9 KERE LEYLA VE LİLİTH FİLM ANALİZİ


490
823 shares, 490 points

Eminim ki artık ispatlarıyla birlikte anlaşıldığını düşündüğüm bir konu var o da, artık okült ve ezoterik konular çok ilgi görüyor ve Türk sinemasında bu yöne doğru yönelmeler başladı.
Ezoterik içerikli yapım sayısı şu ana kadar parmak sayımızı geçmese de özellikle son dönemde çok sağlam içerikler ortaya konmaya başlandı. Hakan muhafız, 9 kere Leyla yani Lilith ve ne olduğunu anlamak zor olan Atiye dizisi şu an için içinde Ezoterizm ve Mitoloji barındıran birkaç filmden yalnızca 3’ü olduğunu söyleyebiliriz.

Fakat ortada çok büyük bir sorun var, bu yapımların kurgu senaryo ve çekim anlamında ne kadar yeterli olduğu ve bu ezoterik içeriklere uygun mantıkta olup olmadığı.

https://www.youtube.com/watch?v=8kYqD1vGBd0

Bu konuda ciddi anlamda boşverci davrandığımız ve izleyen kitlelerin bilincinin ne denli yüksek olduğunu biliyor olmamız gerekli ve boşverci olmamamız gerekli diye düşünüyorum.

Biraz kinayeyle karışık olan bu analizimde 9 kere leyla filmini ele alacağız.
Ve emin olun ki çok çok şaşırdığım, hayretler içerisinde kaldığım ve neden böylesine ağır bir kadro ve prodüksiyon ile böylesine olgunlaşmamış meyve misali bir film ortaya koymuşlar çözemedim değerli arkadaşlar.

Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve TRT radyo programlarımdan yakından tanıdığım Fırat Tanış’a hürmetimden elimden geldiğince elle tutulur şeyler söylemeye çalışacağım.

Haydi hemen geçelim
Ağır spoiler içerecek olan yorumlarımıza 🙂

Tabi bazı sahneler de malesef zihnimize kazındı nasıl kurtulacağımızı bilmiyorum, işte bunun gibi 🙂

Film, elbette ki bir takım anlatımlarla giriş yapıyor ve şeytan külliyatının aklanması gibi bir takım sözler de içeriyor. Tabi bu bir film elbette ki bazı yönergeleri olacak anlatacaklar ama konu daha başlangıç aşamasında Dijitürk, Netflix ve birçok portalda yer bulan Lucifer dizisinde ele alınan Havva ve Lilith birleşkesini incil külliyatından uyarlayarak yola çıkıldığı belli oluyor.

En derin arzunuz sorusu da malesef ki Lucifer dizisinden uçup gelen bir soru, kimse kusura bakmasın. İnsanların gözünün içine bakıp en derin arzun nedir sorusunu eminim ki hepiniz Lucifer dizisinde en az bir kere izlemişsinizdir.
Tabi ayrıca yine elde var bir psikolog 🙂 Tıpkısının aynısı.

KISACA BAHSEDELİM

Adem ve psikolog birlikteler, evin hanımı bu durumu anlamamak için elinden geleni yapsa da, Adem bir akşam çok içtikten sonra ayrılmak istediğini itiraf edip karısını yine inandıramayınca, “merdiven sahnesi başlıyor,” merdivenlerden evin hanımının düşme sahnesinde filmin gidişatına dair önemli bir açık veriliyor.

Şu an gördüğünüz fotodaki kim ? Evin hanımı yani Demet Akbağ değil. Tabi ki bu düşme sahnesinde dublör kullanılıyor ama izleyici gözünde gerçeklik kayboluyor. Yani videonun başında söylediğim özensizlik bu sahnede göz göre göre yaşanıyor malesef…
devam edelim.

Filmin birçok sahnesinde sembolizim yönergeler de kullanılıyor tabi bu semboller filmin konusuyla ilgili olduğundan az bile kullanıldığını düşünüyorum fakat filmin sosyal mesajı her ne kadar kadınlara yönelik şiddeti konu alsa da aslen Lilith’in yanlış anlaşıldığını dikte ediyor. Bunu en bariz filmin son sahnesinde görebilirsiniz.

Bu arada filmde sürekli havadan düşen ademin amcası ve hemen akabindeki klipvari şarkı faslı bir türlü bitmiyor malesef.

Filmi sevmemenin benim için önemli bir nedeni şu: Kadın katliamının yapıldığı bir ülkede genç ve şuh sevgilisiyle evlenebilmek için karısını seri öldürme girişimlerinde bulunan aşırı zengin bir adamın hikayesi olması ve bu konu bana göre aşırı bayat bir konu.
Aslında bu bir “risk” , göze alınıyorsa eğer ve bir komedi filmiyse en azından gerçekten komik olmalı.

