve dahası Çin, Tibet ve Moğolistan tünelleriyle bile birleşen devasa bir sistemin bölümü olduklarından söz eder.


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
c- Esrarengiz Yeşil Işıkla Aydınlatılmış Mağara Sistemleri

Şimdi, acaip bir yeşil parlaklıkla aydınlatıldığı söylenen Agharti adındaki bir yeraltı dünyası üzerine Walkins’ in anlattıklarına dönersek, bu konuda Kolosimo’ nun da söyecekleri vardır :
“Tibetliler, tünellerin kentler olduğuna inanırlar. Bunların sonuncusu, muazzam bir afetten sağ kalanlara halâ daha sığınak vazifesi görmektedir. Bu bilinmeyen kişilerin Güneş’ in yerini alarak bitkilerin üremesi ile insan hayatının uzamasına neden olan bir yeraltı enerji kaynağını kullandıkları söylenir. Bu kaynağın yeşil bir floresans yaydığı sanılmaktadır. Bu düşünceye Amerika efsanelerinde de rastlamamız oldukça ilginçtir…”
Bu konudan olmak üzere, Wolfpittes’ in Yeşil Çocukları’ nın tuhaf hikâyesinin de anlatılanlarla özel bir ilişkisi olabilir.
Görülüyor ki Atlantisliler, çeşitli amaçlar için dünyanın her yanında tünel sistemleri inşa etmişlerdir. Bu amaçları, öncelikle, sismik faaliyet ile seller biçimince oluşan ve o zamanlar için çok olağan sayılan doğal afetlerden ya da uzaydan gelebilecek saldırılardan korunabilmekti.
Bu fantastik tünellerin çoğu bizim bugünkü imkânlarımızın ötesindeki yöntemlerle inşa edilmişlerdir. Senelerdir İngiltere ile Fransa, bir Manş tüneli yapma fikri üzerinde tatrışmaktadır. Ancak, galiba, atalarımızın devirlerine ait bu şaşıtrıcı tünelleri doğal bir rahatlıkla ve gerekli nedenlerden dolayı da oldukça büyük ölçüde inşa etmişlerdir.

—————————————————————————

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
3. BÖLÜM – AGARTA VE UFO’ LAR

UFO araştırmacıları, UFO’ ların çoğunlukla önce Kuzey’ den, tahminen dünya çevresindeki Van Allen radyasyon kuşaklarında bulunan kutupsal deliklerin (polarvents) içinen ortaya çıktıklarını belirtiyorlar. Belki de yerin kilometrelerce altında mevcut olduğu söylenen Agarta yeraltı medeniyetinden çıkmaktadırlar. Uzun zamanlar önce, dünyaya yaklaşmakta olan Uzaylılar’ a Kuzey’ in o tropik ülkeleri çekici gelecekti. Üstadlar’ ın öğretisine göre, şimdi buzlarla örtülü bulunan Kuzey Kutbu bir zamanlar, insanlığın beşiği olan şiirsel bir Cennet’ ti.
a- Yeraltı Uygarlıkları :
Dünyamızın içinin boş olduğu ve ayaklarımızın altında harikulâde bir medeniyetin uzandığına dair iddialar mevcuttur. Bilim-Kurgu gibi görünen bu düşünce, cevaplanması güç tartışmalar ileri süren birçok zeki araştırmacı tarafından çok ciddiye alınmaktadır. Essa-3 uydusunun 6 Ocak 1967 tarihinde ve Essa-7′ nin de 23 Kasım 1968′ de çektiği fotoğraflar, içi boş olduğu sanılan dünyamızın derinliklerindeki muhteşem Agarta başkentine uzandığı söylenen ve Kuzey Kutbu’ nda yer alan bir deliğin varlığını açıkça göstermektedirler sanki. Sikloplar’ ın yeraltında şehirler tesis ettiklerine inanılır. Medyumların dediklerine göre Atlantisliler, Piramitler’ den, Tibet ve And Dağları’ ndan yerin aşağılarındaki kutsal merkezlere uzanan uzun tüneller inşa ettiler. 12,000 yıl önce Atlantis yok olduğunda, İnisiyeler buralara kaçmışlardı. Gezegenimizin içinden gelen Uzay Gemileri, Kutuplar’ daki deliklerden çıkarak dünyamızı gözlerler ve bazen de “Yeraltı Varlıkları” (Subterraneas), aramızda yaşamak üzere yeryüzüne çıkarlar. İnsanların, kadim kitaplarda sözü geçen o nükleer bombalardan sakınmak için kilometrelerce yeraltına kaçtıklarını düşünelim. Bu yüzyılın sonunda önce Doğu ile Batı arasında bir savaş çıkarsa, biz de onlara katılmak üzere aşağılara doğru kayıyor olacağız.

—————————————————————————


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
b- Elohim ve Agarta :

