Dünya’nın İçindeki Dünya: Agarta / 2. Bölüm


Şimdi ezoterik bilgilere göre bu Sirius Kültürü, Satürn ve Venüs aracılığı ile gelmiştir. Ve hatta şöyle bir bilgi de var. Muhammed peygamberin Satürn’deki bilgelerle de bu konuyu tartıştığı, münazara ettiği de ifade edilmektedir.

Bu arada İslam da yeşil rengin kutsal olduğu bilinmektedir. Bu yeşil nereden gelmektedir diye bir soru yönelttiğimizde, hatta İran minyatürlerinde de Muhammed peygamberin yüzü yeşil peçeyle örtülü olarak resmedilmektedir. İşte bu yeşilin de asıl dayandığı ilk hatıranın Agarta da ki Maj Yeşiller Grubu olduğu ifade edilmektedir.

Geleneksel olarak Agarta’ nın altı girişi bulunmaktadır. Himalaya kapısı, Gobi kapısı, Saint Michel’ deki kapı, Batı Fransa da Bretagne’ daki Brocéliande Ormanı’nda yer alan eski kent, Néant Partius’ daki kapı, Gize’ deki Sfenksin pençeleri arasındaki kapı (ki buradan girilip inisiyatik merkeze ulaşılıyor idi, o zaman) ve Tibet kapısı. Tabi şimdi bu kapılar öyle gidildiğinde çalınıp açılacak tipte değil. Bir takım majik yasalarla gizlenmiş durumda. Size bir misal vereyim. Önünden belki otuz sene gelip geçtiğiniz duvar ve duvar olarak geçtiğiniz bir mekan siz enerjetik seviyenizi yükselttiğinizde size bir kapı olarak gözükmektedir ve o kapıdan dalıp gidiyorsunuz, böyle anlayın. İşte böylece Agarta Konseyi, yeryüzündeki beşeri evrimi fizik düzeyden denetleyip, gözetlemek, etkilemek ve taleplere göre yönlendirmek gibi işlevlere sahiptir. Agarta inisiyeleri nadiren kendi bedenleri ile ve genellikle de enkarnasyon yoluyla yer üstü beşeriyetinin aralarına girerek geliştirici ve yükseltici vazifelerini yapmaktadırlar. Bir çok peygamberler, filozoflar, bilim adamları, liderler, sanatçılar, bilinen ve bilinmeyen ve kimlikleri çoğu zaman saklı üstatlar ve vazifeliler Agarta ‘ da bu mürşitler odağında inisiye olmuşlar, özel eğitim ve himaye görüp beşeriyete rehberlik etmişler ve etmeye de devam etmektedirler. Böylece inanılmaz bilimler ve kudretler merkezi inisiyelerince fizik ve psişik yetenekleri olağan üstü gelişmiş, maji biliminin hayır yolunda kullanılımının bütün inceliklerine sahip olan Agarta, özellikle son elli bin yıldan beri bütün dünya beşer varlıklarının evrimsel gidişatına çok çeşitli yardımlar yapan bu yüce inisiyatik merkez, yeryüzüne tam olarak hadim olabilen ve tasarruf edebilen ve beşeriyetin gelişim programında pek azı bilinen ve çoğu kez de bilinmeyen sürekli gelişim ve yardımları ile Tanrı’nın arslanlarının gizli yatağıdır.

Agarta veya Agarti, bilgisini, felsefesini, ahlakını ve dini materyalini ve bilimini doğrudan doğruya Mu’dan ve kısmen Atlantis’ten almıştır. Yani Güneş Kültürünün bir devamıdır diyebiliriz. Güneş, az önce değindiğim gibi Mu’ da Tek ve Mutlak Tanrı’nın monoteistik sembolü idi. Agarta’ nın asıl misyonu Mu’ nun vahye dayalı Siriusyen Bilgileri’ni muhafaza etmek ve bunları nesillerden nesillere aktarmak, öğretmek böylece geliştirme misyonunu sürdürmekti. Böylece Agarta yaklaşık elli bin yıldan beri Mu kültürünü, dinini, ahlakını ve bilimini hemen hemen değişik görünümler ve kisveler altında fakat hep aynı kökene ve hep aynı orijine, aynı ana kültüre bağlı kalarak aynı hakikatleri nakletmiştir.

Bu arada Hindistan da ki kutsal nehir Ganj ‘a da değinelim. Ganj nehri niçin kutsaldır? Niçin insanlar Ganj ‘a girip yıkanırlar, bundan ne umarlar? Bunun üstünde biraz durmak istiyorum. Şimdi manyetik şifa ile meşgul olanlarınızın bildiği gibi suyun tesir taşıma, tesir tutma ve tesir nakletme özelliği vardır hatta manyetik şifacıların suya tesir yükleyip daha sonra o suyu bir hastaya içirdiklerinde manyetik tesirle yüklenmiş sudan şifa buldukları bir çok deneylerde kanıtlanmış bir gerçektir. İşte Agarta bilgeleri dünya insanının üzerindeki çalışmalarında her türlü imkanı, her türlü ne buldularsa kullanma adına Ganj nehrine de böyle bir tesir yüklemişlerdir. Yani Ganj nehri o zamandan itibaren bu kültürü, bu tesiri, bu bilgiyi bünyesinde taşımakta olan bir manyetik nehirdir. Bunun içine girmek halk arasında kutsal vasfını bundan dolayı kazanmıştır, bunun içine girmek, bunda yıkanmak adeta o bilgiye kavuşmak, ona temas etmek, ona dokunmanın bir özlemi olarak gerçekten de bu yönde hizmet görmüştür. Ve bugün artık mikrop yuvası halindedir ama hala bu gelenek devam etmektedir.

Şimdi,ezoterik bilgiler dünya beşeriyetinin eğitim ve öğretim ana programının Sirius Kozmik Kültür Merkezine bağlı olduğunu bildirmektedir demiştik ve bilgilerinde hiyerarşiye bağlı olarak ve kademeli olarak önce Satürn’ e oradan da Venüs’ e intikal ettirildiğini de ifade etmiştik. Şimdi buraya şu bilgiyi de ilave etmek istiyorum. Aslında iki Agarta var, bir Agarta yok. İlk Agarta, bundan seksen bin yıl önce Venüslü kültür temsilcileri tarafından, bunlara okült bilgilerde Alev Senyörleri de deniyor, bunlar tarafından Gobi’ de, Gobi’ de ki Beyaz Ada’da kurulmuştur. Ve o çağlardaki ismi Agarta değil, Ayodyha (Güneş Kenti) veya Paradeşa bu Paradeşa zamanla Paradi, Paradis yani cennet kavramına gelmiştir. Gobi de kurulmuş bir inisiyasyon merkezi idi. Tarihi günümüzden yaklaşık seksen bin yıl gerilere gitmektedir. Ve asıl amacı o çağlarda yaklaşık seksen bin yıl önce görevi yüklenebilecek olan Mu insanlarına, Mu bilgelerine, Mu rahiplerine veya Mu hiyerarşisine bu Sirius Kültürünü intikal ettirmekti. Esas misyon buydu ve bu misyon bin yıllar boyunca devam ettirilmiştir. O dönemde bu merkezi teşkil eden soy, Venüsyen soy, Venüsyen bir ırktı ve köklü ve nesillerden nesillere intikal eden orijinal saf bir soydu. Ve bu nesil kendi bünyesine dünyadan hiçbir varlığı almayarak orijinal genetik vasfını korumuş, belli yıllarca korumuş ve misyonunu devam ettirmiştir. Ancak ilerleyen yıllarda özellikle bizim devremizin başında beşeriyetin genetik yapısının yükselmesi açısından dünya insanlarıyla da eşleşmeler yapılmıştır. Bu bilgi Tevrat’ta vardır. Tevrat’ın Yaratılış bölümünde (Genesis) “Tanrı oğulları, dünya kızlarından kendilerine eşler aldılar” ifadesi sarih bir şekilde mevcuttur. Ve onlardan çocukların doğduğu da ifade edilmektedir. Bu bağlamda eldeki bilgilere göre Sümerlerin ve Mısırların ilk krallarının Venüs’ lü olduğu ve orijinal Venüs genetiği taşıdığı bildirilmektedir. Bu geleneğin Mısır’ da ki yansıması da hepinizin bildiği gibi Mısır’ da ki kral sülalesinin daima kendi içinden evlendiği, bünyesine halktan birini almadığı şeklindedir. Bizim şu anki bilgilerimize göre akraba evlilikleri biliyorsunuz özellikle bağışıklık sistemi üzerinde çökme yarattığından sakat doğumlara, zeka özürlerine yol açmaktayken bu nesilde böyle bir probleme yol açmamakta idi. Yoksa bütün Mısır Kral Sülalesi geri zekalı olurdu hiç öyle sakat sukat bir firavun gözükmüyor hepsi taş gibi firavun ama tabi zaman içerisinde bunların hepsi dejenerasyona uğradılar ve orası da bu devrenin bir özelliği olarak dejenerasyonla bir sona doğru, bir sönümlenmeye doğru gitti. Şimdi, bunlara Güneş Sülalesi de deniyor ve bunlar Venüslü varlıklar daha sonradan dünya insanlarından da doğdular ve genellikle Aryenlere enkarne olarak mücadelelerini bu yolla devam ettirdiler. İşte çok sonraları bu merkez Mu ve Atlantis’ in kademeli batışlarıyla birlikte Himalayalar’ ın derinliklerine doğru çekildi ve bugün bizim söz konusu ettiğimiz okült, gizli Agarta merkezini meydana getirdi. Böylece Agarta ‘nın kuruluşunu ve faaliyetlerini, bu Güneş Sülalesini de bu Güneş Kültürünün bir devamı olarak kabul edebiliriz. Yakın çağlara doğru geldiğimizde Agarta’ nın bizlere en büyük faydasının özellikle son tufandan sonraki insan neslinin tekamül etmesi için onlara dünyanın muhtelif bölgelerinde meydana getirdikleri mizansenler, hadiseler olarak bakabiliriz. Ayrıca tekamülün ivme kazanması bakımından bir çok sosyal, askeri, kültürel, dini ve tarihte geçen ve geçmeyen tüm hadiselerin arkasında görünmeyen bir güç olarak Agarta bilgeleri mevcuttur. Ve tabiki Şambala güçleri. Bu arada büyük önder Atatürk’ ün de Şambala tesirlerini çok olumlu kullanan bir vazifeli olduğunu da bildirmek isterim. Agarta’ nın faaliyetleri yani bu son devredeki, bizim devremizdeki faaliyetlerinin aşağı yukarı Tevrat’ ta anlatılan olaylar, bunlar Musevi takvimlerine göre sekiz bin yıl gerilere gidiyor, Mısır’a da bağlı bu, yani tahmini on altı bin yıllık geçmişte çok aktif faaliyetleri gözükmektedir ve özellikle daha önceki faaliyetleri bir kenara bıraktığımızda on altı bin seneden beri yani bu neslin atalarından itibaren, bizim atalarımızdan itibaren bu nesli ayıklamak, terbiye etmek, genlerini düzeltmek ve özellikle Atlantis’ten intikal eden kötü karmanın ve astral de öbeklenmiş olan negatif düşünce formlarının yok edilmesi için çok büyük faaliyet harcamıştır Agarta, çok büyük mesai harcamıştır. Çünkü bu formpanselerin psişik tesir ve saldırılarına bütün dünya hala maruzdur. Ve bir bilgiye gören Atlantis ‘i batıran on nedenden yedisi bugün Amerika da tezahür etmiş durumdadır. Ve böylece sonuç olarak aslında Agarta ve Şambala her yerdedir diyebiliriz. Eğer insan yeterli oranda samimi, dürüst, namuslu, idrakli ve bilgili olursa ve bilgece yaşarsa mutlaka bu merkezlerden kendisine gelecek olan tesirlerle kontakt kurabilir, her türlü destek ve yardımı alabilir. Ve işte böylece en gizli mabet olan bu mekan gezegenimizin okült hükümetinin merkezidir. Üstatların ve dünyanın gizli arşivlerinin güvence altına alındığı bu yer altı ülkesinin destanı muhteşem bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