Kara mizahın gücünden de mesafesinden de iyi biçimde yararlanabilmelisiniz. O mizah mesafesi zaten en olmayacak anlarda gülmenin yarattığı suçluluk hissini, hem karakterler hem de öykü üzerine düşündürerek dengeler. Hem sürükler hem de düşündürür. Verilecek mesajlar da öykü ve karakterler düzenine yedirilir. Diyalog ve dış ses aracılığıyla başa sona serpme mesajsa zaten yapısı gereği “teatral” olan bir filmi hantallaştırıyor. hatta çok çok ağırlaştırıyor.

Hiç kimse kusura bakmasın ama bu filmde beni güldürmeyi başarabilen tek karakter ve isim Fırat Tanış oldu. Ayrıca filmde işlediği karakter gereği biraz daha fazla ezoterik karakteristik yetenek beklerdik, Lilililililitin oğluysa eğer.

Film belirli anlarda ciddi anlamda komik ama bu anlar resmen sayılabilir, geriye kalan sahneler ise vasat ve keşke olmasaydı arasında gidip geliyor.

Devamında filimin son sahnelerinde Lilith yani Demet Akbağ gençleşiyor ama verilen efekt o kadar basit ve kötü ki resmen Demet Akbağ’a bakamıyorsunuz, Demet Akbağ’ın kendi orjinal görüntüsü verilen efektten çok daha iyi.

Yani tam da bundan bahsediyorum arkadaşlar, yapamıyorsanız bırakın ellemeyin veya tekrar tekrar deneyin bazı kaçan sahneler malesef koskoca filmi tökezletiyor.

Bu kısımdaki mesajlar da, olduğu gibi kabul ettiğimizde bile, oldukça tartışmalı aslında. Demet Akbağ’ın canlandırdığı mitolojik Lilith (Havva’dan önceki ilk kadın, Adem’in ilk eşi) Leyla karakteri bir yandan “erkeklik bir hastalıktır,” diyor. Burada toplumsal cinsiyet anlamında erkeklikten bahsettiğini anlıyoruz. Hemen akabinde “cinsiyet meselesi değil zihniyet meselesi” diye sözünü etkisizleştiriyor.

Hayır bal gibi de cinsiyet meselesi ama erkeklerin kötü, kadınların melek olduğu varsayımından hareketle değil, bir toplumsal cinsiyet meselesi. Sona doğru da erkekleri kocaman yürekleri, iki pışpışla dünyaları önünüze sermeye hazır çocuksu yanları nedeniyle övüyor. E bunlar da zaten “erkeği idare eden kadındır, kadının fendi erkeği yener” söyleminin yeniden üretiminden başka bir şey değil. Yani mesajın hem bunca yığılmışlığı kötü, hem de mesajlar çelişkili ve yanlış.

Mesele hikâyenin malzemesinde değil, bakış açısında. Haluk Bilginer’in oynadığı geçkin çapkın baş karakter de, Elçin Sangu’nun canlandırdığı narsisistik, paragöz, arzu nesnesi öteki kadın Nergis de, yine çok başarılı diğer oyuncularca canlandırılan tüm diğer karakterler de karikatür düzeyinin üzerine çıkamıyor. Üstelik (Ezop) Ezel Akay’ın genellikle yaratmayı başardığı absürt masal dünyasına özgü bir basitlik, netlik değil bu.

Karakterler ataerkil söylemin yeniden yeniden inşası dışında bir şeye hizmet etmedikleri için arada ettikleri aforizmik sözler de işlevsiz oluyor. Daha fenası da, espriler komik değil. Düşene gülmek yerine düşene gülündüğü hissini göze sokacak cinsten.


“9 Kere Leyla” izlerken dokuz doğurtan, hem ele aldığı meseleye yaklaşımı hem de dramaturjisi bakımından sorunlu bir film bana göre. Bu görüş filmi çeşitli düzeylerde seven ya da sevecek olanlarda bir baskı yaratmamalı elbette.

Onca insanın emeğidir, hatta umarım salt bu nedenle olsun bir kısım seyirciyle daha iyi bir bağ kurar. Sinema dünyamızın en renkli hikâye anlatıcılarından biri olan Ezel Akay’ın da uzun yıllar özgün dünyasını bizlerle paylaşmasını, daha pek çok filme renkli imzasını atmasını dilerim.


Like it? Share with your friends!

490
823 shares, 490 points

What's Your Reaction?

hate hate
190
hate
confused confused
762
confused
fail fail
476
fail
fun fun
381
fun
geeky geeky
286
geeky
love love
953
love
lol lol
95
lol
omg omg
762
omg
win win
476
win
Editor

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Choose A Format
Personality quiz
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Trivia quiz
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Countdown
The Classic Internet Countdowns
Open List
Submit your own item and vote up for the best submission
Ranked List
Upvote or downvote to decide the best list item
Meme
Upload your own images to make custom memes
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF
Gif
GIF format