Belkide Sikloplar’ a tepegöz denilmesinin nedeni, Uzay-miğferlerinin saydam yüzünün muazzam bir göze benzemesindendir. Bu devler’ in göksel bir ırk olan Elohim’ le aynı oldukları söylenebilir. Bu ırk, bugün mevcut olduğu söylenen Agarta yeraltı medeniyetine uzanan o uzun tünnelleri açmak için kozmik enerjiler kullanarak yeraltında labirent halinde kentler kurmuştur.
c- Kızılderililer ve Yeraltı Mağaraları :
Efsanelerden anlaşıldığına göre Kızılderililer, Doğu Amerika deniz yatağını -kıta şelf sahası haritaları burada muazzam bir batık gösterirler – parçalayan kozmik bombardımandan kaçarak yerin derinlikIerindeki mağaralara sığınıp kurtulanların neslinden geliyor olabilirler.
d – Wolfpittes çocukları :
William de Newburgh, 12′ nci yüzyılda “Historia Anglicana” adlı yapıtında, İngiltere’ nin Bury St. Edmunds yöresi yakınındaki Wolfpittes’ de yerin içinden yeşil bedenli, olağandışı renk ve malzemeden oluşmuş elbiseler giyinmiş bir oglan ile bir kızın çıktığından bahseder. Çocuklar, St. Martin’ in Ülkesi’ nden geldiklerini Söylüyorlardı. Anlaşıldığına göre, Güneş’ in hiç aydınlatmadığı, alacakaranlık bir yeraltı dünyasından gelmişlerdi. Burası Agarta mıydı? 1965 gibi yakın bir tarihte çevrelerince iyi tanınan iki kişi. Finlandiya’ nın Luumaki yöresindeki bir ormanda küçük, yeşil renkte bir adam gördüler. “Insana benzer varlıklar” ın (“humanoids”), Yunanlılar ve Romalılar’ ca Satirler (Satyrs) diye bilinen gizli bir yeşil ırka mensup olup olmadıkları düşüncesi gerçekten ilginçtir.


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
e- Agarta ile Şamballa Çatışması :

Tibet, azametli Himalayalar’ daki bu mistik ülke, Dünya’ nın psişik merkezi olarak saygı görürdü. Üstadlar gözden uzak manastırlarından gezegenlerdeki Kozmik EfendiIer ile telepatik görüşmeler yaparlar, metafizik âlemlerde İyilik ve Kötülük güçleri insanlığın ruhu için çekişirlerdi. Hint-Tibet tradisyonları, biraz karışık da olsa, yerin çok aşağılarında saklı olan ve bütün kıtalarda bulunan gizli girişlerden tünellerle yaklaşılan Agarta’ dan sözederler. Yıldızlardan gelen Uzaysal Varlıklar (Celestials) tarafından kurulan bu yeraltı medeniyetinin tarihi, anlaşıldığına göre, dünyamızın ilk günlerine kadar uzanmaktadır. Burası, Üranüs’ ün oğulları ile Satürn arasında çıktığı sanılan Uzay Savaşı’ ndan sonra Elohim ya da Sikloplar için bir yeraltı sığınağı teşkil etmiş olabileceği gibi, muhtemelen, bir zamanlar gezegenimizi tehdit etmiş olan kozmik bir afetten kaçmak için de kullanılmış olabilir. Mu ve Atlantis’ ten uzaklaşan göçmenlerin yeraltına kaçtıkları söylenir. Dünyanın her yanındaki Mistik Kardeşlikler, yerin kilometrelerce altında bulunan psişik bir medeniyet ile Tibet’ teki Üstadlar arasında bir bağlantı bulunduğunu ileri sürerler. “İçi Boş Dünya Kuramı” nın (Hollow Earth Theory) taraftarları, Uçan Daireler’ ın aslında, yeryüzündeki ülkeleri gözlemek üzere Kutuplar’ daki deliklerden geçerek dünyamızın içinden çıktıklarını iddia ederler. Ezoterik öğretiler, Agarta’ nın Hakimi’ ni, Dünya’ nın Kralı rütbesi ile anarlar. Yardımcıları durumundaki Rahip-Kral ile birlikte, insanlığın geleceğini planladığı söylenir. Sembolü, Hitler tarafından çarpıtılarak kullanılmış olan kancalı haç, Swastika’ dır.
1920′ lerde, Gürcistanlı medyum R.C. Andersen ihtiyar bir keşişle çıktığı gezi sırasında, Agarta ülkesi üzerine Budist inancını soruşturur. Bir Tibet Manastırı’ nda hayvan derisi ile kaplı eski bir kitaba rastlar. Bu kitapta, yüksek bir dağın üzerinde uçan, yumurta biçiminde bir aracın, bir Agarta taşıtının resmini görür. Ayrıca, Tibet’ in Spiritüel Lideri Dalai Lama’ nın Dünya’nın Kralı ile temasta olduğu söylentisini işitir. Efsanelere göre, Agarta halkının iki dili vardır. Agartalılar muazzam güçlere sahiptir: Okyanusları kurutabilir, ağaçları hızla büyütebilir, ölüleri diriltebilirler. Söylendiğine göre, yüksek dağlarda fiziksel kanıtlar bırakmıştır : Karda acaip ayak izleri, Agarta dilinde tabletler ile yazılar ve içinde Agartalılar’ın gezdikleri taşıtların tekerlek izleri.
Agarta ile yakından ilgili olan Şamballa’ ya da Tibet’ teki tüneller aracılığı ile ulaşılır. Burası bir zamanlar, Gobi’ deki büyük bir medeniyetin başkentiydi. Ayrıca, bazı tradisyonlar tarafından, Kadim Asya Denizi’ ndeki Beyaz Ada (White Isand) olarak da teşhis edilir. Kadim Tibet Bilgilerine göre, Agarta’ nın Kralları, “Sol El Yolu’ nun izleyicileri” olan, kötülüğün destekleyicileri Şamballalı Efendiler’ le mücadele etmektedirler. Bu kozmik çatışmanın, İnsan’ ın spiritüel evrimini hızlandırmak üzere bir ilahi takdir olduğu söylenir.