Cahit Cümbüşel’in 22 şubat 2001’deki konferansından alıntıdır.

Mürşitler Odağı Agarta
AGARTA sözcüğü, pek belirli olmayan ve hatta bazen çelişkiler de arz edebilen kavramları içeriyor olmasına rağmen, nice okültiste yine de hayaller kurdurabilmiştir. Söz konusu ülke, Tibet ile Moğolistan’ ın sınır bölgelerine isabet eden alanda kurulmuş bir yeraltı ülkesi midir, yoksa bilmecemsi bir gizli dernek merkezi midir? Her iki görüşün de yandaşları vardır, ama konuya iyice nüfuz edildiğinde bu görüşlerin her ikisinde de bir hakikat payının yattığı görülmektedir. Konuya sızmış olan ve onu geçersiz kılmayı hedefleyen bir iki bozguncu unsurun sentezini yaptığı takdirde insan, Agarta’ nın (bazılarına göre de Agarti’ nin), sadece kendisinin sahip bulunduğu binlerce yıllık sırları uygulamak suretiyle insanlığı büyük bir spiritüel ilhama (illumination) kavuşturmayı amaçlayan bilge ve filozoflardan oluşmuş dünya meclisi mesabesinde bir şey olabileceğini pekala düşünebilmekte ve genel merkez olarak da ona Tiyen-Şan dağlarında, yani “semavî dağlarda” yer alan bir kutsal alanı yakıştırmaktadır.


Agarta ismini, geçen asırda Batıda ilk olarak Saint-Yves d’ Alveydre kullanmıştır. Bu zat, sinarşi’nin habercisi diye nitelenen, değersiz metalleri sülfürasyon (kükürtleme) yoluyla altın ve gümüş haline dönüştürme formüllerini düzenlemiş bir simyacı konumunda bulunan, İbranice ve Sanskritçe’yi mükemmel denilecek seviyede bilen ki bu yanı, ona Kabala’ nın ve Brahmanizm’ in kaynaklarına kadar çıkma imkanını sunmuştur ve de Martinist tarikatının gözde mürşitlerinden biri olan ilginç bir okültisttir. Grötanya asıllı ve 1842 doğumlu olan AIveydre markisi, Avrupa yüksek aristokrasisi ile akraba olan ve de Saint-Petersbourg kraliyet sarayı ile ilişkilerinden ötürü kendisini kutlamış ve ona Orta Asya manastırlarına mensup inisiyeler ile görüşme imkanını sunmuş olan Weller kontesi ile evlenmiştir. Bu görüşmeler sırasında öğrenmiş olduğu bilgileri “Hind’in Misyonu” adlı kitabında biraraya getirmiştir, fakat kendisine ait olmayan sırları gözler önüne sermiş olmanın üzüntü ve pışmanlığıyla eserin tamamını imha etmiştir; ama sonuçta bu eserin bir nüshası yine de PapüSlün eline geçebilmiş ve bu zat tarafından 1910 yılında ikinci kez basılabilmiştir.


Saint-Yves d’ Alveydre’ in ardından, Fransız konsolosu olan Jacoliot “Hint’teki Tevratn adlı eserinde, teozofinin kurucusu olan H. P. Blavatsky de “Gizli Doktrin ve Gün lşığına Çıkarılmış İsis” adlı eserinde Agarta’yı tekrar gündeme getirmişlerdir. Bir süre sonra konuyu bu kez Rene Guenon ele almış ve “Dünyanın Kralı” adlı eseriyle okurlara Agarta hakkında kucak dolusu bilgi sunmuştur.


Belirttiğine göre, binlerce yıl önce cereyan etmiş olan bir tufan o sıralarda bugünkü Gobi yöresinde yer almakta olan çok gelişmiş bir uygarlığı yerle bir etmiştir. Bu yörede yaşamakta olan ve “Öteye Ait Zekâların Oğulları” diye anılan (Bu deyim dünya dışı bir kökeni mi dile getiriyor dersiniz?) spiritüel mürşitler, tufan sırasında, Himalayaların altında yer almakta olan muazzam bir mağara şebekesine sığınmışlardır. Çok geçmeden iki gruba ayrılmışlar ve sonuçta “sağ elin yolu diye anılan grup Agarta’ ya, yani dünya hayatından uzak kalarak murakabe ve mükaşefede bulunma ülkesine, “sol elin yolu” diye anılan diğer grup ise Şamballah’ a yani kaba güç ülkesine yerleşmiştir.


Agarta konusuna ilişkin en eksiksiz ve en şaşırtıcı bilgileri gün ışığına çıkaran kişi Ferdinand Ossendowski olmuştur. Bolşevik ihtilaline karşı koymaya çalışmış olan Amiral Koltchak hükümetinde bakanlık yapmış olan bu Polonyalı, Kızılordunun bastırması üzerine Moğolistan’ a ve Çin’ e kaçmıştır. Serüvenlerle dolu yolculuğu sırasında birçok lama manastırında konaklamış ve oralarda ilk elden sağlamış olduğu bilgileri daha sonra yani 1924’de yayınlamış olduğu “Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar” adlı eserinde biraraya getirmiştir.


Kaldığı manastırlarda Ferdinand Ossendowski’ ye, altı bin yıldan da fazla bir zaman önce kutsal bir insanın bütün bir oymakla birlikte muazzam bir mağarada kayıplara karıştığı ve orada, yitip gitmiş bir bilim yardımıyla, Agarti adlı bir yeraltı krallığının temelini attığı anlatılmıştır. Bu krallığın tahtında, tabiatın bütün güçlerini tanıyıp bilen, insanların gönüllerini ve yüce kader kitabını okuyabilecek kudrete sahip bulunan Dünya Kralı oturmaktadır. Gözle görülemez yapıda olan bu kralı emirlerini icraya her an hazır durumda bulunan sekiz yüz milyon insana hükmetmektedir.


Günlerden bir gün lama Turgut, Ferdinand Ossendowski’ ye şunları söylemiştir: “Başkent Agarti’ nin çevresinde, büyük rahipler ile bilim adamlarının oturduğu kentler yer almaktadır. Bu başkent, mabet ve manastırlarla dolu bir dağın zirvesinde bulunan Dalay Lama’ nın sarayını, yani Potala’ yı andırmaktadır. Dünya Kralı, iki milyon adet bedenli tanrı ile çevrelenmiş durumdadır. Bunlar, aziz pandit’ lerdir. Sarayın çevresinde, Yerkürenini Cehennemin ve Cennetin her türlü görünür ve görünmez güçlerine sahip bulunan ve de insanların yaşamı ve ölümü konusunda elinden her şey gelen Goro’ ların sarayları bulunmaktadır. Çılgın dünya insanlığı bunlarla mücadeleye kalkışacak olsa, bilin ki yeryüzü bir baştan öbür başa dümdüz edilir ve çöl hâline dönüşür.”
Bu haline bakılacak olursa, agarta efsanesi ile, “Sihirbazların Sabahı” adlı eserlerinde Louis Pauwels ve Jacques Bergier tarafından gerçeklikleri su yüzüne çıkarılmış olan Dokuz Meçhuller geleneği arasında pekâlâ bir ilinti var denilebilecektir. Bu geleneğin (tradition) kökeni, M.Ö. 273′ de hüküm sürmüş ve Hint’e Budizmi benimsetmiş olan Imparator Asoka devrine kadar çıkmaktadır. Kıtayı yakıp yıkmış olan bir dizi savaşın ardından, Asoka, insanları, bilimi kötü amaçlarla kullanmayı yasaklamış ve mevcut bütün bilim kitaplarını dokuz bilgeye teslim ve emanet etmiştir.