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
f – Agarta ve Göksel Öğretmen Tages :

Çiçero’ nun belirttiğine göre Etrüksler, Tages adında bir İlâhi Varlık tarafından eğitilmişlerdi. Tyrhenus’ un oğlu Tarchon’ un hükümranlığı sırasında bir gün,Tarquinia kenti yakınındaki bir tarlada köylünün biri sabanıyla çift sürerken toprağın içinden gri saçlı ve ihtiyar bir adam kadar bilge bir çocuk çıktı. Ulu Tanrı Tinia tarafından, kanunları, din ve kehanet sanatını Etrüsk Kralları Lucomoneler’ e iletmek üzere gönderildiğini açıkladı. Kahinlere “Libri Tagetici” yi yazdı. Bu kitap, beşikten mezara kadar Etrüksler’ in yaşamını yöneten Etrüks İncili’ ni oluşturdu. Sanatçılar, yaptıkları tunçtan heykellerde Tages’ i saçsız, kısa boylu bir kişi olarak canlandırmışlardı. Acaba, teleportasyon yolu ile ya da Uzay Gemisi ile başka bir gezegenden mi gelmişti? Birden yerin içinden belirmesi, yeraltında mevcut olduğu söylenen Agarta’ ya uzanan yeraltı geçitlerinden çıkmış olabileceğini akla getiriyor. Bu çeşit spekülasyonlar sadece hayal ürünü değildir. Bugün, İtalya’ da ortaya çıkan,ufak tefek yapılı, dünya dışı kökenli, “insana benzer varlıklar” (“humanoids”) hakkında geçerliliği ispatlanmış birçok kayıt mevcuttur. Bunların bazıları da yüzyıllar önce Toskana’ da (Tuscany) tezahür etmiş olabilirler.
(*) Bu türlü iki merkezin varlığı ve onların birbirleriyle çatışma halinde oldukları düşünce ve iddialarını, uzun bir zamandır satanist ekoller öne sürmektedirler.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
4. BÖLÜM – AGARTA VE ŞAMBALLA’ NIN GİZEMİ

Agarta,Himalayalar’ın altında bulunduğu söylenen ve Büyük İnisiyatörler ile Dünya’ nın Efendileri’ nin bu çağda içinde yaşadıkları gizemli bir Yeraltı Krallığı’ dır.
Agarta’ nın, bir inisiyasyon merkezi olup piramitlerinkine benzer bir prensip üzerinde işlev gördüğü anlaşılmaktadır. Himalayalar dışsal abideyi teşkil ederken, yeraltı mekânını. (crypt) da dünyasal ve kozmik kirlenmeden uzak tutulan krallık oluşturur. Ancak, nasıl oluyor da ruhun yüksek güçleri, düşüncenin ve meditasyonun yoğun konsantrasyonu nötralize edilmiş devasa bir oyukta geliştirilebiliyor.
Herşey bir yana, insan egosu ile insan-üstü egonun muazzam olanakları, çevresinin kirliliğine maruz kalacak bir şekilde açıklıkla değil de inzivaya çekilerek daha başarıyla tezahür edebilir.
a- Agarta ve Dört Giriş Kapısı :
Geleneksel olarak Agarta’ nın dört girişi vardır : Bir tanesi Gize’ deki Sfens’ in pençeleri arasında, diğeri Saint-Michel Tepesi’ nde, bir üçüncüsü Broceliande Ormanı’ ndaki bir yarın içinde ve ana kapı da Tibet’ teki Şamballa’ dadır. Kadim Gizemler’ de, Argonotlar, Ark (Nuh’ un Gemisi) ve Agarta hakkında sırlar çözülmemiş gibidir ve hepsinin de aynı etimolojiye dayandığı görülmektedir: Argha; uzun bir gemi, ve buradan türetilen Agarta : bir yeraltı mabedi anlamına gelir. Bir yeraltı krallığı fikri çok eski olup şüphesiz, tanrılar ile görünmeyen kozmik güçlerin yaşadığı göksel şehirlere karşılık olarak düşünülmüştür. Cehennem fikri ile bir alakası yoktur. Ancak, hem yeraltı krallığı hem de cehenem fikri, dünyanın içindeki ateşin ve ayrıca yeraltı inisiyasyonunun kişileşmesi olan Yunan Mitolojisi’ nden Hefaisos ve Vedalar’ daki (Vedic) Yavishtha ile ilgilidir.
Gizli güçleri olgunlaştıran ve gölgeleri uzaklaştıran ışığın bazı parıltıları, beşer seviyesindeki her varlığın içinde mevcuttur. En ufak bir delik açın ve gizlenmiş olan görünür hale gelir, ezoterik olan olağan hale gelir.
Dünyamız, yerin yüzünün, güneş, don ve yağmurla aşınmasından, içsel güçlerce yeniden inşa edilmeye kadar uzanan sabit döngülere (cycle) maruzdur. İşte, dünyanın kabuğunun temeli olan granit bu şekilde oluşur bu,ancak yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir gerçektir.
Yalnızlık içinde, sessizce, görülmeden yürütülen (ezoterik) çalışma hemen her zaman en verimli olandır. Dışsal güçlerin yıkıcı, yıldırıcı olmalarına karşın içsel güçler yenileyicidir ve doğal gelişmeyi temin ederler.
İnsan yaşamı, önce annenin rahminde tezahür eder ve bebek ışığı önce, Kara Bakire (Black Virgin) kültünde inisiyasyon mağarasyla (grotto) sembolize edilen, rahim boşluğundan, geldiği şekilde görür.
İsa,İbraniler’ce aşağılanan Venüslü Bakire’nin (Venusian Virgin) enkarnasyonu olan günahkâr Mary Magdelena tarafından kendisine teklif edilen inisiyasyonu kesinlikle reddetmişti. Yine de Kara Bakire (Black Virgin) ve magara (grotto) ile ilgili putperest kült öylesine insanın bilinçaltı egosunun derinliklerinden geliyordu ki üzerine yöneltilen saldırılar altında çöküp gitmedi.
Bu düşüncelerin, Agarta gizemi açısından, okültle çalışanların gözünden kaçmayacak bir anlamı vardır.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
b – Bilge Zalmoxis’ in Yeraltı Mahzeni :

Prof. Doru Todericiu’ ya göre -ki kendisi de muhtemelen Alcide d’Orbigny’ den aktarıyordu- Pisagor’ un bir öğrencisi olan Zalmoxis, Üstad’ dan öğrendiğini öğretmek üzere Alesia’ ya gelmişti. Bu ifadeyi ele alırken oldukça ihtiyatlı olmamız gerikir, çünkü bazı kişilerce bir filozof ve bazılarınca bir tanrı olarak kabul edilen Zalmoxis’ in, Pisagor’ dan daha önceki bir tarihte yaşadığı sanılıyor. Trakya’ lı bir kabile olan Getaeler’i medenileştirdiği düşünülmektedir.
Bir rivayete göre, Samos’ ta Pisagor’ un kölesiyken onun tarafından serbest bırakılmış ve kendi halkına dönerken onlara ruhun ölmezliğini öğretmiştir.
Herodot’ un onun hakkında tuhaf bir hikayesi vardır :
“Yerin altında inşa edilmiş bir evi vardı. Trakyalılar’ ın gözleri önünde kaybolarak aşağıda kendi inzivasına çekildi ve üç yıl orada kaldı. Herkes öldüğüne hükmederek ağladı. En sonunda, dördüncü yıl içinde tekrar ortaya çıktı ve bu stratejisi sayesinde de vazettiği öğretiye inanmaları için insanları ikna etti.”
“Zalmoxis ve onun yeraltı ikametgâhı üzerinde anlatılanları reddedecek ya da kabul edecek değilim (diye devam ediyor Herodot); ancak, kanımca, o Pisagor’dan çok seneler önce yaşamıştı.”
“Yerin altındaki ikamet yeri” neydi? Üstadlar’ a göre Zalmoxis, Atlantisliler’ ce yurt edinildiği iddia edilen ve bazı Hassas Kişiler’ ce (Sensitives) UFO’ ların kaynağı olduğuna inanılan yeraltı medeniyeti Agarta’ ya inmiş olabilir. Getaeler’ ler ona bir tanrı olarak tapıyorlardı ve ölümden sonra başka bir hayatta onunla birlikte olacaklarına inanıyorlardı. Her yıl, onun Öbür-Dünya’ ya ait krallığına bir haberci gönderme yöntemi olarak, havaya fırlattıkları bir savaşçıyı mızraklarının ucunda yakalarlar ve böylece “ona, asil bir ölüm kazandırırlardı.”
Tarihçiler, Zalmoxis mezhebinin keltik (celtic) dinleri ile Yakın Doğu halklarının dinleri arasında doğal bir bağ teşkil ettiğini kabul ederler.
Tarih kayıtçılarının hikayelerindeki tutarsızlıklara rağmen, meditasyon yapabilmek için yeraltındaki bir inziva yerinde yaşamış olan ve ruhun ölmezliğini, muhtemelen Pisagor’ dan önce vazeden Zalmoxis, muhakkak ki bir bilge kişi ve bir inisiyeydi. Böylelikle, o Pisagor’ un öğrencisi değil de spiritüel üstadıydı ve O’nun hatırasına hürmetendir ki Pisagor, Drüidler’ in dünyadaki en bilge kişiler olduğunu söylemişti.


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
c- ‘Vara’ İsimli Yeraltı Kenti :

Bazen, en büyük gerçekler, ispat edilmediğine inanmalarına rağmen, insanlara, kendi bellek-komozomları (memory-chromomes) kanalıyla ulaşan gerçeklerdir. Çok zaman önce olmuş ya da gelecekte olacak bir şeye inanmaya her zaman hazırız. Sorun, bu gerçeklerin şimdiki zamanın dalga boyu ile temasta bulnmamalarından ibarettir. Böylece, insanlar kendilerinin ve tüm insnlığın kaderine müdahale edebilecek bir yeraltı gizemine inanmaya isteklidirler.
Bir pusulanın üzerindeki ibreyi düşünün : Dünyanın manyetik güçlerinin nerelerde konsantre olduğunu gösterir ve yine de buraları görünürde hiçbir şeyin oluşmadığı yerlerdir.
Böylelikle, düşünebiliriz ki; Agarta ya Kuzey Kutbu’ nda ya da Himalayalar’ ın altındadır. Her halükârda, insanın, yerin altında bulunan insiyasyon merkezleri tahayyül etme eğilimi vardır ve yüksek teknik bilgilere dayalı bir çeşit ışıklandırma sistemi de her zaman buna dahildir.
İran edebiyatından Kralların Kitabı “Şehname” deki bir hikaye, Dünyanın Efendisi olan Tahmuras’ın oğlu Jam ya da Yima’ nın, kendi halkının en safkanlıları ile çevrili olarak “Vara” adı verilen bir yeraltı kalesinde her zaman nasıl yaşadığını tarif eder. Tufan’ ın geleceğini önceden gören tanrı Ahura, Yima’ nın mabed-sığınağının inşa edilmesi hakkında ona en kesin talimatları verdi :
“Vara’yı bir koşu pisti kadar uzun ve genişliği uzunluğuna eşit olarak yap. Oraya, insaların, köpeklerin, kuşların, koyun ve sığırların, büyük ya da küçük bütün hayvan türlerinin temsilcilerini götür..
“Ayrıca, yanına en güzelinden ve en tatlı kokulusundan her çeşit bitkinin örneklerini, bütün meyvaların en lezzetlilerini al. Bunlar Vara’ da kaldıkları sürece hiç ölmeyeceklerdir. Bozuk biçimli ya da kuvvetsiz, kirli ya da kötü hiçbir şey olmasın, yalancı ya da kinci ya da kıskanç hiç kimse olmasın; çürük dişli ya da cüzzamlı hiç kimseyi kabul etme. En üst kısımda dokuz, merkezde altı, en alt kısmda da üç cadde tanzim edilsin. Erkek ve kadın, bin çift en üst kısımda, altıyüz merkezde, üçyüz en altta yaşasın. Işığın gelmesi için Vara’ da bir pencere yapılsın.”
Tradisyonal tarih üzerine yazan Henri Corbin’ in dediğine göre “Vara”nın, kendi kendine “hem yaratılmış, hem de yaratılmamış” ışık saçan kapıları ve pencereleri vardı.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
d- Şamballa, Agarta ve Lusifer :