Pauwels ve Bergier, kitapta şöyle demektedirler: “On asırdan daha fazla bir zaman boyunca üst üste yığılmış deney, çalışma ve belgelerden dolaysız bir anlamda yararlanabilmekte olan dokuz insanın sahip bulunduğu sırların kudretini bir tahayyül edin! Bu insanların amacı nedir acaba? Tahrip vasıtalarını, kutsal şeylere saygı duymaz nitelikli insanlardan korumak. İnsanlığın hayrına olan araştırmalara devam etmek. Bu insanlar, çok uzak geçmişten kaynaklanıp yığılmış olan teknik sırları muhafaza etmek üzere, yerlerini, bırakmak gerektiğinde ancak kendi seçtikleri üyelere bırakmaktadırlar.” Ayrıca, Agarta yeraltı ülkesine ait sırlar ile Lobsang Rampa tarafından alınıp gözler önüne serilmiş ifşaatlar (vahiyler) arasında da bir ilişki mevcuttur. Üçüncü Göz adlı eserinde, bu lama, inisiyasyonun son aşamasına ulaştıktan sonra kendisinin üç büyük lamalık metafizikçisi tarafından, içinde Tibet’e ait gerçek sırrın saklı bulunduğu derin bir Lassa mahzenine götürüldüğünden soz etmektedir.


İkinci Dünya Savaşının ertesinde, derecesi yüksek bir inisiye olan ve Kut Humi Lal Singh-Kwang adını taşıyan bir zatın bu konudaki ifşaatlarının inisiyasyon ve Bilim adlı okültist dergide yayınlandığı güne kadar Agarta’ dan pek söz edilmemiştir. Bu zat, yeraltı ülkesi hakkında gerçi o güne kadar söylenmişlerin dışına çıkmamıştır, ama gizli dernek terimi üzerinde yine de ısrarla durmuştur. İfadesinde bireysel anlamda bir inisiyasyona özellikle yer vermiştir, ki bu da, uzun bir çile evresinden sonra, yani bireysel bir inisiyasyon çalışmasından sonra inisiye olunur tezini benimsemiş olan Rene Guenonlun görüşünü teyit etmektedir.


Kut Humi şunları söylemektedir: “Agarta’ ya girmek katılmak ve özellikle de oraya atanmak veya orası için seçilmek diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak, spiritüel anlamda olmak üzere, bileğinin hakkıyla Agartalı olunabilmektedir; kişi, ancak ulûhiyetle tekrar bütünleşip özdeşleşebilecek seviyeye ulaştığı takdirde Agartalı olabilmektedir, ki bu seviyeye ulaşmanın yolu da tatbikat ve tahakkuk sürecinden geçmektir, çünkü beşer varlığını en tam ve en aşkın biçimde değişime uğratan ve güçlendiren tek şey ancak spiritüel bilimdir. Agartalının hali, Himalayalardaki veya Tiyen Ti Huan’ daki yogilere veyahut da ilk İbranilerdeki “semavî insana” özgü halin en derini mesabesinde bir haldir. Gerçek Agartalılar kendilerini diğer Agartalılarda görmekte ve bulmakta ve de dünya sakinlerinin şuurlarında genişleme ve açılma meydana getirmek ve kendilerinin spiritüel anlamda ulaşmış bulundukları duygu ve düşünce birliğine onları da ulaştırmak amacıyla kendi aralarında işbirliği yapmaya her an hazır durumda bulunmaktadırlar.


Agarta’da zaman zaman kurultay (durultay) da toplanmaktadır; ama bu kurultay, daima meskûn veya uygarlaşmış merkezlerden, tedirgin edici densizliklerden, kaba akışkanlardan ve insan kalabalıklarından uzak yerlerde gerçekleştirilmektedir. Orada kararlar hep oybirliğiyle alınmakta ve bu kozmik egregor’ un majik kudreti ve yüksek seviyeli bilgeliği tarafından derhal yürürlüğe konmaktadır; bu kurultayın psişik, astral ve spiritüel gücü ile sahip bulunduğu muazzam maddi imkanlar, özellikle bir sorun söz konusu olduğunda, son derece müthiş bir hale gelmektedir.”


Kut Humi, söylenebilecek her şeyi gerçi açıklıkla dile getirmiştir, ama Agarta’ ya ; özgü sırların birçoğundan yine de söz etmemiştir. Ancak küçük bir bölümü tercüme edilebilmiş olan bu sırlar, Tibet’ teki lamalık saraylarının kutsal arşivlerinde mi muhafaza edilmektedir acaba? Bu mümkündür, ancak ne var ki, Tibet’ in Çin’ e ilhak ediliş tarihinden beri bu kutsal kitaplara ulaşmak bir türlü mümkün olmamaktadır.


Agarta ile Dokuz Meçhuller arasında ne gibi bir ilişki vardır? Agartalılar, bazılarının ifade ettiği gibi, yitip gitmiş bir uygarlığa, yani Atlantis uygarlığına ait sırların gerçek mirasçılarımıdırlar acaba? İdeolojisi Nazi şeflerini derinden etkilemiş olan Thule grubu üyeleri ile ilgileri hangi noktaya varmıştır acaba? Bu konuda bilinmekte olanlar, bilinmeyenlerin yanında şüphesiz nokta gibi kalmaktadır.
 

Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek


Önsöz
Eski çağlarda insanlar yeryüzünün düz olduğuna inanırlardı. Bu düşüncenin yanlışlığı anlaşıldıktan sonra insanlar bu defa Dünya’ nın, evrenin merkezinde bulunduğuna inanır oldular. Bilimsel gelişmenin ışığında anlaşıldı ki, Dünya; evrenin merkezinde değil, evrenin bir köşesinde bir nokta gibi kalan, bununla beraber bünyesinde milyarlarca yıldızı barındıran Samanyolu galaksisinin içinde bir yıldıza bağlı bir gezegendir. Bunlara rağmen bugün insanlık evrendeki tek akıllı yaratık olduğu düşünce ve iddiasındadır. Bu düşünce ve iddia yukarıda bahsettiğimiz diğer düşüncelerden pek farklı değildir. Çok yakın bir gelecekte insanlık evrendeki en akıllı tek yaratık olmadığını anlayacaktır. Bırakın evreni, şaşırtıcı gelse bile bugünkü yeryüzü insanlığı Dünya’ daki tek akıllı yaratık olmadığını da anlayacaktır.


Bugün pek çok insan tarafından kabul edilmiş bulunan evrendeki tek ,akıllı yaratık olma düşünce ve iddiasına karşı verilebilecek iki kısa cevap vardır. Birincisi; herhangi bir konuda bilgi sahibi olunmadan o konu hakkında doğru düşünülemeyeceğidir. İkincisi ise Einstein’ ın bir cümlesidir; “Bir önyargıyı değiştirmek atomu parçalamaktan daha zordur.” Kur’ an’ da cin ve iblis türü şuur sahibi yaratıklardan bahsedilir. Bu nedenle farklı boyutlarda yaşarnakla birlikte Kur’ an zaten insanın yaratılmışlık içindeki tek akıllı varlık olmadığını ortaya koymaktadır. Burada bahsedilecek bir diğer husus şudur: Peygamberimiz Hz. Muhammed on sekiz bin alem halkının şefaatini Rab’ be karşı üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla birbirinden farklı on sekiz bin alemde yaşayan halkları da hesaba katmak gerekir.


İşte daima bir bilmezlik sınırı ile kuşatılmış bulunan insanlık bu sınırı pekçok yol ve yöntem ile zorladıkça yaratılış içindeki farklı gerçekler ile karşılaşmaktadır. Bir noktadan sonra Insanlık kendisi dışındaki şuur ve akıl sahibi varlıklar, yaratıklar ve evrenlere yayılmış insanlık ailesinin diğer üyeleri ile karşı karşıya gelecektir. Bu karşılaştıkları göz ile görünebilir varlıklar olabileceği gibi göz ile görünmeyen farklı boyut ve vibrasyonel seviyedeki varlıklar da olabilecektir. Her türlü eksikliğini gidermek, tekamül ederek dünya okulundan mezun olmak için dünyada öğrenimde bulunan ama potansiyel olarak ” en güzel surette yaratılan” insan varlığı kendini keşfettikçe, kendindeki güçleri devreye sokarak, bırakınız sadece bu evrende yaşayan fizik bedenli varlıkları, farklı boyutlardaki farklı vibrasyonel seviyelerdeki bizim düşündüğümüz manada bedenlere ve formlara sahip olmayan varlıkları da tanıyacaktır. Çünkü bu evrende yaşayan varlıklar ile ilişkiye girmek mümkün olabileceği gibi üst boyutlardaki evrenlerde bulunan uygarlıklarla, nihayet manevi alemlerle ve manevi alem görevlileri ile ilişkiye girmek mümkündür.


Dünyada bu tanışma ve ilişkiyi tarih boyunca gerçekleştiren insanlar olmuştur. Bugün de çeşitli yol ve yöntemler ile diğer medeniyetlerle ilişki kurrnuş bulunan insanlar yeryüzünde bulunmaktadırlar. Bütün bu bireysel ilişkiler insanlığı kendisi dışındaki medeniyetleri topyekün tanımaya doğru götürmektedir.
Bu kitaptaki ilişki şeklini okuyucunun anlayabileceği şekilde açıklayabilmek için belki kabul edilebilir en uygun söz “hal ehli ” olmak ile ifade edilebilir. “Dil ehli” ile “hal ehli” arasındaki derin farkı burada ifade etmek uygun değildir. Ama kısaca hal ehli olmayı ve ilişki biçiminin nasıl gerçekleştiğini İslam düşünürü İbn-ul Arabi’ nin şu sözleri ile bir parça açıklayabiliriz: Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu “Türk-İslam Düşünürleri” adlı eserinde şöyle demektedir: “İbn-ul Arabi, peygamberlere vahyedilen şeriatın bilgisinin aynı kaynaktan, aynı biçimde bazı sufilere de geleceğini söylemiştir. Böylece İbn-ul Arabi mutasavvıfları bir çeşit peygamber gibi anlatmak istemişir. Ancak bunlann yeni bir şeriat getirmeyeceklerini, buna karşılık peygamberlere ait manevi hallere ulaşacaklarını, islam şeriatı hakkındaki bilgilerini Hz. Muhammed’ in aldığı kaynaktan alacaklarım ileri sürmek istemiştir. Futuhat’ ta velinin bir melek aracılığı veya içine doğuşla, kendisine iletilen bilgileri alacağını belirtmiştir. Ona göre veli, Kur’ an ve kutsi hadisle sınırlanmamış hususlarda ictihatla şeriatın bazı yönlerini neshedebilir. Velinin tasavvufi keşf yoluna dayanmayan hadisleri hükümsüz sayabileceğini de kaydetmiştir. O, Kur’ an’ ın son kutsal kitap olduğunu doğrulamıştır. Veliler, Kur’ an kadar hak olan keşfi bilgilere sahip olabilirler. Ancak Kur’ an ve kudsi hadislerle tespit edilmiş olan esasları değiştiremezler.” (Türk İslam Düşünürleri, sayfa 59-60 Prof. Dr. İbrahim Agah Çubukçu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989.)


İşte “hal ehliyeti” ile “keşfi bilgi”ye ulaşılarak bu çalışmanın birinci kitabı ortaya konulmuştur. Haşa, kendimi “kul” olmanın ötesinde herhangi bir sıfata uygun bulmuyorum. Ve kitabın bugünkü yeryüzü insanlığı tarafından anlaşılıp anlaşılmama endişesinden bir hayli uzakta olduğumu ayrıca belirtmek istiyorum.


Bu çalışmanın ilk 14 celsesi, celse sonrası notlarından oluşmuştur. Sonraki celseler doğrudan kayıttır.
 

Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek


Celse: 1 (2.11.1991)
Agartalılar Rab’ bin emri ile yeraltına inmiş ve yeryüzünü bize bırakmışlar. Bizim gelişmemizi izlemişler, bize yardım etmişler ve hala ediyorlar. Bu nedenle bizim atalarımız sayılabilirler. Rehberim bu bilgileri verdikten sonra O’ nunla konuşmaya başladık. Kendisi bu görüşmeden daha önceden haberdar edilmiş. “Agarta” denilen uygarlığa ait biri. Adı ise Semiyun. Agartalılar yeraltına inmişler ve orada yaşıyorlar. Ama yeraltında yaşama bizim düşündüğümüz şekilde ilkel değil. Nasıl olsun? Onlar medeniyet olarak bizden çok ileride. Yeraltının, yerüstünün ve uzayın nimetlerinden yararlanıyorlar . Yiyeceklerini yeraltında yetiştiriyorlar. Ama aynı Güneş’ ten bizden çok daha fazla yararlanıyorlar. O’nun yaşadığı yerde de şimdi aynı gece ama yerini söylemiyor. Et yemiyorlar. Aynı hayvan türleri onlarda da var. Güneş onlar için de, bizim için de aynı yerden doğup batıyor.Vibrasyonel seviyeleri bizimle aynı, yani göz ile görünebiliyorlar. ama kendilerini insanlardan gizliyorlar. Bu zor ve sıkıcı bir durum değil. Başka gezegenler ile ilişki içindeler. Yönetimleri bir “Üstatlar Meclisi” ne bırakılmış. Onlar ise gerçekten çok değerli varlıklar ve hatasız çalışıyorlar. Alabildiğine özgürler . Evlilik kurumuna ihtiyaç göstermiyorlar, para kullanmıyorlar, bizim gibi sözleşmelere ihtiyaçları yok. Eğer biri ile yaşamak istiyorlarsa uzun süre veya kısa bir süre bir arada oluyorlar. Şayet bu ilişkide çocuk doğurmalan gerekiyorsa bunu yapıyorlar ve çocuklannı yetiştiriyorlar. Bedenleri bizimki ile hemen hemen aynı ama hastalıklı değil, hastalanmıyorlar ve çok uzun süre bedenlerini genç tutabiliyorlar. Onlar bu dünyadan ayrıldıklarında ruhani alemin çok yukarı kısımlarına doğuyorlar. Zaten oralar ile sürekli ilişki içindeler ve ölüm diye bir sorunları yok. Sürekli görüşme imkanlarına sahipler.
Bizim tarihimizi en ince noktasına kadar biliyorlar ve çok güçlü bir bilgi merkezleri var. Büyük değişim gerçekleştiğinde bizimle irtibata geçecekler ve yeni düzenin kurulmasında bize yardımcı olacaklar ama kendi medeniyetlerine ait herhangi bir araç gereci bize vermeyecekler. Onu biz kendimiz hak ederek kazanacağız. Biz yaratacağız, üreteceğiz.


Şu anda nasıl aynı dünyada birlikte yaşıyorsak o zaman da birlikte yaşayacağız. Tek fark bizim onlan artık bilmemiz olacak. Bu görüşmeleri zaman zaman tekrarlayacağız.
Ben Rehberim Galip’e, “öyle bir zat ile görüşeyim ki, çok ileride kendisi ile yüzyüze görüşme yapma imkanımız olsun, bize yardıma gelecek grup içinden olsun” demiştim.


Aşağı yukan böyle bir zatla görüştüm. bunun o zaman faydası olacağı hükmünde birleştik. Zaman ise oynak, kesinlik söz konusu değil. Ellerinde dünya insanlığının durumu ile ilgili her türlü bilgi var. Bu hadisenin insanlık için en hayırlı şekilde gerçekleşmesini arzu ediyorlar. bu nedenle tarih iki bin yılından sonra kuvvetle muhtemel ama 2, 3, 4, 5 bu değişebilir. Çünkü insanlığın durumu sürekli değişiyor.


Bizler cehennemin tam içinde yaşıyormuşuz. Ama artık bu cehennem kendi uygarlıklarını da etkilemeye başlamış ki, buna müsaade edilmeyecek.


Daha sonra görüşmek umuduyla kendisine teşekkür ettik ve Celsemizi kapattık.

Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek
Celse: 2 (3.11.1991)

Celseye Rehberim Galip ile başladık. Benim niyetim önceki celse hakkında konuşmaktı. Ve doğal olarak yeni tanıştığım Semiyun hakkında sorular sormaya başladım. Galip, “bu sorulara kendisinin cevap verebileceğini fakat ilgili kişiye sormamın daha uygun olacağını” söyledi. Bu benim için sürprizdi. Ben görüşmenin Semiyun ile daha sonra olacağını tahmin ediyordum. “Eğer sizler uygun görürseniz görüşelim” dedim.


Bu görüşme Semiyun için de sürpriz oldu. Görüşmeden o da haberdar değildi. Ama bu O’nun için zor bir şey değildi ve “her hal altında benimle görüşebileceğini, bunun için elbette tenha bir ortamın olması gerektiğini ama bunun bir sorun olmadığım, çok kısa sürede evine gidebileceğini” söyledi.
Görüşmemiz yine soru cevap şeklinde oldu. Ben soruları değil, cevapları toplu olarak naklediyorum. Kendisi 1.90 boyunda, ortalama boy bu kadar. Kadınlar doğal olarak daha kısa. Genellikle kumral ve renkli gözlüler ama içlerinde esmerleri de var, Şişman veya zayıf değiller. Mükemmel bir beslenme sistemine sahipler, bu yüzden şişmanlık veya zayıflık gibi hastalıklar onlarda yok. Hiçbir hastalığa sahip değiller. Çünkü hastalıkların asıl sebeplerinin manevi olduğunu biliyorlar ve ona göre manevi tedbirler almışlar. Bu nedenle vücutlarının hasta olması mümkün değil. Bize göre yegane farklılıkları saç, tüy gibi maddelerin olmaması. Ama hepsi çok güzel. İçlerinde çirkin yok. (Burada şu sözlerini de ilave etmeliyim : Çirkinliği sizin anlamanız için kullandım yoksa size verilen vücutların dahi çirkinliğinden söz edilemez. Onlar Rab’ bin yarattığı çok değerli hediyelerdir. Gerçekten o vücutların ne olduğunu bilseydiniz, ondaki güzelliği anlardınız). Kendilerinin ilk çağlarında vücutlarmda kıl varmış ama zaman içinde kalkmış. Hiçbir zaman aralarında savaş olmamış. Çünkü her zaman için Rab’ lerini bilmişler.


Ortalama ömür 400 yılın üzerinde. kendisinin yaşı da 200’ ün üzerinde. Israrla yaşını soruyorum, “223” diyor. Ben şaşırıyorum, ” size nasıl hitap edeyim” diyorum. Şakayla cevap veriyor, “ikimiz de orta yaşta sayılırız, bu nedenle arkadaşız” diyor. Ama arkasından ekliyor, ” sizlere göre ben bilge biriyim” diyor. Şu anda aynı geceyi paylaşıyoruz. Tek fark var ki, o cennette yaşıyor, ben cehennemde. “Tanrım nasip eder de buraya ziyarete gelirseniz gerçekten burasının cennet olduğunu anlarsınız” diyor. “Biz cennet yarattık, siz cehennem…” Kendisinin de evi var. Odaları var. Uykuya onların da ihtiyaçları var. Kendisi teknik konularda çalışıyor. Uzayla ilgili teknik işler yapan bölümde. Dünyadaki manada “mühendis” denilebilir. O’ na okul durumunu, düzenlerini soruyorum: “Bizde, sizdeki gibi çökmüş, dejenere olmuş bir eğitim kurumu yok” diyor. “Sizdeki okullar hayat hakkında hiçbir şey öğretmiyor. Çünkü büyükler hayat hakkında hiçbir şey bilmiyor. Dolayısıyla küçükler de hayatı öğrenemiyorlar. Hayatı bilmeden, hayatı yaşamanın sonucu ise dünyayı cehenneme çevirmeniz oldu. Başka bir şey de beklenemezdi.” Onlarda olup bizde olmayan ana, temel düzenin, sistemin ne olduğunu soruyorum.

 Cevap aslında başka bir şey olamazdı:
“Sizin temel noksanlığınız, Rab’ binize inanmamanızdır. Aramızaki temel fark, sistem budur. Biz Rab’ be iman ettik. Siz ise O’ nu reddediyorsunuz, O’ na inanmıyorsunuz. Sonuç ortada; Biz Rab’ be inanıp, iman edip, O’ nun nimetlerinden yararlandık ve bir cennet yarattık. Siz ise her yerde hakim olan O’ na ve O’ nun nimetlerine sırt çevirdiniz. Sonunda cehennem yarattınız. Aramızdaki temel fark budur.”
Ailesinin dünkü görüşmeden haberi olmuş. “Kaç çocuğunuz var?” diyorum. Söylemiyor. Çocuklarm eğitimini soruyorum, daha ziyade ruhsal öğreti açısından. “Bu bizim için çok önemli” diyor. “Burada yaşayan her insan mutlaka ruhsal bilgiyi alır. Hayatı, Rab’ bini öğrenir. Burada sizinkine benzeyen çalışmalar çok ciddi boyuttadır. Sizler ise bu çalışmalara inanımıyorsunuz. Bizde, sizin Derneğinizdeki gibi büyük mücadeleler olmaz, celselerimizde bunlar yoktur. Sizin durumunuz çok ayrıdır. Bu, sizin için yararlanmanız gereken bir durumdur. Genellikle bizdeki ruhsal çalışmalar şu andaki gibi seyreder. Ama bildiğiniz o büyük mücadeleler farklıdır, durum değişiktir.”