İnisiyasyon çevrelerince düşünüldüğüne göre, sarı ırkların hâkimiyeti yakın ve kaçınılmazdır ve bu da beyaz ırkların yükselişinin sonu demektir.
Bir kez daha, sadece, yüksek yerlere sığınmış olanlar kurtulacaktır.
Ancak, -kısmen spiritüel, kısmen de politik amaçlarla faaliyet gösteren- “Vril’in Büyük Locası” (“Grand Lodge of Vril”) adında, Batı ile Doğu arasında bir çeşit kardeşlik birliği yaratmaya çabalayan bir mezhep bulunmaktadır. Bunlar, bilinmeyen bir nedenden dolayı, İskandinavyalılar’ ın Odin adını verdikleri eski Cermen tanrısı Wotan’ i “Kambala” ya da Şamballa dedikleri bir çeşit Agarta’ ya yerleştirmişlerdir.
Görülüyor ki Ferdinand Ossemdowski ve Rène Guenon, Şamballa ile Agarta arasında bir benzerlik keşfetmişlerdir. “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” (“Beast, Men and Gods”) kitabının yazarı Ossendowski’ ye göre Agarta’ nın yeraltı insanları, Dünya’ nın Efendisi’ nin idaresi altında yaşayan sekiz milyon kişi kadardır ve bilginin en üst derecesine erişmişlerdir. “Vril’ in Büyük Locası”, Doğu’ nun Hint-Tibet okült güçlerini en eski Ari tradisyonlarının biricik toplayıcısı olarak kabul eder. K.B.L. ya da Şamballa’ daki tahtında oturan Üç Dünya’ nın Efendisi’ nin adı Lusifer ya da Odin’ dir. Prensipleri Vedalar’ da ve Tibet’ in Ölüler Kitabı’nda (Bardo Thödol) belirlenen K.B.L. güçleri, “sayıları en fazla olan sarı ırkları, en yetenekli olan sarışın kuzey ırkları ile kötülük güçlerine karşı birleşik bir mücadele içinde kaynaştıracak” bir sinarşi (synarchy) şeklinde faaliyet göstereceklerdir.
K. B. L. güçleri majik karakterdedirler ve dünyanın dört ana tradisyonundan ortaya çıkmışIardır. Bunlar Tibet, Hind, Mısır ve Cermen tradisyonlarıdır ki hepsi de Şamballa ya da yeraltı Masonluğu (Free Masonry) olan beşinci tradisyon üzerinde kutuplandırılmışlardır.
Dünya yüzeyindeki dış temsilci ise “Vril’ in Büyük Locası” dır .
Robert Charroux, bu mezhebin inisiyatik iddiaları ile, hele politikası ile hiçbir şekilde aynı düşüncede değildir. “Vril’in Büyük Locası”, hakikiliği şüpheli olan dökümanlara güvenmekte ve Charroux’ nun fikirlerine temelde aykırı düşen fikirler iddia etmektedir. Charroux, sadece bu öğreti kendisinin gerçek olduğuna inandığıyla kökten farklı olduğu için dahi olsa, yine de “Vril’ in Büyük Locası” nın öğetisini gözler önüne sermeyi doğru bulmaktadır.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
e-Aydınlık Irk ve Ortaya Çıkışı :