Boş zaman olarak nitelendirmemekle birlikte, biz de bu tür zamanlarımızda spor yaparız, oyun oynarız. Yaptığımız spor tamamen vücudun sağlığına uygundur. Yenme hırsı yoktur. Bu, bir savaş değildir. Sizin satrancınıza benzeyen oyunlarımız vardır. Daha ziyade zekaya dayanmaktadır. Ama satrancınızın çok daha gelişmişidir. İskambil türü oyunlarımız ise yoktur. Dünyada tekamülünü bitiren bir ruh varlığı buraya doğamaz. Onun Agarta’ ya doğabilmesi için arada birkaç okulu daha bitirmesi gereklidir.
Burada yaşayan birinin aynı zamanda vazifeli olarak dünyaya doğması hatta fiziki bedenini bir süre burada bırakması veya aynı zamanda kullanması teorik olarak mümkündür. Ama gerçek hakkında şu aşamada bilgi veremem. Nüfusumuz bir milyardan biraz fazladır. (Kesin rakam vermiyor). Bizler sizin gibi değiliz. Yersizlik yapmayız ve ilahi sistemi bozmayız. Dengelere dikkat ederiz.
Sizinle ilgilendik, sizi koruduk ve size her bakımdan yardımcı olduk. Olmaya da devam ediyoruz. Eğer “Atalarınız” diye bir kavram düşünülürse buna en yakın bizleriz.


Biz de sizler gibi toplumumuzdan ve uzayın derinliklerinden haberdar olmayı arzularız, basın yayınımız vardır. Televizyonumuz vardır. Ama biz onu çok yönlü olarak kullanırız. Sizin televizyonunuz bize göre taş devrindeki bir eşya gibi kalır. Sizin bütün yayınlarınızı izleyebiliriz. “
“Senden habardarım” dedi. Benim hakkımda çok şey biliyormuş. Evimi gördün mü? Dedim. “Hayır” dedi, “Tanrım nasip ederse bir gün görürüm.” “Bu nasıl olur, ben sizin hakkınızda bir şey bilmiyorum” dedim. “Ama ben biliyorum. Bu da benim sırrım olarak kalsın” dedi.


Aşağı yukarı bu kadar görüştük, sonra ayrıldık. Ben ardından Galip ile görüştüm. “Rab’ bin her türlü nimetinin üzerimde olduğunu” söyledi ve “Neden?” diye sordu. Kendime göre birkaç cevap verdim. Ama sonuç ne olursa olsun iyi gidiyoruz. Ben bu çalışmadan memnunum.


Şu bilgiyi de unutmadan eklemeliyim; O’ na “bizdeki gibi bilginin yukarı alemden mi alındığını” soruyorum. “Hiç şüpheniz olmasın” diyor. Bu ilahi bir yasa. ama kendileri bize göre çok daha hızlı gelişiyorlar. Bizim son yüzyılda bilgi alışımızda artış var ama onlarda, bizdeki gibi karışıklık, adaptasyonsuzluk olmuyor. Gereken bilgiyi alıp hemen hazmediyorlar ve topluma yayıyorlar. Her şey gün ve gün değişmemekle beraber muhafazakarlığı da yine tekamül açısından değerlendiriyorlar.

Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek


Celse: 3 (8.11.1991)
Semiyun ile görüştüm. O’ na “benim bu konuda on-on beş yıl süresince çalışma yapmak istediğimi, bunu kabul edip edemeyeceğini” sordum. Kabul etti, söz verdi. “Biz Agartalılar bir söz verdiğimizde, onu mutlaka tutarız” dedi. Ben ise cevap olarak “biz dünyalılar bir söz verdiğimizde, genellikle onu tutmayız” dedim ve ilave ettim “ama ben Tanrı bana bu imkanı ve gücü verdiği müddetçe bu çalışmaya devam edeceğim. Bu benim sözüm” dedim. O da aynı şeyi söyledi; “Tanrı bana da bu gücü ve imkanı verdiği müddetçe ben her zaman hazırım.” dedi. Ve sonra kendisinden ülkesi hakkında değerli bilgiler almaya devam ettik.


Eğitim kurumları var ama bizden çok farklı. Bizdeki okullar adeta öğretmemek için her imkana sahipler. Onlarda kitaba benzer şeyler var ama daha önemlisi her türlü bilgiye sahip ve elaltında bulunan her zaman kullanılabilen araçları var. Bu araçlar yardımı ile istenilen her bilgi, istenilen seviye ve miktarda öğrenilebiliyor. Öğrenme çok kolay ve basit yöntemlerle sağlanıyor. Bizdeki kadar zor ve yorucu değil. Belli bir maksatla bilgi öğrenilmek istendiği için bir gereksizlik hali yok. Öncelikle bilgiyi öğrenmek ihtiyacı içinde olanlara yaşam bilgisi, ruh bilgisi veriliyor. Bu konu çok önemli. Herkesin kendini, Rab’ bini, hayatını ve yaşamının maksadını bilmesi gerekiyor. Öncelikle bu ruh bilgisi öğretiliyor. Sonra çalışma yapılması gereken konu veya konularda uzmanlaşılıyor. Ulaşım bir problem değil. Bu sorunu çözmüşler. Öncelikle kendi bedenlerini bir yerden bir yere anında taşıyabiliyorlar. Bunun için ruh güçlerini kullanmaları gerekiyor. Bu genel bir durum. Bunu yapamayanlar var ama azınlıkta. Bunlar daha ziyade çocuklar. Teorik olarak bu yöntemi çok sık kullanmak bedende arızaya sebep olabiliyor. Böylece o beden kaybedilebiliyor. Bunu bildikleri için bu yöntemi sık kullanmıyorlar. Ama gelişmiş aletleri vasıtası ile bu amaca hizmet eden enerjiden yararlanıyorlar ve zahmetsizce kendilerini ve eşyalarını bu enerjilerin yardımı ile şuurlarını yitirmeden nakledebiliyorlar. Bu yöntem ile bazı yakın gezegenlere gidebiliyorlar. Fakat bu enerjiyi kullanma imkanlarının bir sınırı var. Bu nedenle ve başka nedenlerle uzaygemileri çok önemli onlar için. Yerin altında yaşamalarının bizde oluşan imaj ile bir ilgisi yok. Onlar da Güneş’ ten, yıldızlardan, yağmurda ıslanmaktan yararlanmak istiyorlar ve bu nedenle gün ışığından, yıldızlardan bizde olduğundan çok daha fazla yararlanıyorlar. Yeraltı ile yerüstü arasındaki tabaka bu konuda bir engel değil, bir sorun değil. O tabakayı bir kenara koymuşlar. Ama öyle bir düzen oluşmuş ki, üzerindeki tabaka varlığına halel gelmeden Güneş ışığını, yağmuru aynen geçiriyor. Bu arada üzerindeki Güneş’ i de izleyebiliyorlar.


Evvel emirde bir kitaba, bir peygambere, din bilgisine sahip olmamışlar. Buna gerek duyulmamış. Çünkü Rab’ lerini daima bilmişler. Zaten Rab’ leri öyle bir medeniyet kurmuş en başta. Kendi içlerinde nisbeten hataya düşenler varsa da asla bu, bir insanı öldürme, hayvan öldürme veya düzenleri bozma şeklinde cereyan etmiyor. Bizdeki gibi adalet düzenleri ve hapishane sistemi yok. Evet onlar insan ve bizim gibi tuvalet disiplinine sahipler yani dışkılıyorlar. Ama kendilerini kontrol altında tuttukları için bu konuda bizlerdeki gibi sıkıntıya veya problemlere sahip değiller . Son olarak kendisine “bu Celse odasına kendisini ışınlayıp gelebileceğini” söylüyorum. Bu, teorik olarak mümkün ama pratik olarak adeta imkansız. Prensip meselesinden de öte Rab’ bin verilmiş bir emri var. Galip’ i örnek veriyor. “O da gerekirse kendisini yeryüzünde gösterebilir ve O’ nun imkanları bizimkinden kat be kat daha fazla ama O böyle bir şeyi yapmıyor. Neden?” diye soruyor. O zaman işi daha iyi kavrıyorum. Kısaca şu anda böyle olması gerekiyor. Vakti zamanı gelince biz gideriz. O zaman “Niye geldin” diyecek hali yok ya. Bu gecelik bu kadar. Ailesine selam iletiyorum.

——————————————————————————–

 

Kaynak : Agarta 1, Yazar: Ö. S. Ayçiçek


Celse: 4 (12.11.1991)
Bu akşam tamamiyle Üstadımızın Muzaffer Kınalı’ nın yüksek varlığı ile konuştum. Dünyanın ve Ülkemin sorunlarını sordum önce Bir bütün olarak cevap aldım: “Dünyanın bir cehenneme dönüştüğünü, bu cehennemi topyekün değiştirme arzusu ve çalışması içinde olduklarını, arzularının dünyasal bir arzu olmadığını ve sonuç doğurduğunu” söyledi. Hayırlı olaylar içinde Agartalılar bize yardım edecekler, kendi bilgilerini ve tekniklerini bize vermeyecekler fakat bize yol yordam gösterecekler. O çağda doğru ve yanlış birbirinden ayrılmış olacak ve yeryüzünde artık yanlışın yapılmasına izin verilmeyecek. Çünkü dünyayı cehenneme çeviren biziz, Sebep sonuç yasası işliyor. Bu hal ancak bir süre devam edecek. İnsanlar artık yanlışa sapmayacaklar. Çünkü doğrular öyle bir ortaya çıkacak ki, insanlar bundan ibret alacaklar. Semiyun’ u soruyorum : “Sizi bu çalışmanın içine iten yine biziz” diyor. Üstadımız. Umarım bundan almamız gereken nasibi alırız. Semiyun’ un da pek değerli bir varlık olduğunu hatırlatıyor.

Celse: 5 (22.11.1991)
Bu gece genel olarak Semiyun kardeşim ile görüştüm. Aşağıda arz ediyorum:
Onlarda da evlilik kurumu var. Ama onlar bu kurumu karşılıklı güvensizlik ortamına dayandırmamışlar. Bu nedenle garanti için herhangi bir kağıda imza atmıyorlar. Kaderleri icabı neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar. Bir araya geliyorlar ve evlilik hayatı yaşıyorlar. Bu yaşantıdan ancak hayır ortaya çıkıyor. Birkaç yüzyıllık hayatları boyunca bir kere de evlenen var, yüz kere de. Ama bu, bizim nefsani ve cinsel yaklaşımımızın çok dışındaki bir değerlendirme. Onlarda asla kıskanma, nefsani yaklaşım, çekememe gibi duygular olmadığı için ayrılmalarda toplum düzenini bozucu bir durum yok. Ve ayrılmalar bir kavga veya kötü durum neticesinde olmuyor. Ancak daha yüksek bir hayır için ayrılma oluyor. Onlarda asla aynı anda iki kişi ile evlilik olmuyor. Bu çok ilkel ve nefsani bir düşünce. Bu evlilik tarzı asla dejenere değil ve toplumlarını bozmuyor. Aksi halde zaten bu günlere gelemezlerdi.


Onlar da uykuya ihtiyaç duyuyorlar. Ama örneğin, Semiyun günde en fazla 1.5-2 saat uyuyor. Dolaysıyla bizlerden daha hızlı tekamül ediyorlar. Onlar vücudun yaşaması için gerekli olan ve uykuda bizim aldığımız şarj edici enerjileri uyanıkken de alabiliyorlar ve dolaysıyla daima dinç olabiliyorlar. Yorgunluğu bilmiyorlar. Uykuda varlıkları daha yüksek varlıkları ile bütünlük kuruyor. Bunu kolayca gerçekleştirebiliyorlar. Günlerinin geri kalan kısmını çalışarak ve sosyalizasyon ile geçiriyorlar ama onların çalışma anlayışı ve şekli bizimkinden çok değişik. Onlar çalışırken güzellik, ahenk yaratıyorlar. Mutluluğu yaşıyorlar ve çalışma asla yorucu değil bir zevk, hayatın ta kendisi. “Çalışmak ibadettir” sözünün anlamını yerine getiriyorlar ve daima ibadet halindeler. Birbirleri ile biraraya geliyorlar.


Robotlar kullanıyorlar. Günlük rutin işlerin yanısıra çalışmada ve teknik konularda yaygın bir şekilde bunlardan yararlanabiliyorlar. Robotlarının bir miktar düşünme kapasitesi bile var. Ama duygulardan ve ruhtan yoksunlar. Gerektiğinde bir robotla bile konuşuyorlar. Robotlar değişik şekillerde ve bu şekillerde estetik anlayışı var. Sanatlarını bizimkiler ile karşılaştırmaya imkan yok. Gerçekten sanatları var ve bu sanatlar bizimkilerinden çok değişik. Örneğin; Semiyun kitap okuyor ama bizimkinden çok farklı bir şekilde. Bizim kitaplarımız onlar için ağırlık. Onlar bilgiyi kolayca alabiliyorlar. Bizim kullandığımız şekilde kitap kullanmıyorlar.


Çalışırken veya herhangi bir durumda birisiyle, sözgelimi eşiyle istediği anda yüzyüze görüşebilir. Bunun için saate benzetebildiğimiz, yanlarında taşıdıkları aletleri var ve onu kullanmak suretiyle istedikleri yere anında gidebiliyorlar. Bu aletler daha büyük ana aletler ile ilişkili ve böylece lokal aletleri var. Bu aletler teoride bozulabiliyorlar. Ama sistem öyle bir kurulmuş ki, bozulmalarına imkan yok. Bu imkan ile yeryüzündeki herhangi bir yere anında gidebiliyorlar. Kendi Ekol’ ümüzün bir görevlisi olarak orada doğmuş olabilir. Oranın doğal sakinlerinden biri de olabilir. Bunun önemi yok. Her iki halde de şu anda oranın insanı.


“Üstatlar Heyeti” onların medeniyetlerini yönetiyor. Ama onlar Üstadımız seviyesinde değiller, arada çok çok büyük fark var ve onların Üstadımız seviyesinde olmalarına gerek yok. Üstadımızın görevi ve durumu çok değişik. Ellerinde dünya insanlarının moral, negatif, pozitif durumlarını toplam olarak değerlendiren aletler ve imkanlar var. Daha bilmediğimiz pek çok değer ölçüleri ile insanlığı sürekli inceliyorlar. Hakkımızdaki her türlü bilgiye sahipler ve bu konuda oluşturulmuş çalışma ekipleri var. Bu konu onlar için çok önemli. Dolaysıyla Üstadımız ve ekibinin yaptığı çalışmaların kendi seviylerine uygun olan kısımlarını değerlendiriyorlar ve ellerinde bu hayırlı neticeler var. “Üstadımızdan Allah razı olsun” diyorlar.


Bizim dünyamızın cin toplumu ile ilişki içindeler. Ortak çalışmaları var. Onların yüksek seviyeleri ile ilişki içindeler ve bizim seviyemize uygun alemlerinin görevlileri ile de ilişkideler. Cin toplumu da çok gelişmiş, kendi maddelerinin imkanlarından çok iyi yararlanıyorlar ve çok güçlü, kudretli bir topluluk oluşturuyorlar. Semiyun ile görüşmemizi burada tamamladık.
 