“Adının baş harfleri K.R.T.K.M. olan üç Dünya’ nın Efendisi, Şamballa’da Tchun-Yung kozmik sinarşisini ya da Direkt Orta Yol’ u oluşturan bir Yeşil Adamlar, Maj topluluğuna hükmetmektedir.” Venüslü ataların neslinden gelen bu maj topluluğu, Zerdüşt ile Hz. Muhammed’ in halefi olduklarını iddia etmektedirler. Görevleri, “Kara Taş’ ın Âyini ” ni yeniden canlandırmaktır.
K. B. L. ifadelerine göre Şamballa mabedinin tesisi, Lüsifer devrinin 701,969 yılına kadar dayanmaktadır. (Tabii, Lüsifer adı burada “Işık getirici” anlamında kullanılmıştır.)
“Gelecek Buddha Batı’ dan ve Kuzey’ den çıkacak ve parmağında Cengiz Han’ ın metal yüzüğünü taşıyan bu kişi, Hindular’ın Kalki-Avatar ya da Kundalini Avatar’ ı olacaktır. Gelişi, Altın Çağ’ ın geriye dönüşünü belirleyecektir. Mu ya da Tao-Ülkesi’ nin yeniden canlanmasıyla çağdaş olan Aydınlık ırk’ ın ortaya çıkışından önce gelecektir. ” “Bu, hem Demir-Çağ’ ın (Kali-Yuga) sonu, hem de jotün ile iblislerin (cacodaemons) dünyanın hükümet merkezlerinden dışarı atılması ve Atlantis’ in karanlığından miras kalan 100,000 yıllık kötü karmanın da temizlenmesi olacaktır.” İnsanın bu fikirler ve görüşler labirentinde yolunu bulması zor olduğu gibi, “sarı adamlar kitlesince oynanacak rolün ne olduğunu kestirmek de kolay değildir.
Dahası, eğer inisiyasyon merkezi Himalayalar’ daki Şamballa’daysa burasının, Kuzey’ in “Büyük Beyaz Atalar” (Hyperborean) Locaları’ nın ve ayrıca, çevresi duvarlarla çevrili olmadığı halde geçit vermeyen İngiltere’ de ki bir yerin de rızaları ile seçilmiş olması gerekir.
Ezoterik cinsel maji üzerine çalışan Paul Greor’ un da yeraltı insanları üzerinde söyleyeceği bazı şeyler vardır : “bunların, belirli olmayan nedenlerinde dolayı muazzam sunaklar inşa ettikleri ve dünyanın iç kısımlarında, dünyanın tüm ateş ve suyunun kökenini bulduğu ve içinde bütün volkanların lav akıntılarının indifa ettiği çekirdeğe inmek için tüneller kazdıkları söylenmektedir. Aşağıda, tüm evrenin loş temelleri arasında, Gizemli İnşaatçılar (Mysterious Builders) adı verilen bir insan topluluğunun yerleştiğine inanılmaktadır.”
Tuhaf olan, spiritüalizmin beyaz majisine bağlı bir ideali benimsiyeceklerini düşünemeyeceğimiz Teozofistler de Dünya’ nın Efendisi olarak kabul ettikleri varlığın Asya’ya ait bir Şamballa’ da yaşadığına inanmaktadırlar.
“Teazofi öğretmenleri’ nin dediğine göre Venüs Senyörleri, dünyaya varır varmaz Büyük İnisiyasyon Locası’ nı tesis etmişlerdir. Şimdiki ikametgâhları, sembolik olarak eski Şamballa adı ile anılmakta olan ve gobi Çölü’ nde bulunduğu söylenen bir astral kenttir. Dünya’ nın Efendisi’ nin idaresi altında bulunan bu kutsal şehir, inisiye olmayanlarca görülemez… Gizli mâbet olan bu yer, küremizin okült hükümetinin merkezidir. Üstadların ve dünyanın gizli arşivlerinin içinde güvence altında bulunduğu bu yeraltı ülkesinin destanı muhteşem bir realitedir.”

—————————————————————————

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
f- Meru Dağı :

Ossendowski’ nin Agarta’ sı ve “Vril’ in Büyük Locası” ile Teozofistler’ in Şamballalar’ı bunlar aynı mıdır, yoksa muhtemelen birbirlerinin karşıtı olan farklı mabetler midir? İkinci şık daha ihtimal dahilinde görülmektedir. Swami Matkormano’ ya göre, Asya’ nın inisiyasyon merkezi Meru Dağı’ dır ve burası Şamballa’ nın bulunduğu yerdir. Hint teolojisinde burası, neslinden geldiklerini iddia ettikleri insanların üzerinde türetildiği dağdır. Tibet’ in Lamalara ait kozmolojisi der ki :
“Meru Dağı yer kürenin merkezinde yükselmektedir. Zirvenin, kistial, azür, yakut ve altından oluşan dört kenarında cin (Demon) halkarı ile birlikte dünyanın dört kralı yaşamaktadır.”
Vril’ in Büyük Locası” nın düşüncesine göre :
“Meru Dağı, Şamballa’ nın merkezi ve aynı zamanda hem maddesel, bem de madde ötesi olan iki varoluş plânının keşişme noktasıdır.”
Türkistan’ da, jeofizik realitesi, bilinç-ötesi ya da duyu-dışı algılamaya ait olan bir geometrik şekil vardır. Bu şekil, bir tanesi tersine çevrilmiş iki adet piramidden oluşmaktadır. Yukarı bakan piramid Pamir Dağı ve aşağı bakan piramid de Meru Dağı olup bunlar, fizik-ötesi ve jeofizik düzlemleri temsil ederler . Keşişme noktasında, hem Arîler, hem de sarı ırklarca kutsal sayılan ve üzerinde Dünya’ nın Kralı’ nın kalesi yükselen bir dağ, Meru zirvesi-mikrokozmos ile makrokozmosun göbek merkezi (omphalos) ) bulunmaktadır .
Bu merkezden dört ana pusula yönüne doğru dört adet yol uzanır; güneye doğru Sion kutbuna, batıya doğru Sale Gölü kutbuna, kuzeye doğru Thule kutbuna ve doğuya doğru Pamir kutbuna ki bu Himalaya uzantısı olup en uç noktası Darciling’ dir (Darjeeling). Muazzam manyetik enerji odakları olan bu kutuplar, periyodik olarak, milletleri ve tarihlerini etkilerler… Meru zirvesinde, yeraltı dünyasının hükümran varlığının bir çeşit ikâmetgahı olan Glasburg adlı Elmas Saray yükselir. Saray’ ın dört köşesinde, Mecusîlik’ te Sessizlik Kuleleri denilen ve dünyasal kutuplarca üretilen manyetik enerjinin akümülatör pillerini çevreleyen kuleler vardır. Bu enerjiyi, değiştirilme (transmutation) işleminden geçirdikten sonra yıldızlar uzayımızın galaksilerine doğru saptırırlar. Böylece, Elmas Saray, evren için enerji merkezi olur…
Kuleler, “büyük sessizlik” denilen bir perdeye ulaşan ultrasonik titreşimlerden oluşmuş manyetik dünya dalgalarını alır ve naklederler. Bu “ağırlık” dalgaları, bölünemeyecek kadar küçük bir zaman dilimi sırasında kurşunda bulundukları gibi, Satürn’ ün halkaları tarafından neşredilen ve her ondört yılda bir dünyayı etkisi altına alan manyetik fotonlarda da bulunurlar. Bunlar, A1 protonlarının türevleridir (dünyanın akkor halindeki merkezinin atomaltı enerjisi.).
“Vril’ in Büyük Locası”, dünya üzerindeki hâkimiyetini “Vril” diye bilinen gücün kontrolü ile perçinleyeceğini ummaktadır. Bu gizemli güç, Butwer Lytton tarafından keşfedilmiş, daha doğrusu icat edilmiştir. “Vril’ in Büyük Locası” na göre, Lytton’ un “The Coming Race” (“Gelecek Irk”) adlı bir romanında tanımladığı bu güç, “Vril-Ya” olacaktır.