Kaynak : Agarta 2, Yazar: Ö. S. Ayçiçek
Önsöz

Birinci kitabın ardından ikincisini yayınlıyor olmanın kıvancını yaşıyoruz. Bu ikinci kitapta bilgilerin gelişerek zenginleştiğine tanık olduk. Ve her konuyu ayrı bir celsede ele almak suretiyle konu bütünlüğü sağladık. Kitabın bizce önemli bir yönü de Kuran -Agartalıları- Peygamberimiz ilişkisinin birkaç celsede ele almış olmasıdır.
Kuran Agartalılardan bahsetmiştir. 27/82. ayet şöyledir : ” O söz başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o onlara insanların ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söylerler.” bu ayetle ilgili olarak değerli hocamız Yaşar Nuri Öztürk “Kurandaki İslam” isimli kitabının 171. ve 172. sayfalarında şöyle diyor. “S- 82.-85. ayetlerde bahsedilen Dabbetül-arz nedir?
C- bunun ne olduğunu bugünkü bilgilerimizle keşfetmemiz kolay değildir. bu konuda hadis diye ileri sürülen sözlerin tümü hiçbir dayanağı olmayan rivayetlerdir.
Dabbetül- Arz’ ın, Kur’ an açısından bir iman konusu olarak bizi bağlayan yanı şöyle verilmiştir. “O söz üstlerine indiği zaman onlara yerden bir Dabbe (canlı) çıkarırız; o onlara insanların ayetlerimize iyice inanmadıklarını söyler. O gün her ümmetin içinden ayetlerimizi yalanlayanlardan bir zümre derleriz de onlar toplu halde ortaya sürülürler.Geldiklerine Allah onlara :’ Ayetlerimizi, onlara ilminiz yeterli olmadığı için inkar mı ettini, yoksa ne yaptınız?’ der. İşledikleri zulümler yüzünden o söz tepelerime inmiştir. Artık tek kelime söyleyemezler.”
Dabbetül- Arz’ ı bir sembol kabul ederek bununla trene, tanka vs. işaret edildiğini söyleyenler olmuştur. Kur’ an’ daki 19 rakamına dayalı matematiksel kod mucizesini keşfeden Reşad Halife’ ye göre Dabbetül- Arz, bilgisayara işaret etmektedir. Elbetteki bunlar tenkide açık tespitlerdir. Gerçek olan şudur : Bu ayetler bize Dabbetül- Arz’ ın çıkacağını ve bu mahlukla kıyamet arasında bir ilişkinin kesin olduğunu gösteriyor. Biz, işte buna inanmak zorundayız. Konumuz Agarta Uygarlığı olmakla birlikte ilişkin olduğu için burada küçük parantez açalım : Bir çağ değişikliği ile bu Dabbetül-Arz arasında çok yakın bir ilişki vardır. 82. ayetin ardından 83. ve 84. ayetlerde şöyle denilmektedir. “O gün her ümmet içinde ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat toplarız. Onlar bir araya getirilip tutuklanarak (ilahi huzura) sevk edilirler. Geldikleri zaman Allah onlara der: Ayetlerimizi onlara ilminiz yeterli olmadığı için inkar mı ettiniz yoksa ne yaptınız.”
Burada dikkat çeken bir husus şudur. İnkar edenler, kısaca; Allah’ ın ilmine göre yeryüzü sahnesini terk etmesi gereken kötüler ilahi aleme alınırken iyiler ne olacaktır? İşte onlar; her ümmet içindeki iyiler yeryüzünde kalacak ve kimilerinin Altınçağ, kimilerin Mutluluk Çağı dediği yeni bir çağ bu olayların arkasından başlıyacaktır. İşte bu arada Dabbetül-Arz da yeryüzü insanlığına kendisi göstererek tanıtacaktır.
Peki Kuran’ da geçen bu Dabbetül-Arz kimdir?
Yerden çıkacak olan bu varlık fiziki olmak durumundadır. Çünkü sudan yaratılmış olması bunu gerektirir. Ve bu varlık şuurludur. İnsana fiziki bir varlık örnek teşkil edecekse bu kim olabilir? En mükemmel surette yaratılan ve fiziki bir varlık olan insana ancak yine fiziki bir varlığn örnek olması kıyas kavramı gereği şarttır. İyi ama insana yaratılmışlıkta laf söyleme ve örnek olmak işini hangi fiziki varlık üstlenebilir? Bu yine insandan başkası olamaz. Aksi insanların en mükemmel surette yaratıldığını söylen Kuran hükmüne aykırı olurdu. Örnek ama daha latif bir insan ve insan topluluğu. İşte bu topluluk Agarta isanlığıdır. Yeryüzü insanlığına 27/82. Ayette örnek olacak Dabbetül-Arz Agarta insanlığıdır. Bu konuda bize göre en iyi tefsiri Elmalılı yapmıştır. Elmalılı büyük tefsirinde şöyle diyor: “Allah her dabbeyi sudan yaratmıştır. Bir kısmı sürünürken, bir kısmı da dört ayak üzerine yürür. (Nur: 45) ayetinden anlaşıldığı üzere her hayvan için kullanılır. Hayvanın eşanlamlısı gibidir. “Yeryüzünde hiçbir dabbe (canlı) yokki rızkı Allah’ a ait olmasın.” (Enam: 38) dan anlaşılan da budur. Dolayısıyla hayvan gibi olan insan için de bu tabir kullanılabilir. Bu ayette “dabbe”nin belirsiz isim olması bunun bildiğimiz dabbelerden bambaşka bir dabbe olduğunu hatıra getirmektedir: “Onlarla konuşan dabbe” tanımlamasından anlaşılan ise, bunun konuşan hayvan, yani insan olmasıdır. Yapılan yorumlar da bu düzlemdedir. Kesin olan şey, bir dabbe olmasıdır. Şüphesiz Kur’ an’ da ‘dabbe’ denildiği için dabbedir, “Konuşan dabbe” buyrulması ise bunun bir insan olmasını belirtmek için açık bir ipucudur.
Ebu Hureyre’ den (r.a.) aktarılan bir hadiste Resulallah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Dabbet’ ül-arz, Musa’ nın asası ve Süleyman’ ın mührü beraberinde olarak çıkacak. Mühür ile müminin yüzünü parlatacak, asa ile kafirin burnunu kıracak. İnsanlar sofraya toplanacak, mümin ve kafir tanınacak. ” Bu hadise göre de dabbe, maddi manevi olağanüstü bir güç ve saltanatla ortaya çıkıp büyük bir islam devleti kuracak bir köktencidir. Kuşkusuz, Musa’ nın asasına ve Süleyman’ ın mührü ne sahip olan zat, büyük bir şahsiyet olacaktır. Hem de şerlilerden değil, hayırlılardan olacak. Çünkü müminin yüzünü güldürecek, kafirin burnunu kıracaktır, Ayette “insanların bizim ayetlerimize tam inanmadıklarını konuşur.’ (Neml: 82) buyurulması da bunu gerektirmektedir. Şu halde buna dabbe denilmesinin nedeni, onun kafirlere karşı haşin olacağını ve Allah Teala açısından sıradan bir dabbe çıkarmak gibi kolay olduğunu anlatmaktır.”
Tefsirden de anlışalcağı gibi Kuran’ a göre yer altında yaşayan bir insan varlığı, insanlık mevcuttur. Eğer sözü geçen hadis doğruysa bu insanlık sembolik olarak Musa’ nın asasına ve Süleyman’ ın mührüne sahiptir. Yani çok kudretli bir uygarlığa sahiptir. Ve bu yüksek uygarlık Allah’ a tam inanan, maddi manevi zenginliğe erişmiş bir uygarlık olmak durumundadır. İşte bu uygarlığın veya Dabbetül-Arz’ ın ismi Agarta’ dır. Ve orada Agarta insanlığı yaşamaktadır. Kitapların içeriğinden de anlaşılacağı gibi Agarta Uygarlığı bir anlamda Musa’ nın asasına, Süleyman’ nın mührüne sahip kudrettedir. Agarta Uygarlığı bugün neden kendisini yeryüzü insanlığına tanıtmaya başlamıştır? Kuran’ a göre bunun yeni bir dönem ile tam ilişkisi vardır. Belki de dünya insanlığı her bakımdan “İnsan” a ulaşmış Agartalıları görerek kendi yaşayışına bir çeki düzen verecektir. Bu nedenle Agartalıların insanlığa tanıtılması gerekmektedir.
Bu tanıma nasıl olacaktır?
Elbette bu işte hafiften başlayarak gittikçe yükselen bir dozaj ayarlaması olacaktır. İlk başlarda bu şekilde kitaplar halinde tanım planlanmıştır. Burada belli bir seviye elde edildikten sonra her yönüyle açık tanıtımlara geçilecektir. İşte elinizdeki bu ikinci kitap bu yüksek amaçların içinde yer almış unsurlardan bir tanesidir. Burada değinilecek ikinci husus bu ilişki şeklinin okuyucular için açık ve anlamlı hale getirilmesidir.birinci kitabın önsözünde bu ilişki şeklini yani kitabın nasıl bir ilişki ile yazıldığını İbn-ül Arabi’ den örnek vererek açıklamıştık. Aslında insan varlığının doğal yapısı içindeki yüksek yetenekleri kullanmasına şaşmamak gerekir. Çünkü insan “en mükemmel” olandır. Bu halde çevresindeki her türlü yaratılmış ile ilişkiye geçebilir. Mevlana’ nın dediği gibi bir kerpiçle (çamura saman karıştırılarak yapılan tuğla) konuşabilir. Şimdi yine tasavvufa dayalı olarak başka örnekler vereceğiz. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname’nin 115. Sayfasında şöyle diyor : “Eğer konuşan nefs rahmani ahlaklarla vasıflanıp, Hakkani özel bilgilerle kuvvet bulursa, yavaş yavaş yeme ve uykuyu azaltıp, bedeni kuvvetlerin tasallutundan kurtulup, gazap ve şehvetine galip olursa; o zaman kendi alemini arzu kılıp, başlangıç ve sonuna karşılık gelir. Uyku ve uyanıklık halinde ona yönelip, ondan gizli bilgiler alıp, geçmiş ve gelecek işler olan dünyevi mugayyegatı bilir. Zira bu nefs, o aklın aynası olup, bilgilerin nakışlarını alıp, keşif ehli olur. Öyle olur ki, konuşan nefs, başlangıcından bir işi alıp, hayal etme kuvveti onu kendine uygun surete benzetip, o suret aynen ondan müşterek hisse gelir. Ondan tahayyül madenine çeşitli suretler akseder. Şu halde konuşan nefs, onda; güzellik, latafet ve azametle acaib suretler ve garip şekiller müşahade edip, onlarla konuşur. Yahud kimseyi görmeyip, ancak düzenli kelimeler ve güzel seslerle ölçülü nağmeler işitir. Eğer adı geçen işler, uyku esnasında ortaya çıkarsa, sadık rüyadır. Eğer uyku ile uyanıklık arasında olursa, vakıadır. Eğer nefs, uyku esnasında başlangıcına mukabil olmayıp, bu durumları vasıtalarla görürse, karışık rüyadır ki, tahayyüller ve evhamdır. Benzersiz melekut nurlar ve alevlenmiş yardımlar için manasız iner. Kudsi şualar, istidadlı nefsler ve mücerretleri üzerine yayılır ve ulaşır. Kapının açılması, Allah ismiyle kapı çalanlara hasıldır. Şimdi, bu ruhani cihan lezzetlerini inkar edip, fasid hayaller zanneden basiretsiz, cimanın lezzetini inkar eden cinsiyetsize benzemiştir.”
Gerçekten de yaklaşık iki yüz çeşit ilişki (algılama, medyumluk) şeklini bir kısmını Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bize veriyor. Bunlar; görmek, düzenli kelimeler işitmek, güzel sesler, ölçülü nağmeler işitmek şeklidedir. Fakat bunlar insanın üstüne “kudsi şualar”, “melekut nurlar”, “alevlenmiş yardımlar” kısaca “bilginin enerji şeklinde insana gelmesi ve insanda dünya unsurlarına dönüşmesi” şeklinde iner. Sonra onlar yukardaki hal ile algılanır veya “istidadlı nefsler” yani yüksek vazifeli rehberler insanın üzerine yayılırlar. Ve bu bilgi alışverişi bu şekilde oluşur. Dahası İbrahim Hakkı Hazretleri bunları “cihan lezzetleri” olarak tanımlıyor ve “bunları basit hayaller zannedenleri” biraz da kibar olmayan bir dille basiretsizlikle niteliyor.
Gerçekten öyledir.
İşte bu şekilde insanın kendi aleminin ötesindeki alem halklarıyla fiziki veya ruhani olarak kurduğu ilişki neticesi oluşan bilgi alma şeklini bilim adamımız Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ” 400 soruda İslam” isimli kitabının 32. ve 33. Sayfalarında “kurumsal olmayan vahiy”, “ilhamsal bilgi” veya “vasıtasız bilgi” olarak nitelendiriyor. İbn-ül Arabi ise bunun ” keşfi bilgi” olarak tanımlamaktadır. İşte bu şekilde “hal ehliyeti” kullanarak bu çalışmanın ikinci kitabını yayınlamış bulunuyoruz. Önsözden de anlışılacağı gibi Yüce Kuran’ a ve tasavvufa dayanarak söylemeye çalıştığımız şudur: Bu bilgi vardır ve gerçektir. Bu bilgiyi alma yolu vardır ve bunlar gerçektir.
Bu kitap alemlere rahmet olan insanlığa ait gerçeğin bilgisini anlatmaktadır.
Selam ve sevgiler.
Ömer Sami Ayçiçek

Kaynak : Agarta 2, Yazar: Ö. S. Ayçiçek
Celse: 46 (27.8.1993)

Semiyum: İyi akşamlar dilerim. Suallerinize geçebilirsiniz.
Soru: İyi akşamlar. Şimdi nispeten size yakın bir bölgede, Aksaray’ dayız. Herhalde bu bölgenin altında şehriniz vardır diye düşünüyorum, ne dersiniz?
Semiyum: Yanlış düşünmüyorsunuz. Bu bölgede çok önemli şehirlerimiz mevcuttur. Ama konu yine de düşündüğünüz tarzda değildir. Yani tam anlamıyla “bu bölgenin altında bir şehir vardır” diye düşünmek doğru değildir. Çünkü genel olarak bütün bu bölge Agarta bölgesidir ve bu bölge içinde birkaç şehrimiz mevcuttur.
Soru: Kapıların olduğu bölgelerde Agarta alanı çoğalıyor mu, genişliyor mu, diğer bölgelere nazaran efendim?
Semiyum: Evet genişlemektedir. Ama bunun ciddi bir espirisi yoktur.
Soru: Bir celsemizde dünyada dolaşan Agartalılardan bahsedilmişti ve bunların insanlara kendilerini belli etmeden dolaşmaları söz konusuydu. Bu nasıl oluyor efendim? Yani, şu bildiğimiz sokakta herhangi bir Agartalı zaman zaman yürüyor diyebilir miyiz?
Semiyum: Diyebilirsiniz. Zaman zaman Agartalılar bu şekilde dünyanın bütün bölgelerinde ve şehirlerinde bir maksat üzerine bulunmaktadır. Sizin onları tanımanız adeta imkansızdır. Bugüne kadar bir olay meydana gelmemiştir. Biz nispeten sizin zaman zaman başvurduğunuz kamufle edici tedbirleri almaktayız. Doğal olarak bizim gelişmiş medeniyetimizin imkanları ölçüsünde yapılan kamuflaj, bu kişileri adeta sizden biri durumuna sokmaktadır. Dolaysıyla sizler asla bu ayrımı yapabilecek durumda olmamaktasınız. ama bazı bögelerde kendi doğal halleri ile Agartalı arkadaşlarımız, kardeşlerimiz dolaşmaktadır. Bu, fiziksel çekiciliğin dışında bir ayrıcalık yaratmamıştır. Onları gören insanlar gerçekten güzel insanlar ile karşılaştıklarını düşünmüşler, bunların Agarta’ dan gelen, başka medeniyete ait insanlar olabileceklerini akıllarına bile getirmemişlerdir. Çünkü dış görünüşümüz sizinkinden herhangi bir farkılık arz etmemektedir. Saç hususu ise tamamen farklıdır. Ama dünyanızda da nispeten bizim gibi başında saçı olmayan insanlar çok fazladır.
Soru: Ama şimdi tamamen saçsız bir Agartalı bayanın insanlar arasında dolaştığını söyleyemezsiniz. O dikkati çeker diye düşünüyorum.
Semiyum: Haklısınız. Bu sözlerim daha ziyade erkekler içindi. Ama bu tür örnekler çok olmuştur ve dünya insanlığının yaklaşımı yukarıda söylediğim şekilde olmuştur. Bayanlar için adeta saç veya buna benzer bir şey kullanmak zaruridir ki, arkadaşlarımız bu tür kamufle edici unsurları sürekli kullanmaktadırlar. Ama bunun ayırt edilmesine gerçekten imkan yoktur. Çünkü kamuflaj adeta mükemmeldir.
Soru: Peki kamuflajın dışında başka yollar var mı efendim?
Semiyum: Evet vardır. Bu sizin anlayışınıza uygun en basit ifade şeklidir. Bizler, sizlerin arasında görünmez bir hale rahatlıkla dolaşmaktayız. Sizleri görmekte, her şeyinizi en yakından incelemekte ama size kendimizi göstermemekteyiz. Bir Agartalının bir anda bulunduğu ortam içinde görünmez hale gelmesi zor bir şey değildir. Bunu hem kendi ruhsal gücüyle yapabileceği gibi, hem de elindeki alete düşüncesi ile anında komut vermek suretiyle vibrasyonel seviyesini bir derece yükselttiğinde, yani vücudunun moleküllerinin birbirinden bir parça ayırdığında sizler için Agartalı o insan görünmez hale gelecektir. Ama onun algılamasında ve gözlemlemesinde hiçbir değişiklik olmayacaktır. Bu çok sık kullanılan bir yoldur. Ama bunu sizin farketmeniz imkansızdır.
Soru: Zannedersem bunun dışında dünyanın herhangi bir yerini evinizden, odanızdan, kısaca Agarta’ dan rahatlıkla, çok yönlü olarak gözlemleyebilme imkanına sahipsiniz efendim?
Semiyum: Bu, konunun bir başka boyutunu ihtiva eder.Sözleriniz doğrudur. Gelişmişlik düzeyimiz buna imkan vermektedir. Bu nedenlerle bizler, sizler hakkında, sizin henüz bilemediğiniz pek çok şeyi bilmeke ve sizi yine aklınıza getiremedğiniz çok çeşitli yönlerden sürekli olarak incelemekteyiz. Bu konu, bahsettiğim gibi bizler için son derece önemlidir ve sırf bu maksada yönelik olarak geniş çalışma gruplarımız oluşmuştur. Bu çalışma grupları siz yeryüzüne gelmediğiniz andan itibaren sizleri sürekli olarak incelemekte, izlemekte ve zaman zaman da sizleri yine farkında olmadığınız bir şekilde hayra doğru yönlendirmektedirler.
Soru: Tabii Adem’ den sonrayı kastediyorsunuz, öyle değil mi efendim?
Semiyum: Sizler için Adem’ den sonrayı kastediyoruz. Ama bundan milyon yıl önce de yeryüzünde yaşayanlar vardı. Onları her türlü incelemeye tabi tuttuk. Bugün de sizlerin dışında yine yeryüzünde yaşayanlar pek çok uygarlığı izlemeye ve incelemeye devam etmekteyiz. Bu maksatlarla hazırlanmış planlarımız, çalışma gruplarımız mevcuttur.
Soru: Şuurlu İnanç’ ta bir bilgi vardı; “Bir dünyadan bir çok dünyalar halinde istifade” konusuydu bu. Yani sizlerin, bizlerin dışında bu dünyada nispeten denizlerin altında olsun, dağların içinde, dışında olsun, gerek bu fiziki bedenlere yakın bedenlerle, gerekse bunun vibrasyonel olarak bir miktar üst veya alt seviyelerdeki yapılaşmalar içinde de yaşayanlar var. Efendim buna bir sınır koymak mümkün mü?
Semiyum: Evet mümkündür. Sözlerinize katılıyorum. Ama fizik bedenli yaşayanları konumuz içinde ele almak daha uygun olur. Bunun dışına çıktığınızda bir anlamda dünyanın da dışına çıkmış oluruz. Sizin dışınızda yine yeraltında, yeryüzünde dağların içinde, denizlerin altında pek çok yaşayan uygarlıklar vardır. Bunların bir kısmının gelişmişlik seviyesi ve şuur seviyesi sizden fazla, büyük bir kısmının ise sizden geridir. Dünyadan sorumlu olan ilahi alem görevlileri tarafından siz insanlardan saklı tutulmaktadırlar. Zamanı geldiğinde bütün bu farklı yaşam biçimlerini tanıma imkanınız olacaktır. Bu konuda biz elimizdeki bilgilerin bir kısmını sizinle seve seve paylaşmaya hazırız.
Soru: Peki efendim daha önce konuşmuştuk: Yaklaşık iki milyon yıldır bu dünyadasınız, Agartalılar olarak bu dünyada yaşıyorsunuz. Gelişmişlik seviyenize bağlı olarak Rab’ bin emri ile yeraltına indiniz ve yeryüzünü bize bıraktınız. Fakat dünyaya gelmeden önce Agartalılar neredeydi? Sözgelimi Samanyolu’ ndaki bir başka gezegende miydiler efendim?
Semiyum: Aslına bakarsanız bir tek gezegenden bahsetmek doğru olmaz. Sayı söylemeyeyim ama gerek Samanyolu içinde, gerekse Samanyolu’ nun dışındaki kendi bedenimize uygun pek çok Agartalılar bugün de vardırlar. Ama tekrar vurguluyorum “Agartalılar” ismi sadece bu dünyada yaşayan bizlere verilen isimdir. Atalarımızın yaşadığı diğer gezegenlerdeki isimler birbirinden farklıdır. Ama bizce en önemli husus hepimizin insan olmamızda yatmaktadır.Bizler insanız ve insanlık çok geniş bir aile olarak kainatta pek çok fiziki gezegende yaşamaktadır. Bizim “A” veya “B” gezegeninden geldiğimizi söylememizin şu anda ciddi bir önemi yoktur. Belki daha sonra hangi gezegenden buraya geldiğimizi söylemek imkanımız olacaktır.
Soru: Ama o zaman şöyle söyleyeyim. Bütün kainatlardaki gezegenlerde yaşayan insan dediğimiz varlığın fiziki kalıbına bir takım farklılıklar var mı efendim?
Semiyum: Elbette vardır ama bunlar onun “insan” olma vasfını zedelemeyecek ufak tefek farklılıklardır. Çok daha faklı bedenler vardır ve zaten onlar insan bedeni olmayıp konumuzun kapsamı dışındadırlar.
Soru: Peki efendim insanlık ilk kez kainatta bir fiziki gezegende mi üredi?
Semiyum: Bu soruya evet veya hayır diye bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü konu sizin dünyasal düşüncenizin bir hayli ötesindedir.
Soru: Peki ne demek gerekir efendim?
Semiyum: Konu o kadar geniş kapsamlıdır ki, şu aşamada bundan bahsetmek bu konuya ışık tutmak açısından faydalı olmayacaktır. Daha ziyade bu, ruhsal çalışmaların konusuna girmektedir. Bizim konumuzun tamamen kapsamı dışındadır.
Soru: Efendim kısa bir celse oldu, daha bir iki sorum olmakla birlikte konu bütünlüğü bozmamak için burada bırakmayı uygun buluyorum.
Semiyum: Bizce de uygundur. En kısa sürede görüşmek ümidiyle iyi geceler dilerim.

BÖLÜMLER
1.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta/
2.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-2-bolum/
3.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-3-bolum/
4.Bölüm: https://www.evreningizemleri.com/dunyanin-icindeki-dunya-agarta-4-bolum/

Hiçbir yazı/ resim  izinsiz olarak kullanılamaz!!  Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL’ a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla  siteden alıntı yapılabilir. © 1998 Cetin BAL – GSM:+90  05366063183 -Turkiye/Denizli 


Like it? Share with your friends!

What's Your Reaction?

hate hate
1168
hate
confused confused
584
confused
fail fail
146
fail
fun fun
1460
fun
geeky geeky
1314
geeky
love love
876
love
lol lol
1022
lol
omg omg
584
omg
win win
146
win