—————————————————————————

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
g- Kozmik Bir Güç ‘Vril’ :

İnsana tüm güçleri elde etme yeteneğini vereceğinden, Vril’ in kontrolu başlıbaşına bir amaçtır. Buna ulaşmak için iki yol vardır. “Bilimsel Yol” kurşunda bulunan Proton A 1 partiküllerinin, Satürn’ ün fotonsal manyetizminde ya da etikin bir yanardağdan fışkıran lavda hapsedilmek üzere kimyasal olarak tecrit edilmelerine dayanır. Wotan’ ın ve bazı Alşimistlerin -simyacıların- izledikleri yol buydu. Erkek cinsiyet güddeleri, bu şekilde elde edilen radyasyonların etkisi altında tüm “Korlos” u etkin hale getirerek “ego” yu kendi fiziksel ağırlık merkezi içinde geçerli kıldırırlar. “Mistik yol” ise, yüksek düzeydeki majiden aktardığı bir ritüeli kullanır. Bu ritüel için gerekli olan unsurlar şunlardır: K harfinin ses titreşimleri, Satürn işareti, menekşe rengi, bir amatist,kurşun,eski İskandinav şiirleri (runes), K.B.L. üzerine merkezlenmiş bir Mandala ve zamanda sembolik bir geriye gidiş etkisini yaratan bir inisiyasyon sayılan “Ankh”. Bu, Tutankhamon’ un yeniden dirilişi, metapsikoz (metempsychosis) için gerekli olan yaşam kelimesidir. Luxor Kardeşliği’ ne inisiye olan Bulwer Lytton Vril’i, hastalığı iyi eden, ama bir ölüm-ışını da neşredebilen bir tür maji yüzüğü olarak görmüştü. Bu enerjiyi kontrol edebilen herhangi bir kişi, depremler ya da yanardağı indifaları oluşturabildiği gibi, sönmüş yanardağları da etkin hale dönüştürebilir.
İnsanların, çok eski zamanlardan beri, Dünya’ nın Efendileri olmayı ve tüm ulusları, hatta dünyayı bile yok etme gücünü ele geçirmeyi düşlemeleri çok tuhaf bir şeydir. Bu çeşit düşünceleri beyaz majiden sayabilir miyiz? Muhakkak ki hayır.
Büyücüler, bu çeşit güçlere sahip olduklarını iddia edegelmişlerdir. Ancak, bu, hüsnükuruntudan öteye bir şey değildi. Modern bilim adamları sorunu çözümlediler: Nükleer Fizyon, kadim (eski) majinin araştırma ve arzu-hayallerinin cehennemî sonucudur .
Peki, bilim adamlarımızın çalışmaları beyaz maji midir?
Maalesef, hayır.
Bu yok edici buluşlara karşıt olarak, bunlardan farklı mizaçtaki kişiler, yeni bir Altın Çağ’ i kurmayı düşlemekte ve arzu-hayallerini, kara majisyenlerin hayallerini uzakta tutacak güçleri harekete geçirmek için kullanmaktadırlar. “Işık İnsanlığı” nın En Yüksek Efendileri, şüphesiz Agarta, Şamballa ya da Meru Dağı gibi adı olmayan görünmez yerlerde ve belki de Yüksek Yıldız’ da düşünmekte ve çalışmaktadırlar.



Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
EK BÖLÜM
a – Bilinmeyen Üstadların Bir İnisiyesi Robert Charroux :

Robert Charroux “Mysterious Unknown” adlı kitabın biricik yazarı değildir. Onun yazdığı, araştırmayı yürüttügü malzemeyi seçtiği ve planladığı, temellerini attığı, iddalarının tartışılmasını yapıldığı gerçektir. Orjinal ve yayımlanmamış dökümanların peşinden dünya arşivlerini taramıştır. Ancak birçok yardımcısı da olmuştur.
Beraber çalıştığı bu kişilerin bazıları olağanın çok ötesindedirler. Kendisi, aralarından bazılarının Dünya’ nın bilinmeyen Efendileri olabileceği yücelmiş Varlıklar’ ca eğitilmiştir. Ona azar azar öğretmişler, evvelce belirlenmiş bir planı uygularcasına sırların bir bir açıklamışlardır.
Ömeğin, “Melekler’ in Efendisi” (“Master of Angels”) bir efsane değildir. Gerçekten vardır ve Fransa’ da yaşamaktadır. Fakat, isminin yayımlanmasını arzu etmemektedir.
Yüksek Rahip Anubis Schenouda, bir Mısırlı inisiyedir. Robert Charroux, kesin olarak sadece en yüksek derecelerden birkaç üstadın öğrenmeye hak kazandığı belirli açıklamalara muhatap olan tek kişidir. Niçin? Üstad, kendi nedenlerini söymemektedir.
Daha da tuhafı sadece C.P. başharfleri ile belirtebileceğimiz “Hint Gizemleri” ne inisiye olanlar’ ın Koleji’ nden bilinmeyen Üstadlar, öbür dünyadan arkadaşımıza yardım ederek ona, içeriği zengin fikirler telkin etmektedirler. Bir C. P. sözcüsü şöyle demektedir :
“Biz, Robert Charroux’ a görevinde yön vermek üzere Dünya’ nın Efendisi’nce atandık. Kendisinin imanlı olup olmaması önemli değildir. Bilinçli olarak aramasına gerek kalmadan bazı şeyler ona gelecektir.. ” Guy Tarade ve Andre Millou gibi diğer Arayanlar’ i da yöneten, Nis’ teki “Medeniyetin Billinmeyen Ögelerini Araştırma ve Çalışma Merkezi” (CEREIC), arşivlerini Robert Chamoux’ un emrine vermiştir . Ayrıca, gezegenimizin ötesindeki Üstadlar’ ın bir temsilcisi olduğu söylenen Mn. Y. ve “İnka Güneş Dini” ni (“Inca Religion of the Sun”) tekrar tesis eden Gregori B. gibi bazı hakikî Drüidler, bu kitabın yazarından Üst’ lerine övünerek bahsetmişlerdir. Robert Charroux onların kardeşlik cemiyetinin bir üyesi olmadığına göre, bu husus daha da önem kazanmaktadır .
Robert Charroux’ un, Spiritüel bır uyanışı desteklemeye yardımcı olması gereken buluşlarına yeni bir malzeme eklemek için yardım edenler İşte böylesine işbirliği yapan kişilerdir.


Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
b – Villeneuve Üstadı :

İnisiyasyon tek bir Üstad’ ın ayrıcalığı değildir. Rose Croix Derneği’nce yayınlanan bilgiye göre tüm Üstadlar, -Üstadlar’ ın Üstadı- Maha tarafından idare edilen merkezi bir Yüksek İnisiyeler örgütünce denetlenir. Maha’ nın, Paris, Kahire, Bombay, Pondicherry’ de ve Meru Dağı ile Asgard gizli mabedlerinde çalışan bütün İnisiyeler’ in en yükseği olduğuna inanılmaktadır.
Fransa’ da, en meşhurları Rose Croix’ inki olmak üzere muhtelif inisiyasyon merkezleri tesis edilmiştir. Onbeşinci yüzyıldan beri, -aslında, insanlığın varoluşundan beri- Büyük Atalarımız’ ın sırlarını nakledegelen Rose Croix Üyeleri, Bilinmeyen Üstadlar’ ın en yüksek Meclisi’ ni oluşturmuşlardır.
Fransız Rose Croix’ in Başı olan Raymond Bernard, Avrupa’ da en yüksek Elçi ve Fransızca konuşulan tüm ülkelerde Büyük Üstad’ dır. Onun üstünde Rose Croix’ nın Başkanı (Imperator) Dr. Ralph Lewis vardır. Hatta, başkan’ ın da üstünde, başlarındaki Maha ile birlikte Bilinmeyen Üstler(=Unknown Superiors) bulunmaktadır.

Kaynak : Agarta-Yeraltı Devleti, Bilim Araştırma Merkezi
c – İstanbul’ daki Agarta Toplantısı :

“Villeneuve Üstadı”, 24 Aralık 1966′ da İstanbul’ da Bilinmeyen Üstler’ le buluştu. Kendisi bu görüşmeyi sınırlı bir yayında anlatmıştır. Ya da, daha doğrusu, açıklaması için Bilinmeyen Üstler’ ce kendisine izin verilenleri yayımlamıştır.
Kitabın adı “Tasavvur Olunamazla Karşılaşma” dır (“Meeting with the InconceivabIe”). Bu kitap, yüzyıllarca, insanların bahsettiği “Görünmeyen” in, şarlatanlar ve hayalperestlerin icadı olmadığını kesinlikle ispat ettiği için çok önemli bir çalışmadır.
Villeneuve Üstadı’ nın anlattığına göre kendisi, Saint Yves d’ Alveydre gibi, belirli açıklamalar yapmaya izinlidir. d’ Alveydre’ nin bahsettiği Agarta adı değiştirilmiştir ve Yüksek Meclis’ in (High Council) kendi içinde, tarihin ve zamanın hızlanmasıyla uyumlu hale getirilmesi için bazı ufak değişiklikler meydana gelmektedir. Agarta’ nın yeni adı sadece “belirli birkaç kişi” ye bildirilebilir.
Yüksek Meclis, “bu dünyanın evrimi içinde ulaşacağı en yüksek noktayı” bilen oniki büyük üstaddan oluşmaktadır. Bu kişiler, günümüzün politikasını etkileyecek bir durumda olmalarına rağmen bizler yine de özgür irade sahibiyizdir. Bütün bu oniki kişinin üzerinde, daha da yüksek bir düzeyde üstün bir hiyerarşi içindeki “Görünmeyen Varlıklar” yer alırlar. Villeneuve Üstadı kitabında ayrıca, Bilinmeyen Üstler’ in, diğerleri arasında, Robert Charroux’ un çalışmalarını da okuduklarını açıklamaktadır. Bu yazarlar hakkında şunları söylemektedir :
“Bu kişiler tarafından değerli çalışmalar yapılmıştır. Sorunlar iyi takdim edilmiş ve cevaplar her ne kadar verilmemişse de ima edilmişlerdlr. Bu alanda, çağdaş yazarlar arasında, Robert Charroux en yüksek düzeydedir.”

BÖLÜMLER
1.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta/
2.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-2-bolum/
3.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-3-bolum/
4.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-4-bolum/

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL’ a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir. © 1998 Cetin BAL – GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 


Like it? Share with your friends!

What's Your Reaction?

hate hate
438
hate
confused confused
1314
confused
fail fail
876
fail
fun fun
730
fun
geeky geeky
584
geeky
love love
146
love
lol lol
292
lol
omg omg
1314
omg
win win
876
win